ŞANTİYE ŞEFİ DEDİLER O ANAHTAR VERDİ
Tekin Öget

 

“Enkazdan güvenli şehirlere: 2026’ya uzanan inşa hikayesi.”

 

Bu ülke, her zor dönemde iki tür siyaset gördü.

Biri, “yapacağız, edeceğiz” diye bağırıp sonra aynı yerde kalanlar.

Diğeri ise sahaya inip, ter döküp, sözünü tutanlar.

Geçmişte de böyleydi. Bir depremde “acil konut” diye söz verenler, aylar sonra hâlâ inşaat alanında dolaşan “gösteri” projelerle halkı oyaladı.

Bazıları ise “bu iş zor” deyip kolunu sıvayanları eleştirdi; ama onların yerine kimse bir tuğla koymadı.

Ama bu ülkede bir başka çizgi daha var: sözünü tutanlar.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında, “milletin efendisi” değil, milletin yanında duranlar; yolları, barajları, konutları yaptı.

Öyle ki, bir kentin suyu, bir köyün yolu, bir ailenin evi “söz” değil, “eser” oldu.

Bugün de aynı soruyla karşı karşıyayız: söz veren mi, sözünü tutan mı?

6 Şubat 2023’te yaşanan büyük yıkımın ardından bu soru artık sadece siyasi bir tartışma değil; insan hayatıyla ilgili bir meseledir.

Siyaset laf üretirse, devlet sahada var olur.

İşte bu noktada TOKİ ve Murat Kurum’un yaptığı iş, sözünü tutmanın en somut örneğidir.

Bu ülke, enkazdan sonra sadece “yeniden yapacağız” demedi; plan yaptı, proje geliştirdi, inşa etti, teslim etti.

Bugün 2026’da 500 bin konut çekilişi konuşuluyorsa, bunun anlamı şudur:

Söz verildi, planlandı, üretildi, çekilişle teslim edildi.

Birileri konuştu; diğerleri ise anahtar verdi.

Bu ülkenin tarih boyunca güçlü olduğu şey, konuşmak değil inşa etmek olmuştur.

Roma yolları, Selçuklu kervansarayları, Osmanlı kubbeleri, Cumhuriyet’in barajları…

Hepsi aynı gerçeği gösterir: devlet, sözle değil, eserle hatırlanır.

Zor zamanlarda da bunu en iyi bilenler, kürsüde bağıranlar değil; sahaya inenler olmuştur.

Çünkü taşın, tuğlanın, betonun dili vardır: vaat etmez, taşır.

Bugün de aynı tartışma yine karşımızda: “Şantiye şefi.”

Birileri Murat Kurum için bu ifadeyi küçümsemek için kullandı.

Ama bugün görüyoruz ki bu söz hakaret değil; tam tersine görev tanımıdır.

Çünkü bu ülke, 6 Şubat’tan sonra masa başında değil, şantiyede ayağa kalktı.

Evet, Murat Kurum bir şantiye şefidir.

 

Ve evet, Türkiye de büyük bir şantiyedir.

 

Şantiye şefi demek; kürsüde konuşan değil, sahada çalışan demektir.

 

Takvim tutar, zemin raporu ister, kolon hesabı sorar, işin doğruluğunu kontrol eder.

 

Çünkü şantiyede hata, yıllar sonra cana mal olur.

 

Bunu anlamak için bir deprem enkazına bakmak yeterlidir.

 

İşte bu yüzden “şantiye şefi” diye küçümseyenlere şunu söylemek gerekir:

 

Siz, enkazdan geçen insanların acısını politik malzeme yaparken, onlar sahada insan hayatı için çalıştı.

 

Bugün bu sürecin en önemli merkezlerinden biri de TOKİ’dir.

 

TOKİ, Murat Kurum’la birlikte sadece konut yapan bir kurum olmaktan çıktı.

 

Afetlere hazırlık yapan, zemini önceleyen, şehir ölçeğinde düşünen bir kurum haline geldi.

 

Yapılan konutlar tek tip değil.

 

İhtiyaca göre tasarlanmış, altyapısı, sosyal alanları, ulaşımıyla birlikte planlanan yerleşimlerdir.

 

Yani anahtar teslim edilen her ev, aslında bir şehir parçasının teslimidir.

 

Murat Kurum döneminde TOKİ, yüz binlerce konutu sadece inşa etmekle kalmadı.

 

Vatandaşa anahtar teslim ederek, “iş bitti” anlayışını sahaya taşıdı.

 

Ve bugün 2026’da “yapamazlar” denilenlerin yerine 500 bin konut çekilişi konuşuluyor.

 

Bu çekilişler bir tören değil; eleştirilere verilen cevap gibi.

 

Her kura, “yapılmadı” diyenlere karşı somut bir belgedir.

 

“Bu kadar kısa sürede olmaz” denildi. Oldu.

 

“Bu kadar konut yapılamaz” denildi. Yapıldı.

 

Üstelik yapılan sadece konut değil.

 

Daha güvenli şehirler kuruldu.

 

Zemin etütleri yapıldı, deprem yönetmeliğine uygun yapılar inşa edildi, altyapı baştan planlandı.

 

“Şantiye şefi” diyerek alay edenlere cevap tam da buradadır:

 

Binlerce şantiyeyi aynı anda planlamak, denetlemek ve teslim etmek; masa başından değil, sahayı bilenlerin işidir.

 

Bu bir propaganda değil, bir zihniyet değişimidir.

 

Bu ülke artık sadece yaralarını sarmıyor.

 

Bir sonraki depremi de düşünerek şehir kuruyor.

 

Ve şunu herkes bilsin:

 

Bu süreçte konuşanlar çok oldu.

 

Ama unutulmaması gereken şudur:

 

Konuşmak kolaydır.

 

Ama enkazın ortasında söz verip o sözü tutmak cesaret ister.

 

Devlet geleneği lafla değil, eserle konuşur.

 

Kanuni’yi güçlü yapan, Sinan’ın eserleriydi.

 

Bugün de şehirler, sloganla değil; planla ve denetimle yükseliyor.

 

Bu anahtarlar miting hatırası değil.

 

Bu konutlar vaat değil.

 

Bunlar; verilen sözlerin, alınan sorumluluğun ve sahada geçirilen emeğin sonucudur.

 

2026 itibarıyla bu memleket hâlâ bir şantiyedir.

 

Ama artık herkes biliyor:

 

Bu şantiyede iş bilenler vardır.

 

Ve “şantiye şefi” diye küçümsenenler, bugün anahtarları vatandaşa teslim ediyor.

 

Ve unutulmamalıdır ki: Söz veren değil, sözünü tutan devlet hatırlanır. Bu şantiyede anahtar teslim edenler, laf üretenlerden çok daha uzun süre anılır.

 

Dil susar, söz biter; eser konuşur.

 

Konuşan değil, inşa eden kazanır.



Sayfa Adresi: http://www.turktime.com/yazar/santiye-sefi-dediler-o-anahtar-verdi/8205