![]() |
Her zaman ağır ve kritik meseleleri yazacak değilim. Terörle mücadelenin hâlâ sürdüğü, fakat artık mesafe alındığı dönemler… Dönemin İçişleri Bakanı, Jandarma’nın son operasyonları hakkında bilgi almak ister ve bürokratlarından brifing talep eder. Söz, dönemin Jandarma Komutanı’na gelir. * * * * Komutan her zamanki resmî selamını verip ekranın başına geçer. * * * * Büyük ekrana mağaraya yapılan operasyonun görüntüleri yansır. Tam o sırada Bakan görüntüyü durdurur. * * * * Komutan görüntüyü tekrar başa aldırır. Kısa bir şaşkınlık olur. Doğrusu o gün görüntüler mi karıştı, yoksa yoğunluk içinde bir anlık dikkat eksikliği mi oldu, bunu öğrenemedim ama bu olayın aynıyla yaşandığının altını çizebilirim. ABD, ATOM BOMBASI KULLANABİLİR! “ABD - İran savaşı nereye kadar gider?” diye sordum devlet tecrübesi yüksek, iktidarın etkin bir ismine. Bu bir kehanet değil, soğuk bir devlet aklının ihtimal hesabıydı. NE YAR, NE SER AMA... Seçim sonuçlarını tek başına belirleyen bir unsur yok; ekonomi, liderlik, toplumun ruh hâli, muhalefetin performansı ve dünyadaki gelişmeler seçmeni etkileyen önemli başlıklar. Türkiye’de seçmenin önemli bir bölümü istikrar arayışıyla hareket eder. * * * * Tabii 25 yıla yaklaşan bir iktidarın yıpranma payı da var. Uzun süre yönetimde kalmak beraberinde eleştirileri, beklentileri ve memnuniyetsizlikleri getirir. Ama işin diğer tarafı da var: İktidarın altyapı yatırımları, savunma sanayiindeki ilerlemeler, ulaşım projeleri ve bazı alanlardaki reformları hâlâ birçok seçmen tarafından güçlü bir referans olarak görülüyor. Tüm yıpranmalara rağmen iktidarın yüzde 30'lar civarında olması iktidardan çok muhalefetin politika üretememesine bağlanabilir. * * * * İktidar, seçime doğru emeklilere yapılacak iyi bir zamla oylarını yeniden toparlayabileceğini düşünüyor. Ancak özelikle emekli seçmen bu siyasi pratiğin farkında ve bu kez daha temkinli. Kırılan gönüllerin yalnızca zamla onarılabileceği varsayılıyor ama ayazda kaldığı günleri seçmenin kolay kolay unutmayacağı bir seçim yaşayacağız. Bir başka kritik başlık ise bürokrasi… Parlamenter rejimden yarı başkanlık sistemine geçiş yalnızca siyaseti değil, doğal olarak bürokratik akışı da etkiledi. * * * * Bu sürecin yönetiminde Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü, Büyükelçi Hasan Doğan’ın dikkat çekici bir rolü oldu, oluyor... Doğan yalnızca cumhurbaşkanlığını gençlere açma, çocuk oyunları, söyleşiler, ramazan etkinlikleri gibi sosyal alanlarda adım atan bir isim olmadı. Aynı zamanda parlamenter sistem dönemindeki Başbakanlık Müsteşarlığı fonksiyonunu adeta fahri olarak üstlenmek durumunda kaldı. Bugünün gerçekliğiyle ifade etmek gerekirse bu rol; bakanlar üstü bir koordinasyon, bir anlamda başbakan yardımcılığı, hatta kimi zaman cumhurbaşkanı yardımcılığı etkisi taşıyan bir pozisyon. Haliyle yönetim ve koordinasyon açısından kritik katkılar ve hamleler de geldi. Ve birçok bakanlıkta bir bakan yardımcısının ya da bir genel müdürün koltuğa oturmasında Hasan Doğan’ın tavassutu, süzgeci ya da radarına girmesi etkili- belirleyici oldu. Bu güç bir yönüyle geçiş dönemi sancısı yaşayan bürokrasi ile siyasetin daha akışkan ilerlemesini sağladı. Hakkını teslim etmek gerekir: * * * * Diğer tarafta ise muhalefetin dağınık görüntüsü dikkat çekiyor. Farklı siyasi çizgiler, ortak bir vizyon oluşturma zorluğu ve liderlik tartışmaları muhalefetin toplum nezdindeki ikna gücünü zayıflatabiliyor. Güçlü ve net bir alternatif sunulamadığında, iktidarın avantajı devam edebiliyor. Muhalefetin bir koç başı yok. * * * * Sonuç olarak “iktidar yeniden iktidar olur mu?” sorusunun cevabı siyasal tartışmalardan çok seçmenin sandık öncesi kriterlerine bağlı. Eskiden serden geçip, yardan geçmezmiş insan. İktidar yeniden iktidar olmak istiyorsa işe "parmak sallamayı" bırakmakla başlamalı. VELHASIL: Ne geçmiş var, ne gelecek. Ne geçmişe bak üzül, ne de geleceğe bak tasalan. İçinde bulunduğun anı yaşa; çünkü o an varsın..." - MEVLANA
Bu kez yüzünüzde küçük bir tebessüm oluşturacak bir olayı anlatayım.
Yer: İçişleri Bakanlığı.
Tarih: Çok eskiler değil ama yine de bir zamanlar.
“Sayın Bakanım, arz etmek isterim ki operasyon yaptığımız bölgede bulunan 7 terörist etkisiz hale getirilmiştir.”
Bakan hemen sorar:
“Görüntüler var mı?”
Komutan hiç tereddüt etmeden cevap verir:
“Elbette efendim.”
Bakan da, “O halde görüntüler üzerinden gidelim,” diyerek operasyonu izlemek ister.
Komutan anlatmaya devam eder:
“Sayın Bakanım, görüntülerde de görüldüğü gibi mağarada bulunan 7 terörist uyarılarımıza rağmen ateş açmaya devam edince tamamı etkisiz hale getirilmiştir.”
“Komutanım,” der, “görüntüde iki terörist ellerini kaldırmış, teslim oluyor gibi görünüyor. Eğer hepsi etkisiz hale geldiyse bu iki kişi kim?”
Dikkatle bakınca gerçekten de iki kişinin mağaradan sağ çıktığı görülür.
Ama komutan çabuk toparlanır ve kendinden emin bir ifadeyle şöyle der:
“Efendim… onlar sonradan iç kanamadan gidenler.”
Bu cevap salonda bir anda kahkaha tufanı koparır.
Başta Bakan olmak üzere herkes gülmeye başlar.
Bir an durdu.
Cümlelerini tartarak konuştu:
“Eğer ABD, İran’la baş edemeyeceğini anlarsa mesele çok daha tehlikeli bir aşamaya gider. O noktada nükleer seçenek bile masaya gelebilir.”
Tarih gösteriyor ki büyük güçler, savaşları çoğu zaman kazandıkları için değil; kaybetme ihtimali belirdiğinde büyütürler.
İşte dünyayı asıl tedirgin eden ihtimal de tam olarak bu.
Belirsizlik dönemlerinde insanlar çoğu zaman bildikleri ve deneyimledikleri yönetimlere yönelir. Bu durum uzun süredir iktidarda olan siyasi hareketler için önemli bir avantajdır.
Ama diğer yönüyle Hasan Doğan’ı parti içindeki bazı kliklerin de hedefi haline getirdi.
Bu kadar ultra güç ve etkiye rağmen Hasan Doğan herhangi bir klik ya da güç odağına -yaslanmadan - ya da o güç unsurlarının güdümüne girmeden Cumhurbaşkanı’na sadık kaldı.
İmamoğlu kritik bir adaydı, içeride.
Mansur Yavaş kritik bir isim, geriye çekildi- çektirildi.
Muhalefetin elinde CHP Lideri Özgür Özel kaldı.
Beklenenden daha çetin ceviz çıktığı ortada ama bir gözüyle İmamoğlu'nu, diğer gözüyle Yavaş'ı denetlemekten tabiri caizse şaşı olacak.
Enerjisini- potansiyelini bu iki kritik isimi idare etmekten muhalefet yapmaya yeterince zaman ayıramıyor.
1. parti kararsızlar...
Seçmen şimdilik ne yardan ne serden geçiyor ama...
Geçmiş yüzyıllara aldanmayın...
Leyla - Mecnun ya da Şirin - Aslı çağını bitirdi bu yüzyıl.
Ama aynı insanın oğlu - kızı artık finalde serden değil, yardan geçme eğiliminde!
Çünkü...
O parmak sallananlar, o parmaklarıyla oy verecekler!
Parmakları da beyin ve kalpleri yönetir!