![]() |
Kafka’yı seviyoruz. Adamın varoluş sancısı var diye bizim mide de bulanıyor, bürokrasi labirentine giriyor diye biz de kapısı olmayan koridorlarda dolaşıyor gibi hissediyoruz. Adam sıkışmış, ezilmiş, bunalmış… Ama... Kafka yazıyor: Varoluş sancısı. Kafka’nın bürokratik labirentleri var. Kafka sistemde kayboluyor: Biz kayboluyoruz: Kafka böcek oluyor: Biz böcek gibi hissediyoruz: Kafka karanlık: Biz karanlık: Adam yabancı olunca felsefe, Dünya da seviyor Kafka’yı. Evet, var. Çünkü burada küçük bir arıza başlıyor. Çünkü Kafka uzakta güzel. Ve işin en güzel (!) kısmı geliyor. Hayattayken: Öldükten sonra: Mezarlara çiçek, Hayattayken yalnız bıraktıklarımıza, Kapatır gibi yapar… Ve ne yazık ki o makyaj, Peki kimler miydi onlar? Bizden de vardı: Hepsi insanın içine baktı. Biz yüzümüzü çevirdik. Geç kaldık belki…
Uzaktan.
Çok uzaktan. Mümkünse Almanya’dan, mümkünse ölü halde.
Biz: “Ah be Kafka, tam ben ya.”
Bizim mahalleden biri iki satır karanlık yazsın:
“Bu çocuk depresif, engelle.”
Bizden biri yazıyor: Trip atıyor.
Bizimkilerin de var ama onlara sadece “hayat” deniyor.
“Modern insanın trajedisi.”
“Niye uyum sağlamadın?”
“Metafor.”
“Abartma.”
“Edebiyat.”
“Biraz güneşe çık.”
bizden olunca sorunlu.
Okuyor.
Tekrar okuyor.
Bir daha okuyor.
Sonra anlamadığını fark edip “çok derin” diyerek kapağı kapatıyor.
Üzerine yazıyor, çiziyor, çözümlüyor.
Karanlığında kendi aydınlığını arıyor ama ışık hep karşıdan bekleniyor.
Kafka bizde de var.
Raflarda var.
Tezlerde var.
Sunum slaytlarında var.
Ama yazarı yok.
Biz Kafka’yı seviyoruz…
Ama Kafka’laşan birini görünce hemen ürküyoruz.
Yakına gelince rahatsız ediyor.
Ayna gibi…
Bakınca çatlaklar görünüyor.
Kendi anlayışsızlığımız, kayıtsızlığımız,
“beğenmedim” refleksimiz sırıtıyor.
Dünya ölmüş sanatçıyı çok sever.
Canlıyken selam vermez,
öldükten sonra yarışma düzenler.
“Kim bu?”
“Değerini bilemedik…”
arkalarından ödül,
önlerine plaket,
yanına da biraz pişmanlık.
Ama şunu unutmayalım dostlar:
öldükten sonra gösterilen sevgi
sadece vicdanımızın fondötenidir.
Ama iz kalır.
merhumun yüzündeki çizgileri değil,
bizim suratımızdaki ayıbı örtmeye çalışır.
Evet,
Kafka yalnız değildi.
Camus vardı.
Beckett vardı.
Pessoa vardı.
Dostoyevski vardı.
Oğuz Atay vardı.
Tezer Özlü vardı.
Ferit Edgü vardı.
Bilge Karasu vardı.
....
Kafkavari aynaya bakmamıza cesaret eden tüm yazarlara saygıyla.
Ama hâlâ utanabiliriz.