PARA-SETA-MOL
Tekin Öget

 

“Para-seta-mol”… Adı bile insanın içini rahatlatıyor: sanki bir ağrı kesici, sanki bir şifa. Ama daha ilk bakışta şunu fark edersiniz: para, ilaç değildir; bu bir düzenin, bir sistemin, bir toplumun kendi kendine yazdığı reçete. Çünkü çağımızda para, sadece bir değişim aracı değil; aynı zamanda bir uyuşturucu. İnsanların acısını, korkusunu, çaresizliğini bastıran bir kalkan. Kimi zaman ağrı kesici gibi susturur, “daha çok kazanırsan her şey düzelir” diye avutur. Kimi zaman şiddetin baş sorumlusu olur; yoksulluğu, adaletsizliği, haksızlığı besler, insanları birbirine düşürür. Çoğu zaman da hayatların yönünü değiştiren, yıkıma sürükleyen bir güçtür; evleri, ilişkileri, değerleri, umutları ölçer, tartar, fiyatına göre değerlendirir. Ve en tehlikelisi: paranın kendisi bir gerçeklik haline gelir; insanlar “para var mı?” sorusunu “insan var mı?” sorusunun önüne koyar. İşte bu yüzden, adı ne kadar masum olursa olsun, etkisi o kadar sinsi ve yıkıcı.

 

Para-seta-mol adı tanıdık, sesi güven verici. Bir ağrı kesici gibi sunulur; yoksulluğun sızısını, işsizliğin utancını, geleceksizliğin korkusunu dindirecek denir. Devletlerin, şirketlerin, ekranların ortak reçetesidir bu. “Biraz daha çalış, biraz daha sabret, biraz daha borçlan” diye fısıldanır kulağa. Para-seta-mol kutsanır, insan beklemeye alınır. Kimse prospektüsü okumaz; çünkü küçük harflerle yazılan gerçekler, büyük yalanların yanında görünmez olur.

 

Oysa para-seta-mol ağrıyı kesmez; bilinci köreltir. İlk dozda umut verir, ikinci dozda itaati öğretir. Üçüncü dozda insan, kendi sömürüsüne alkış tutar hâle gelir. Daha çok para kazanmak için daha uzun saatler satılır ömür. Güneş doğmadan çıkılır evden, çocuklar uykuda sevilir, hayaller ertelenir—sonsuz bir pazartesiye. Bu ilacın en ağır yan etkisi vicdan felcidir. Bir maden ocağında çöken tavan “kader” diye kayda geçer. Bir işçi ölür, borsa yükselir. Bir genç diplomayla işsiz kalır, “piyasa şartları” denir. İnsan hayatı, bilanço dipnotuna sığdırılır. Ağrı bitmez; sadece yukarıdakilerin konforu bozulmasın diye aşağıdakilere yıkılır.

 

Para-seta-mol fazla dozda alındığında toplum içten içe kanar. Adalet terazisinin kefesi parayla bastırılır. Hukuk, gücü olana esner; yoksula sertleşir. Eğitim, eşitlik üretmez; sınıf çoğaltır. Hastaneler şifa dağıtmaz, cüzdan tartar. Bu yıkımın sesi yoktur ama izi derindir. Gençler valizlerinde umut değil, mecburiyet taşır. Yaşlılar, bir ömür verdikleri sistemin artığına dönüşür. İnsanlar kalabalık meydanlarda yalnızlıktan susar, evlerinde borçla konuşur. Ve hâlâ sorulmaz: Bu ağrı neden hiç dinmiyor?

 

Oysa bu hastalığın tedavisi vardır; ama reçetesi güçlüdür. Önce şunu kabul etmek gerekir: para-seta-mol şifa değildir, sadece ertelemedir. Dozu azaltmak cesaret ister. Daha az büyüme masalı, daha çok adil bölüşüm. Daha az tüketim çılgınlığı, daha çok insan onuru. Gerçek ilaç bellidir: Satın alınamayan adalet, ucuzlatılamayan emek, vergiye tabi olmayan merhamet, sistemi korkutan kanaat. Bunlar piyasada bulunmaz ama toplumu ayağa kaldırır.

Parayı cebinde taşı; vicdanında değil. Onu araç yap; ilah yapma. Çünkü para, insanı değil insan parayı taşımalıdır. Hayatın ölçüsü kazanılan para değil, paylaşılan insanlıktır. Kendine şu soruyu sor: Ben para için neyi feda ediyorum?

Bir an durup düşün: Sevgi, merhamet, onur, adalet… hangisi birikiyor, hangisi tükeniyor? Çünkü her zaman unutulmaması gereken bir gerçek var: “Mal da mülk de Allah’a aittir; müminin en değerli hazinesi ise kalbindeki insanlıktır.”

 

İşte o kalp, para-seta-mol’ün uyuşturduğu yerde bile, doğruyu duyurabilecek tek pusuladır.

 

O halde soruyorum: Ne kadar doz alıyoruz ne kadar dozda yaşıyoruz?

Eğer cevap “fazla” ise bilin ki bu, sistemden kaynaklanan bir zehirlenmedir. Ve bu zehrin panzehiri, toplumun kendi vicdanı ve sesidir.

 

 

(NOT: Yazıda kullanılan “Para-seta-mol ifadesi, gerçek bir ilaç ya da marka adı değildir; metinde kullanılan tamamen kurmaca bir metafordur.)



Sayfa Adresi: http://www.turktime.com/yazar/para-seta-mol/8197