![]() |
Yıllar geçer. Hayat gelir, omzumuza hafifçe dokunur: Yeni insanlar tanırız. Bir sohbet, iki kahve… Aslında. Bak işte orada dur. Ve iç ses sahneye çıkar: Hayat akıyor ama vites boşa alınmış. Elimizde ne var? Sabah fikirle uyanıyoruz. En son biri “Bu fikir çok iyiymiş” dedi. Zekâ desen var. Bazen gerçekten dünyayı değiştirecek projeler çıkıyor. Zekâ zamanla bir şehir efsanesine dönüşüyor: Bazen insan aynaya bakıyor: Tam umutlanıyorsun… Aslında mesele basit: Şöyle bir etrafa bakalım. Duvar ne diyor biliyor musun?
— “Sen çok akıllı bir çocuksun.”
Bu cümleyi çocukken duymayanımız yoktur.
Duyanlar ikiye ayrılır:
Bir kısmı gerçekten çalışır, öğrenir.
Bir kısmı da bu cümleyi çerçeveletip duvara asar.
Sonra duvara bakıp yaşar.
— “Merhaba, ben sorumluluk.”
Biz:
— “Şu an müsait değilim, ben akıllıyım.”
Ve yine o cümle:
— “Sen aslında çok akıllı birisin.”
“Aslında” kelimesi, Türkçede “potansiyelin vardı ama…” demenin kibar hâlidir.
“Sen aslında iyi bir insansın”
“Sen aslında çok yeteneklisin”
“Sen aslında…”
Devamı hep moral bozar.
— “Madem akıllıyım, bu akıl nerede?”
Kazandıklarımız cebe değil, ‘ders oldu’ klasörüne gidiyor.
Konforlu hayat yok ama konforlu hayaller full.
— Fikirler!
Gece projeyle uyuyoruz.
Yatırımcıya anlatıyoruz.
Yatırımcı dinliyor…
Sonra fikir, yatırımcının yanından geçerken başını öne eğiyor:
— “Ben birazdan başkasına gideceğim galiba…”
Fikir sevindi.
Sonra sahibine sormadan hayata geçti.
Sahibi hâlâ Powerpoint hazırlıyor.
Ama pratikte değil, teoride dünya şampiyonu.
Hani şu sahada ısınan ama bir türlü oyuna alınmayan oyuncu gibi:
— “Sen iyisin ama şimdi değil.”
— “Ne zaman?”
— “Bakacağız.”
Önce fikir sahibi inanıyor.
Sonra çevre.
Sonra banka.
(Banka özellikle çok inanıyor.)
Sonra herkesin inancı bitiyor…
Bir tek kredi kalıyor. O da faizli.
— “Bir zamanlar çok akıllıydım.”
— “Ne oldu?”
— “Testte çok iyiydim ama test bir daha açılmadı.”
— “Ey akıl, sen neredesin?”
Ayna cevap veriyor:
— “Ben sende yoksam kimde olayım?”
Bir ses daha geliyor arkadan:
— “Ama sen zekâyla karizmayı biraz karıştırmışsın.”
Zekâ sadece parlak fikir değildir.
Akıl ise doğru zamanda ayağa kalkabilmektir.
Galiba en büyük yanılgı:
Akıllı olduğunu düşünenler, öğrenmeyi erken bırakır.
“Çok akıllı” diye etiketlenen kaç kişi gerçekten ilerliyor?
Belki sorun aklın büyüklüğü değil…
Aklın nereye park edildiğidir. Ya da zekânın en parlak hâli,
Bazen hiçbir şey yapmadan,
Bir kahve alıp boş duvara bakabilmektedir.
— “Rahatla… Sen çok akıllısın, o yüzden başlamana gerek yok.”