![]() |
Bazen bir kelime, bir ömre bedeldir. Bazen tek bir nida, insanın içindeki en derin boşluğa dokunur. Celal Karatüre’nin dudaklarından yükselen o “HU”, işte böyle bir dokunuştu. Ramazan-ı Şerif’in mahzun ama umut dolu akşamlarında göğe karışan bir ses… Sanki asırlardır aynı göğün altında edilen duaların yankısıydı. Okullarda çocuklarımızın aynı heyecanla o ilahiyi söylemesi… Küçük yüreklerin aynı kelimede birleşmesi… O anlarda sadece bir melodi duyulmadı; bir aidiyet hissi, bir kök bilinci, bir “ben buraya aitim” duygusu yükseldi. Belki de bizi en çok etkileyen buydu: Çocukların gözlerinde parlayan o tanıdık ışık. Çünkü insan, kendinden bir şey duyduğunda sesi titrer. Kalbi hızlanır. Boğazı düğümlenir. O “HU” tam da böyle düğümlendi nice boğazda. Ramazan ayı, kalbin inceldiği zamandır. İftar sofralarında paylaşılan bir hurmanın bile anlam kazandığı, teravih çıkışında edilen bir duanın göğe daha yakın hissedildiği zamandır. İşte o manevi iklimde yükselen bu ilahi, bize unuttuğumuz bir hakikati fısıldadı: Bu toprakların sesi susturulamaz; sadece bekler. Ve zamanı geldiğinde yeniden yükselir. Elbette farklı düşünenler oldu. Kamusal alanın sınırları, eğitimde tarafsızlık ilkesi, çoğulculuk hassasiyetleri konuşuldu. Bu tartışmalar demokratik bir toplumun parçasıdır. Fakat tartışmaların ötesinde bir gerçek vardı: Çocuklarımız o ilahiyi zorunluluktan değil, sevinçle söylüyordu. Sevinç taklit edilemez. Heyecan sipariş edilemez. Aidiyet öğretilemez; hissedilir. Belki de bu yüzden o “HU” bu kadar yankı buldu. Çünkü modern dünyanın gürültüsünde kaybolmaya yüz tutmuş bir iç sesi yeniden duyduk. Beton binaların, dijital ekranların, hızla akan hayatın içinde bir an durduk ve kalbimizin sesini işittik. Bir “HU” yer yerinden oynatmadı belki. Ama nice kalbi yerinden oynattı. Nice gözde yaş, nice yürekte sızı bıraktı. Nice gence, kim olduğunu hatırlattı. Ve insan kim olduğunu hatırladığında, yürüyüşü değişir. Sesi değişir. Bakışı değişir. Belki de asıl uyanış budur: Gürültü yapmadan, slogan atmadan, bir kelimeyle hatırlamak. Hatırladıkça güçlenmek. Güçlendikçe umutlanmak. Ramazan’ın rahmetiyle yoğrulmuş o “HU”, bize şunu söyledi: Bir milletin geleceği, kalbiyle kurduğu bağ kadar diridir. Ve bazen tarih, büyük cümlelerle değil; Kalpten çıkan tek bir kelimeyle yazılır.