![]() |
Cenevre’nin Gizli Defteri: Sağlığı Kim Fonluyor? Uluslararası sağlık politikalarını belirleyen DSÖ’nün bütçe protestoları devletlerden çok özel vakıfların elinde. Peki, faturayı ödeyenlerin küresel sağlıktan beklentisi ne? İlk yazımda bir gerçeğin altını çizmiştim: Artık dünyayı tankla, topla değil; krizlerle ve o krizlerin yarattığı korku psikolojisiyle yönetiyorlar. Küresel sistem, "toplum sağlığı" örtüsü altında ulus devletlerin egemenlik alanlarına müdahale ederken meşruiyetini ise tek bir odaktan alıyor: Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ). Peki, milyarlarca insanın hayatını, seyahat özgürlüğünü, ekonomisini ve hatta bedenini doğrudan etkileyen kararlar alan bu DSÖ, gücünü kimden alıyor? Daha da önemlisi: Bu örgütün çarkları kimin parasıyla dönüyor? Gelin, komplo teorilerini bir kenara bırakıp doğrudan DSÖ’nün resmi bütçe verilerine, yani paranın izine bakalım. Çünkü ekonomi politiğin ilk kuralıdır: Parayı veren, düdüğü çalar. Devletlerin Değil, Özel Güçlerin Örgütü DSÖ’nün bütçe yapısı iki temel kaynaktan oluşur: Üye ülkelerin ödediği zorunlu üyelik aidatları ve tamamen "gönüllülük" esasına dayalı bağışlar. Madalyonun ilk yüzü şok edici: Örgütün bağımsızlığını koruması gereken, üye devletlerin ödediği zorunlu aidatlar toplam bütçenin sadece çok küçük bir azınlığını oluşturuyor. Geriye kalan devasa çoğunluk ise tamamen "gönüllü bağışlar" ile finanse ediliyor. Peki kim bu gönüllüler? Bir Vakıf, Devletlerin Önüne Nasıl Geçer? Resmi verilere göre örgütün en büyük finansörleri arasında yıllardır ilk sıralar hiç değişmiyor: Amerika Birleşik Devletleri ve Bill & Melinda Gates Vakfı. Öyle bir tabloyla karşı karşıyayız ki, Bill & Melinda Gates Vakfı tek başına sağladığı devasa gönüllü katkıyla küresel sağlığın en büyük fonlayıcısı konumunda. Hemen ardından ise yine aynı vakıf tarafından fonlanan ve küresel aşı ittifakı olarak bilinen yapılar geliyor. Şimdi durup düşünelim: Almanya, İngiltere, Fransa, Japonya gibi devasa ekonomilere sahip koskoca devletler; küresel sağlık politikalarını belirleyen bir örgütte, tek bir şahsın kontrolündeki özel bir vakıftan daha az söz hakkına sahip duruma düşürülmüştür. Küresel bir kriz anında DSÖ, bütçesini sağlayan bu özel fonların vizyonuna mı hizmet eder, yoksa geçim derdine düşen yerel esnafın çıkarlarına mı? "Şartlı Bağış" Tuzağı Mesele sadece paranın miktarı değil, paranın nasıl verildiğidir. DSÖ’ye yapılan bu gönüllü bağışların ezici çoğunluğu "şartlı bağış" statüsündedir. Yani parayı veren aktör şöyle der: "Sana bu parayı veriyorum ama bunu Afrika’daki temiz su krizine veya temel sağlık altyapısına kafana göre harcayamazsın. Benim belirlediğim projeye, benim işaret ettiğim ilaç ve tıbbi AR-GE’ye harcayacaksın." İşte bağımsızlık tam da bu noktada teslim ediliyor. Örgüt, küresel öncelikleri kendi bağımsız bilimsel süzgecinden geçirerek değil, büyük sermayenin sipariş ettiği başlıklar üzerinden belirliyor. Bir virüsün neden bir gecede "dünyanın en büyük tehdidi" ilan edildiğini, küresel ilaç pazarlarının nasıl bir anda yönlendirildiğini anlamak için bu şartlı bütçe mantığını okumak yeterlidir. Bağımsızlık Sağlıktan Başlar Bu yapı bize net bir şeyi gösteriyor: Küresel sağlık sistemi ticari, diplomatik ve hegemonik çıkarların çarpışma alanıdır. Sağlık politikaları, finansörlerin vizyonuna göre dizayn edilmektedir. Bugünlerde DSÖ çatısı altında dayatılmaya çalışılan küresel "Pandemi Anlaşması" tam da bu egemenlik devrinin hukuki kılıfıdır. Yarın ulusal sınır kapılarımızın kapanıp kapanmayacağına Cenevre'deki fon fonlayıcıları değil, Ankara karar vermelidir. Egemenliğini korumak isteyen ulus devletlerin yapması gereken ilk şey, kendi ulusal sağlık ve bilim kapasitelerini güçlendirmektir. Kararları Cenevre’deki plazalardan alan değil; kendi laboratuvarından, kendi yerli üreticisinden ve bağımsız bilim insanından alan bir Türkiye, yarının kriz manipülasyonlarına karşı en güvenli sığınaktır.