![]() |
O gün sınıfın kapısına daha yaklaşmadan burnuma öyle ağır bir parfüm kokusu çarptı ki… Hamlet sabahın köründe gelmiş, bana da mesaj atmıştı: Sınıfa bir girdim ki Hamlet bambaşka biri olmuş. En güzel kıyafetlerini giymiş, pelerinini takmış ama öyle havalı takmış ki pelerin uçuşsun diye sınıfın camlarını açmış, içeride hava akımı var. Pelerin adeta dalgalanıyor. “Aşka mı bakayım, yoksa Senin gelişine mi?” diye kendi kendine mırıldanıyor. Tahtaya da kırmızı tebeşirle kocaman bir kalp çizmiş, ortasına yazmış: AŞK DERSİ Benim içimden bir ses: Tam o anda kapı öyle bir açıldı ki kapı menteşeleri dile gelip, “Ben bugün hocamı hak etmedim,” diye ağlayacak sandım. Nietzsche içeri girdi. Hamlet parmağını kaldırdı: O sırada kapı yeniden açıldı. İçeri Platon girdi; elinde mağaranın krokisi var. Arkasından Schopenhauer, en arkadan Simone de Beauvoir yürüyerek geldi. Simone beni süzdü: Schopenhauer homurdandı: Nietzsche: Ben sesimi kısarak: Hamlet bana döndü. — “Söyle bakalım aşk senin için ne? Hani şu eski zamanlardaki gibi midir hâlâ?” Ben ona baktım ama modern çağın yorgunluğuyla karışık bir gülümsemeyle: — “Sayın hayaletli Bey, bizim çağda aşk biraz yoruldu.” Hamlet’in yüzü düştü: Hamlet iyice çöktü, son bir umutla: Hamlet’in yanakları kızardı. Simone iç çekti: Ben Hamlet’in elindeki kafatasına şöyle bir baktım… — “Hocam benim aşkım beni diriltmeden başka birine reenkarnasyon geçirdi.” Hamlet bir an dondu. Hamlet panikle: Ben kaşlarımı kaldırdım: Bu sırada kafatası elinden kayıp yere düştü. Ben kollarımı bağlayıp omzumu silkerek sustum. Hamlet yere düşen kafatasını ayağıyla arkaya itip bana doğru eğildi: — “Bak şimdi ruhumun felsefi kaktüs… şey… papatyası…” Hamlet iki elini kalbine bastı, pelerini dramatik biçimde arkasında savruldu: Ben yine de süzüyorum. Hamlet hemen diz çöküp Shakespeare-ingilizcesine döndü: — “Oh sweet torment of mine, thou art the only pulse in my tragedy!” Ben gözlerimi devirdim ama içimden de: Tam ikimiz de barışmış gülümsüyorken, arka sıradan Nietzsche yine patladı: — “Aşk mantığın katili!Gene duygusallığa teslim oldunuz!” Hamlet, Nietzsche’ye dönüp hafifçe bağırdı: Nietzsche yüzünü buruşturdu: Sonra bana bir adım yaklaştı: Ben flörtöz bir gülümsemeyle: Schopenhauer sandalyesine çöktü: Hamlet elimi tuttu. Hamlet bana: Nietzsche patladı: Simone de Beauvoir tahtaya yazdı: O sırada Hamlet hafifçe eğildi… Nietzsche sandalyeyi devirdi: Simone hafif güldü: Hamlet göz kırptı: Platon: Hamlet bana dönerek: Ben: Nietzsche ayağa fırladı: Simone defterini kapadı: Hamlet elimi tuttu, sınıfın kapısından çıkarken sadece şöyle dedi: Nietzsche’nin arkadan gelen çığlığı:
Bir an, “Okulun önüne seyyar Arap parfümcüsü üs mü kurdu?” diye düşündüm. Koku o kadar yoğundu ki teneffüse kadar yaşasam kendimi başarılı sayacaktım.
“Sevdiğim… Yani şey… Hanımefendi… Yani… Sen… Erken gel."
Mesajın sonunda üç tane kafası karışmış kafatası emojisi göndermiş.
Hamlet de tahtanın önünde durmuş, bakışlarını sisli sisli uzaklara dikmiş:
“Eyvah… Bu çocuk yine romantizme geçiyor.”
— “AŞK MI? Ben güç istencinden bahsedecektim! Siz ne yaptınız? Sınıfa resmen duygusal siroz hâli gelmiş!”
— “Hocam, aşk da bir güçtür.”
Nietzsche homurdandı:
— “Güç değildir Hamlet! Güç kaybıdır! Aşk insanı delirtir!”
Hamlet saçını düzeltti:
— “Friedrich, senin aşkla derdin var. Aşık olamayınca herkes aşka düşman olmaz. İstersen seni birine ayarlayalım?”
Nietzsche sinirden bıyığını hışırdattı.
—“Ben ilişkiye değil, varoluşa odaklıyım çocuk! Ve ben aşkı bilmediğimden değil, siz fazla bildiğinizden yoruldum!”
— “Bu derste kadın bakışı da olacak umarım?”
— “Elbette hocam,” dedim. “Hamlet’le birazdan flört edeceğiz, siz de feminist değerlendirme yaparsınız.”
— “Aşk dediğiniz şey iradenin en büyük yanılgısıdır.”
Platon hemen ekledi:
— “Ama ideaların aşkı çok güzeldir.”
— “YETER ARTIK İDEANIZLA AŞKINIZLA!”
— “Hocam sakin olun, birazdan çok sinirleneceksiniz o yüzden enerjinizi saklayın.”
O bakış…
O dramatik İngiliz trajedisi…
— “Nasıl yani? Aşk yorulur mu?”
— “Yorulmaz mı? Eskiden aşk mektuptu. Beklerdin, umutlanırdın.
Şimdi aşk mavi tik veya bildirim...
İlk günler full paket: ‘Günaydın’, ‘Neredesin’, ‘Niye geç yazdın?’ Sonra deneme süresi bitiyor. Sessiz mod, uçak modu, en sonunda da…
Kullanıcı bulunamadı.
— “Yine de aşk hâlâ var mı?”
Ben hafifçe gülümsedim, saçımı geriye attım:
— “Var efendim, olmaz olur mu? İnsanlar hâlâ birbirini seviyor. Sadece biraz güncellendi.
Ama yine de bir tek şey değişmedi.”
Hamlet heyecanla yaklaştı:
— “Nedir o?”
— “Aşk hâlâ birinin kapıdan içeri girdiğinde kalbinde bir yerin otomatik düzelmesidir.”
Nietzsche’nin ise rengi attı:
— “BU NE? BEN BÖYLE BİR DERS İSTEMEDİM!”
— “Ah Nietzsche, aşkla derdin ne?”
— “Siz aşkı anlamıyorsunuz.”
Simone hafifçe başını eğdi:
— “Aşk Tanrı gibidir.
Önce öldürür sonra diriltir. Ama mesele şu: Kimin öldüğünü, kimin dirildiğini kim seçiyor?”
Ama öyle normal bir bakış değil; kafatasını süzdüm. Sanki rakip görmüş gibi. Sanki “Bu kim? Ben yokken neler yaşadınız?” der gibi.
Sonra dayanamadım, içimi döktüm:
Elindeki kafatası da sanki mahcup oldu, göz çukuru aşağı kaydı.
— “Ah ah! Sakın yanlış anlama! Vallahi bu sadece şey, ders materyali. Pedagojik bir kafatası!”
— “Pedagojik kafatası mı? Geçen hafta buna cancağızım diye fısıldadığını duydum.”
— “O sahne provaydı!”
Hamlet şok içinde:
— “Ofelia görse ikimizi de öldürürdü.”
Ben kaşlarımı kaldırdım:
— “Efendim, bana metafor satma. Açık konuş.”
— “Sana yemin ederim, o kafatasıyla hiçbir duygusal bağım yok! Vallahi sadece geçmişle hesaplaşma amaçlı! Yani eşyasal bir nostalji.”
“Tamam ya, bu çocuk gerçekten çabalıyor…”
— “Hocam! Sizin yüzünüzden ilişki yaşamaya utanıyoruz artık!”
— “Utanın! Aşk utançtır!”
Hamlet bana fısıldadı:
— “Biz yine de yürürüz bu ilişkiyi.”
— “Peki sen… Benim için ne hissediyorsun?”
— “Notum size bağlıysa çok hissediyorum.”
— “Evet, irade yine yenildi.”
Nietzsche yerinde zıpladı:
— “HAYIR! HAYIR! VAROLUŞ BUNA HAZIR DEĞİL!”
— “Söyle, aşk mı, akıl mı?”
Ben:
— “Aklım Nietzsche’nin yanında kaldı. Kalbimse sende koşuyor.”
— “BEN AKLIN TEMSİLCİSİ DEĞİLİM!”
— “Hocam,” dedim, “Siz güçlü olan her şeyi sahiplenirsiniz diye düşündüm.”
“Aşk bir seçimdir; trajedi ise çoğu kişinin yanlış kişiyi seçmesidir.”
Elimi tuttu…
Fısıldadı:
— “Bana bir şans vermek ister misin?”
Ben:
— “Sana değil, kendime veriyorum o şansı Hamlet.”
— “BU NE DEMEK YA? BEN BURADA YILLARCA YAZDIM, HALA BİR KİŞİ BİLE ‘KENDİME ŞANS VERİYORUM’ DEMEDİ!”
— “Kadınlar kendi şanslarını kendileri yaratır Nietzsche.”
— “Peki, bu aşk ne olacak?”
Ben:
— “Olmazsa trajedi olur. Olursa Shakespeare yeniden dirilir.”
Nietzsche:
— “Siz aşkı anlamıyorsunuz. Aşk bir başkasında kendini bulmak değil kendi deliliğini paylaşmaktır.”
— “Onları bırak Nietzsche, aşk ideal bir formdur.”
Nietzsche öfkeyle:
— “İdealiniz batsın!”
— “Dersi kaynatıyoruz ama akşam sizinle kahve içsek?”
— “Sütlü mü içiyorsun Hamlet?”
— “Sen nasıl istersen öyle.”
— “İŞTE BU! EN ZAYIF CÜMLE! İRADE YOK! GÜÇ YOK! AH BU AŞK!”
— “Ders bitti.”
— “Olmak ya da olmamak değil, artık sensiz olmamak.”
— “BEN BU DERSİ YOK SAYIYORUM!!!”