![]() |
Bizim ülkede sabah uyanmak bile bir tartışmayla başlıyor. Alarm çalıyor… sen alarma bağırıyorsun: Sokağa çıkıyorsun... Trafikte herkesin bir acelesi var ama herkes nereye yetiştiğini unutmuş. Market kuyruğuna giriyorsun… Önündeki adam kasiyere değil, hayata hesap soruyor: Toplum olarak sinirlerimiz, bildirim sesi açık telefon gibi: Biz eleştiriyi yanlış anlamış bir milletiz. Birine diyorsun ki: Biz hatayı şöyle algılıyoruz: Bir de eleştiri kabul edememe hastalığımız var… Öz eleştiri mi? Toplum olarak konuşmuyoruz aslında… Ama hayal et: Var ya… Ütopya mı? Evet. O yüzden küçük başlayalım: Kim bilir… Ama acele etmeyelim…
“NE BAĞIRIYORSUN SABAH SABAH?!”
Yani gün daha başlamadan ilk kavgayı teknolojiyle yapmış oluyorsun.
Telefon bile diyor ki: “Ben sadece saatim abi, bu öfke ne?”
Kırmızı ışıkta bekleyen adama arkadan korna çalıyorlar.
Adam ne yapsın? Işığı mı dövsün?
Bizde korna bir iletişim dili:
“Kalk”
“Çekil”
“Yaşa”
“Öl”
Hepsi aynı tuş.
“BU DOMATES NEDEN BÖYLE?!”
Kasiyer de içinden:
“Abi ben üretmedim, ben de şaşkınım…”
En ufak titreşimde “KİM LAN O?” diye zıplıyoruz.
Bizde eleştiri şöyle ilerliyor:
Konu: Çöpü yere attın.
Sonuç: “Sen zaten karakter olarak çöp bir insansın.”
“Bunu şöyle yapsan daha iyi olur.”
Ama ton şu:
“Senin yaptığın her şey hatalı, hatta varoluşun bile bir hata.”
Yani davranışı değil, adamın fabrikasını kapatıyoruz.
Adam da haklı olarak savunmaya geçiyor:
“Ben yanlışsam sen neyin doğrususun?”
Hop! Tartışma büyüyor, konu çöp atmaktan çıkıp aile soy ağacına kadar gidiyor.
“Hata yaptın” = “Sen kötü bir insansın”
Halbuki normal dünyada:
“Hata yaptın” = “İnsansın”
Ama hastalık demek bile hafif kalır, bu bizde yaşam tarzı.
Birine diyorsun:
“Burada yanlış yapmış olabilirsin.”
Cevap anında:
“YOOO!”
O “YOOO” var ya…
Bir insanın hayatındaki bütün sorumlulukları reddettiği an. Adam yanlış yapmıyor çünkü…
Evren yanlış, fizik kuralları yanlış, yerçekimi bile hatalı ama o doğru.
O bizde mitolojik bir şey. Ejderha gören var, öz eleştiri yapan yok. Kimse aynaya bakıp demiyor ki:
“Bugün biraz boş yapmış olabilirim.”
Yok.
Biz aynaya bakınca sadece şunu görüyoruz:
“Haklı bir insan.”
Hatta o kadar haklıyız ki…
Tartışmada karşı tarafı dinlemiyoruz bile.
Sadece cevap vermek için nefes almasını bekliyoruz.
Bir susuyor…
Biz: “HA ŞİMDİ SIRA BENDE!”
Sıra kapıyoruz.
Bir gün herkes sadece şunu yapsa:
Bağırmadan konuşsa…
İnsanı değil, davranışı eleştirse…
Ve arada bir “Acaba ben de biraz saçmalıyor olabilir miyim?” dese…
Trafikte korna yerine kuş sesi duyarız.
Market kuyruğunda insanlar birbirine “siz geçin” der.
Hastanede insanlar birbirine moral verir… doktorlar şaşırır.
Ama biz zaten şu an distopyanın mahalle versiyonunda yaşıyoruz.
Bugün kimseye bağırma.
Yarın birine “haklı olabilirsin” de.
Öbür gün aynaya bakıp “sakin ol şampiyon” diye kendine seslen.
Belki bir gün topluca sinir krizinden çıkıp
“normal insan” moduna geçeriz.
Biz daha birbirimize normal ses tonuyla konuşmayı yeni deneyeceğiz.