![]() |
Medeniyetten Neyi Anlamalıyız Önce medeniyet denilen değerler manzumesi ile alakalı bir belirleme yapmak isteriz. Medeniyet, “adalet severlik, insanca iyi ve ferah yaşayış, şehirlilik, yaşayışta, ictimâî münasebetlerde, ilim, fen ve san’atta tekâmül etmiş cemiyetlerin hâli”. Bir başka tanımlamaya göre medeniyet, “bir millet ve toplumun maddi ve manevi varlığına ait üstün niteliklerden, değerlerden, fikir ve sanat hayatındaki çalışmalardan, ilim, teknik, sanayi, ticaret vb. sahalardaki nimetlerden yararlanarak ulaştığı bolluk, rahatlık ve güvenlik içindeki hayat tarzı, yaşama şekli, medenilik, uygarlık”. Bugün, insan hakları ile alakalı her türlü gelişmeler, insancıllık, kadın hakları, hukuk devleti, demokrasi, cumhuriyet, hürriyet, eşitlik, medeniyet, insan onuru, kısacası her türlü insani değerler medeniyetin en belirgin göstergeleridir. Adalet, hukuki eşitlik, hoşgörü, çoğulculuk, bu medeniyetin en cazip belirtileridir. Teknolojik gelişmelerle sağlanan refah düzeyi ve refahın yayılması, bu medeniyetin diğer albenili tezahürleridir. Batı Medeniyetine Duyulan Tepkiler ve Düzülen Methiyeler Türkiye’de ve Batı dışı devletlerde Batı medeniyetine yönelik iki tür tepki mevcuttur. Birincisi Batı medeniyetine methiyeler düzenler, hayran olanlar, tabiri caizse tapanlar. Bunlar, genellikle, kendi toplumlarını ve Batılı toplumlar dışında kalan diğer toplumları, geri, çağdışı, medeniyetten uzak görürler. En azından, bu toplumların çoğunluğunun bu şekilde olduğuna inanırlar, bu yönde çok katı kanaatlere sahiptirler. Bu fikirleri savunanların bazıları, Batılılar gibi düşünüyor, onlar gibi yaşıyorlar, kendilerini içinde yaşadıkları toplumun genelinden farklı bir konuma oturtuyorlar: “Biz çağdaş, ilerici insanlarız, bizim gibi olmayanlar, gerici, ilkel, bağnaz, yobaz, zenk-ü sefa nedir belemez kişilerdir” diyorlar. Bazıları, Batılı toplumlara hayranlık beslerler. Onlar gibi olamadıklarına hayıflanırlar. Hep Batılılar gibi olma hayali içinde yaşarlar. Batılı gibi olamamanın ezikliğini yaşarlar. Batı hayranları, her türlü iyiliklerin, güzelliklerin, medeniyetin, refahın, güvenin, doğruluğun, faziletin, erdemin, ahlâkın, adaletin, eşitliğin, demokrasinin, hukuk devletinin, insancıllığın, insan onurunun, insan haklarının, özellikle de kadın hakları ve çocuk haklarının, kısaca her türlü insani değerin Batılı toplumlarda mevcut olduğuna inanırlar. İkincisi, Batılı toplumları, Batı medeniyetini lanetleyenler, her türlü kötülüğün anası, kaynağı olarak görenler. Bu kesimdekiler, Batılı toplumların, medeni görünümlü güzellik makyajı altında bin bir türlü lanetli işlerin, kötülüklerin, çirkefliklerin, şeytanlıkların gizlendiğine inanırlar. Batının medeni görünümlü vahşi kimliğini benimseyen, nimetlerinden, güzel görünümlü yaşantılarından faydalanan, sefahat denizinde yüzen kesim, Batı medeniyetini tüm dünyanın örnek ve imrenilecek düzeyde makbul olduğuna inanırlar. Tüm insani değerlerin sadece kendilerinde olduğuna inanırlar. Bunu teyit eden akademik eserler yazarlar, teoriler geliştirirler. Kısaca en süslü ve albenili kavramlarla, kendilerini dünyaya pazarlarlar. Batı medeniyetinin cari olduğu ülkelerde yaşayan bazı insanlar, içinde bulundukları devletlerin yöneticilerinin, bazı etkili kuruluşların, varlıklı kesimlerin vahşiyane politika ve uygulamalarına vicdani tepkiler verirler. Bu tepkiyi verenlerin ortak noktası, vicdani hassasiyettir. Yani yukarıda bahsi edilen insani değerlerle çelişen politika ve uygulamalara, bir diğer ifadeyle ikiyüzlü, iki kimlikli münafıkane yapılara ve uygulamalara tepki verirler. Yani insan hakları deyip de bazı insanların haklarını gasp eden, çocuk hakları deyip, masum çocukları hunharca katleden, demokrasi ve hürriyet getireceğim deyip ülkeleri işgal eden politika ve uygulamalara, vicdanlarının sesini dinleyerek tepki verirler. Peki, bu iki telakkiden hangisi doğrudur? Batı medeniyetine topyekün tepki verenler tamamen haksız olmadıkları gibi, destek verenlerin de kısmen haklı oldukları bazı hususlar vardır. Bu cümle biraz çelişki gibi görünse de, biraz ayrıntılı bilgi verildiğinde, çelişkinin olmadığı ortaya çıkacaktır. Batı Medeniyetinin İki Şubesi Önce Batı medeniyeti içinde yer alan bazı (vicdanlı) kesimleri bu kirlilik kapsamına dâhil etmemek için Batı medeniyeti ile alakalı bir tasnif yapmak isteriz. Esasen Batı medeniyeti denilince tek bir yapı anlaşılmamalıdır. Batı medeniyeti içinde yaşayan insanlar, en genel belirlemeyle iki tür kesimi içinde barındırır. Birincisi vicdan sahibi olanlar, insan haklarını ve diğer insani değerleri sahici manada savunanlardır. İkincisi Batı medeniyetini, en vahşi haliyle yaşayanlar, savunanlar. Bunlar kendilerini, diğer kesimlerden üstün görenler, haklı olmanın ölçütü olarak güçlülüğü kabul edenlerdir. Bu konuda Bir İslam Âlimi mealen şöyle belirlemeler yapmaktadır. Batı medeniyetinde iki tür insan grubu mevcuttur. Birincisi, Batıda İsevîlik din-i hakikisinden ve İslâmiyet’ten aldıkları feyizlerle insanların toplumsal hayatına faydalı olan san’atları, adalet ve hakkaniyete hizmet eden fenleri, ilimleri takip eden insanlardır. Bunlarda vicdan, hak ve adalet hissi ön plandadır. Gazze’de yaşanan soykırım fiillerine, katliamlara tepki verenler bu grupta yer almaktadırlar. Bu kesimde yer alanlar, formel ve informel eğitimler yoluyla edindikleri insan hakları ve diğer insani değerlerle belli bir hassasiyet düzeyine erişmişlerdir. Bu hassasiyetler, onları haksızlıklar karşısında vicdani hassasiyet göstermelerini, tepki vermelerini sağlamaktadır. İkinci tür Batılı insanlar, dini reddeden Materyalist tabiat felsefesinin karanlığıyla, medeniyetin kötülüklerini güzellik zannederek, sefahat ve dalalet bataklığında boğulanlardır. Her türlü günah, sefahat, dinsizlik, materyalizm çamuruyla kirlenen bu ikinci Batı medeniyeti müntesipleri, insanları sefahat ve dalalet çamuruyla kirletiyorlar. Sefahat, vicdansızlık ve dalalette sınır tanımayan bu kesimdekiler Batı medeniyetinin canavar ruhlu kesimini temsil etmektedirler. Canavarlaşan Batı Medeniyetinin Dayandığı Bazı Temel İlkeler Şunlardır: (1) Dayandığı temel nokta “hak ve adalet değil, sadece kuvvet”tir. Hiçbir sınır tanımayan, her hal ve şart altında kendisini haklı görerek salt “kuvveti esas alma” ilkesinin zorunlu neticesi başkalarının haklarına tecavüzdür. İngiliz düşünür Lord Acton’un “Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlak yozlaştırır” sözü tam da bunu ifade eder. (2) Temel hedefi “menfaat”tir. Salt menfaati esas almanın zorunlu neticesi şudur: “İnsanların ellerinde mevcut olanlar, doyumsuz arzularına, tatmin olmayan şehvetlerine kâfi gelmediğinden, menfaatlerinin her ne yolla olursa olsun elde edilmesi ve korunması için bu insanların sürekli boğuşmaları, mücadele etmeleri ve gaspa yönelmeleridir”. “Menfaat üzerine dönen siyaset canavardır” sözü bunu veciz şekilde ifade etmektedir. (3) Hayata dair temel ilkesi mücadele, çatışma ve sürekli savaş halidir. Burada ortaya çıkan durum şudur: “Hayat bir mücadeleden ibarettir”. Bu süreçte sergilenen yardımlaşma ve dayanışma, bu mücadelede galip gelmek içindir. Bu ilkenin neticesi şudur: “sürekli çatışma, savaş, mücadele etmek, bu yolla güçlülerin zayıfları ezmesi, mallarını, canlarını gasp etmesidir”. Kısaca “sosyal Darwinizm”dir. Bu zeminde haklı olmanın ölçütü adalet ve haklı olmak değil, güçlü olmaktır. Yani güçlü olan her zaman haklıdır. Güçlüler, zayıfların mallarını, canlarını, ülkelerini gasp etmeyi kendileri için en tabii (doğal), olağan hak olarak bilirler. Bunlar, haklarını korumak için direnen zayıfları, derhal terörist ilan ederek, onları en vahşi yöntemlerle yok etmeyi kendileri için en insani(!) hak olarak görürler. (4) Toplumları meydana getiren bireyleri birbirlerine bağlayan bağlar, ırkçılık ve menfî milliyet fikridir. Irkçılığın zorunlu neticesi, kendisini üstün gördüğü için, aşağı ırk ya da tür olarak gördükleri diğer insanları yutmak, ezmek, yok etmektir. Nazizm ve Siyonizm bunun en bariz misalleridir. (5) Bütün bu ilkelerin nihai neticesi, meyvesi, tatminsiz nefsin, şehvetin sapkınlığa varan arzularının tatmin edilmesidir. İnsanların ihtiyaçları maksimum düzeylere çıkarılarak bunların elde edilmesi için her türlü yola başvurmaları meşru görülmektedir. Nefsin her türlü heveslerinin, arzularının tatmin edilmesi yönündeki yoğun çabaların neticesinin bir yönü ise Epstein kapsamında yaşananlardır. Bu ikinci tür medeniyette yer alan ve güç, menfaat ve mücadeleye odaklanan insanlarda vicdan ve merhamet yoktur. Şayet bir insanın kalbinden hürmet ve merhamet çıkarsa, vicdan yok olursa, akıl ve zekâ o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar haline getirir. Batı medeniyetinin bu ikinci şubesi, dini hassasiyetlerin haricine çıkarak, her türlü günahlara, haramlara, insani olmayan davranışlara yöneldiği için, kötülükleri güzelliklere, zararları faydalara galip gelmiştir. Bu medeniyetle özdeşleşen güçlüler, tüm insanlığın ya da belli ülkelerde yaşayan insanların tamamının ya da çoğunluğunun huzurunu, refahını bozdular, sosyal adalet yok oldu, eşitlik garibanlar aleyhine ters yüz edildi. Haysiyet kırıcı tecavüzleri, her türlü bozgunculuğu, nifaka sebep olan iftiraları, vicdan ve insafı yok eden vahşetleri, her türlü ahlaksızlıkları, tecavüzleri, pedofili uygulamalarını, insan kanının içildiği vahşetleri, insanların etinin yenildiği yamyamlıkları, her türlü şeytani uygulamaları meşru gören Batı Medeniyetinin bu ikinci şubesinin dayandığı temel felsefenin, ideolojinin ne olduğunun bilinmesi önem arz etmektedir. Diğer yandan, İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği soykırımı canavarlığının, bebekleri, masum kadınları katletmesinin başta Amerika tarafından korunmasının temel sebebi nedir? sorusunun cevabı da önem arz etmektedir. Dahası, Amerika’nın İsrail’in emir eri gibi hareket ederek İsrail’in güvenliğini sağlamak için İran’a saldırmasının geri planında neler vardır? Trump hakikaten neden İsrail’in terör örgütü gibi hareket etmektedir? Diğer Batılı devletler neden soykırımcı İsrail ile onun güdümündeki güçlerin emir ve talimatları ile hareket eden Amerika’nın İran’a yönelik saldırılarına neden sessiz kalıyorlar? Epstein yapısı, başta Trump ve üst düzey eski ve yeni yöneticiler olmak üzere çoğu batılı ülkelerin devlet başkanlarını, üst düzey yöneticilerini, şantaj videolarıyla, belgelerle, her an açıklamakla tehdit ettikleri gayr-ı insani, canavarca görüntülerle esir almış olabilir mi? Mesela 8-10 yaşlarındaki çocuklara yönelik tecavüzler, belki de katledilerek kanlarının içilmesi, etlerinin yenilmesi ile alakalı şantaj görüntüleri kullanılıyor olabilir mi? Bütün bu soruların cevabı bir sonraki yazımızda olacaktır?