![]() |
Siyasette bazen öyle olaylar yaşanır ki, insan duyduğunda önce şaka zanneder. Buyurun başlıyoruz... Yer, CHP Genel Merkezi... Düşünün... Bir kişi CHP Genel Merkezi'ne geliyor. Kendisine bir oda ayarlıyor. Kapısına el yazısıyla "Halkla İlişkiler Sorumlusu" yazıyor. Gelen giden misafirlerini kabul ediyor. Yetmiyor, soranlara da büyük bir özgüvenle, "Beni genel başkanımız Kemal Bey atadı" diyor. Bu noktadan sonra olay adeta absürt bir tiyatro oyununa dönüşüyor. İş büyüyünce CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na soruluyor. İşte o andan sonra bütün hikâye çöküyor. Asıl soru şu: Türkiye'nin en büyük muhalefet partisinde yaşanan bu tablo, siyasi rekabetten bağımsız olarak üzerinde düşünülmesi gereken bir krize işaret ediyor. CHP İdari işlerin dikkati olmasa belki aylarca "hayalet halkla ilişkiler sorumlusu" olarak misafirlerini makam odasında kabul edecek bir kişiden söz ediyorum. Çünkü mesele o kişinin kim olduğu değil. Bir ülkede devlet kurumlarında sahte memur görmek ne kadar vahimse, bir siyasi partinin genel merkezinde sahte yönetici görmek de o kadar vahimdir.
Tam da bu şekilde dumanı üstünde tüten sıcak bir hadise var.
Ankara...
Balgat...
Buraya dikkat!
El yazısıyla...
Çünkü ortada ne resmi bir görevlendirme var ne de parti yönetiminin bilgisi...
Cevap net:
"Hayır, böyle bir atama yapmadım."
Bir anda "atanmış halkla ilişkiler sorumlusu" apar topar genel merkezden çıkarılıyor.
Üstelik kollarından tutularak...
Bir siyasi partinin genel merkezinde herhangi bir kişi nasıl oluyor da kendisine makam oluşturabiliyor?
Nasıl oluyor da kapıya unvan yazabiliyor?
Nasıl oluyor da günlerce insan kabul edebiliyor?
Ve daha önemlisi, kimse bunu günlerce fark etmiyor ya da fark ettiği halde sorgulamıyor?
Mesele, bir kişinin kendisini görevli ilan edip makam sahibi gibi davranabilmesine imkân veren o ortam..
Ortada trajikomik bir hikâye var.
Ama gülüp geçilecek bir hikâye değil.
VELHASIL: bilmediğimi bildiğim için, öteki insanlardan akıllıyım. - Sokrates