KAFKAVARİ BİR AYNADA KENDİMİZE BAKMAK
Seyhan Korkmaz

Kafka’yı seviyoruz.
Uzaktan.
Çok uzaktan. Mümkünse Almanya’dan, mümkünse ölü halde.

Adamın varoluş sancısı var diye bizim mide de bulanıyor, bürokrasi labirentine giriyor diye biz de kapısı olmayan koridorlarda dolaşıyor gibi hissediyoruz.

Adam sıkışmış, ezilmiş, bunalmış…
Biz: “Ah be Kafka, tam ben ya.”

Ama...
Bizim mahalleden biri iki satır karanlık yazsın:
“Bu çocuk depresif, engelle.”

Kafka yazıyor: Varoluş sancısı.
Bizden biri yazıyor: Trip atıyor.

Kafka’nın bürokratik labirentleri var.
Bizimkilerin de var ama onlara sadece “hayat” deniyor.

Kafka sistemde kayboluyor:
“Modern insanın trajedisi.”

Biz kayboluyoruz:
“Niye uyum sağlamadın?”

Kafka böcek oluyor:
“Metafor.”

Biz böcek gibi hissediyoruz:
“Abartma.”

Kafka karanlık:
“Edebiyat.”

Biz karanlık:
“Biraz güneşe çık.”

Adam yabancı olunca felsefe,
bizden olunca sorunlu.

Dünya da seviyor Kafka’yı.
Okuyor.
Tekrar okuyor.
Bir daha okuyor.
Sonra anlamadığını fark edip “çok derin” diyerek kapağı kapatıyor.
Üzerine yazıyor, çiziyor, çözümlüyor.
Karanlığında kendi aydınlığını arıyor ama ışık hep karşıdan bekleniyor.

Evet, var.
Kafka bizde de var.
Raflarda var.
Tezlerde var.
Sunum slaytlarında var.
Ama yazarı yok.

Çünkü burada küçük bir arıza başlıyor.
Biz Kafka’yı seviyoruz…
Ama Kafka’laşan birini görünce hemen ürküyoruz.

Çünkü Kafka uzakta güzel.
Yakına gelince rahatsız ediyor.
Ayna gibi…
Bakınca çatlaklar görünüyor.
Kendi anlayışsızlığımız, kayıtsızlığımız,
“beğenmedim” refleksimiz sırıtıyor.

Ve işin en güzel (!) kısmı geliyor.
Dünya ölmüş sanatçıyı çok sever.
Canlıyken selam vermez,
öldükten sonra yarışma düzenler.

Hayattayken:
“Kim bu?”

Öldükten sonra:
“Değerini bilemedik…”

Mezarlara çiçek,
arkalarından ödül,
önlerine plaket,
yanına da biraz pişmanlık.
Ama şunu unutmayalım dostlar:

Hayattayken yalnız bıraktıklarımıza,
öldükten sonra gösterilen sevgi
sadece vicdanımızın fondötenidir.

Kapatır gibi yapar…
Ama iz kalır.

Ve ne yazık ki o makyaj,
merhumun yüzündeki çizgileri değil,
bizim suratımızdaki ayıbı örtmeye çalışır.

Peki kimler miydi onlar? 
Evet,
Kafka yalnız değildi.
Camus vardı.
Beckett vardı.
Pessoa vardı.
Dostoyevski vardı.

Bizden de vardı:
Oğuz Atay vardı.
Tezer Özlü vardı.
Ferit Edgü vardı.
Bilge Karasu vardı.

Hepsi insanın içine baktı. Biz yüzümüzü çevirdik.
....
Kafkavari aynaya bakmamıza cesaret eden tüm yazarlara saygıyla.

Geç kaldık belki…
Ama hâlâ utanabiliriz.



Sayfa Adresi: http://www.turktime.com/yazar/kafkavari-bir-aynada-kendimize-bakmak/8194