![]() |
Oysaki ben Nietzsche’ye, “Hocam, bir dahaki derse Hamlet’i de getirir misiniz?” demiştim… Ben dayanamayıp dedim ki: Nietzsche sakallarını düzeltti, o kendine has ciddiyetiyle, Ben de içimden “Allah Allah, niye bu kadar süsleniyor ki?” dedim. Sonra da utanıp sustum. Tam o sırada kapı gıcırdayarak aralandı. Nietzsche’nin kaşları yukarı kalktı, sonra tekrar indi. Ben kahkahamı zor tuttum. Hamlet ciddiyetle baktı. Kupasını yavaşça masaya bıraktı. “Olmak ya da olmamak…” dedi, sesi biraz titriyordu. Sartre gözlüklerini taktı, burnunun üzerinden bize baktı: Hamlet suratını buruşturdu: Köşeden Camus seslendi, pencereye bakarak: Nietzsche bu diyaloglara dayanamayıp bağırdı: Kapı düştü. Korkudan elim ayağım birbirine dolandı, hemen Gibran’ın arkasına saklandım. Gibran sessizce başını bana çevirdi ve fısıldadı: Hamlet bana göz işareti yaptı, yanlış anladım. Yeter! Artık bu meseleyi netleştirmenin vakti geldi. Yüzyıllardır insanlık aynı soruya bakıp “Hımmm” diyor, sonra markete gidiyor. Hamlet’e döndüm: “O günden sonra bütün dünya “Acaba biz var mıyız yok muyuz?” diye dertlenmeye başladı. Oysa ben hep diyorum ki: “Hamlet o gün bir tabak dolma yeseydi, şimdi hepimiz varoluş yerine zeytinyağlı konuşuyor olurduk.” “Ee,” dedi, “sen ne diyorsun? Olmak mı, olmamak mı? Yani... üçüncü bir şık yok mu mesela? ‘Belki sonra olmak’ gibi?” Benim kanaatim net: Nietzsche hâlâ kapıyı yerine oturtmaya çalışırken, dayanamadı: Nietzsche başını salladı, ben heyecanla devam ettim: “Olmak sadece nefes almak değil. Bazıları yaşar ama olmuyordur; sisteme giriş yapmamış gibidir. Dünya döner, o ise yükleniyor ekranında takılı kalır.” Olmamak ise rahat bir hâl: Ama sonra bir şey oluyor. Belki birine gülüyorsun, belki bir fikir yazıyorsun, Toplumlar da böyle. Hamlet geri döndü. Hepsi toparlanmaya başladı, artık gitme vakti gelmişti. Nietzsche kaşlarını indirdi, ciddiyetle: Hamlet pelerinini savurdu, göz kırptı: Hamlet gülümsedi, saçlarını düzeltti. Hamlet bir adım yaklaştı, gözlerini kısıp fısıldadı: Tam havada süzülürken arkasından bağırdım bari gitmeden bir tavsiye ver. “Ol ya da olma demiyorum… Hazırlanın! Bu sınıfta mutluluk, varoluşsal kriz ve saçma kahkaha karışımıdır. Kim sağ salim çıkacak bakalım?
Nietzsche işi biraz abartmış. Bu sabah sınıfa bir girdim; Sartre, Camus, Gibran hepsi orada.
“Hocam ben Hamlet’i istedim, siz edebiyatın yarısını getirmişsiniz!”
“Evladım,” dedi, “O daha hazırlanıyordu. Nedense bu sabah çok heyecanlıydı.
‘Hocam siz gidin, ben biraz geç kalabilirim,’ dedi.”
İçeri biri girdi. Öyle bir parfüm sıkmıştı ki sınıf bir anlık varoluş krizi yaşadı.
Hamlet’ti bu. Saçlarını yana taramış, yakasına siyah bir güvercin broşu takmış, elinde kahve kupasıyla içeri süzüldü.
“Geç kaldım biliyorum,” dedi. “Ayna beni biraz tuttu.”
“Evladım,” dedi, “Biz seni düşünceye davet ettik, sen defileye gelmişsin.”
“Hocam,” dedim, “Olsun, bari bu sefer ‘olmak ya da olmamak’ demeden kahvesini yudumlasın.”
Bir anda sınıfta hava değişti. Sanki herkes aynı sorunun içine düşmüştü.
Nietzsche kaşlarını çatmış, Camus’nün gölgesine bakıyor; Gibran, kalemiyle tahtadaki sözcükleri karıştırıyordu. Kısa bir sessizlik… Sonra felsefi deprem başladı.
“İnsan, seçimleriyle tanımlanır.”
“Ben seçim yapamadım zaten, o yüzden buradayım.”
“Hayat saçmadır ama yine de direneceksin.”
“Tanrı öldü!”
“Sessizlik, en derin sestir.”
Ben ise titrek bir sesle sordum:
“Peki bu kadar sessizlikte kim beni duyacak, Gibran abi?”
Meğer “Kalk, sıra sende” diyormuş.
Hemen söze katıldım:
“Olmak mı, olmamak mı?”
Usulca Hamlet'in yanına yaklaştım.
“Efendim”, dedim, “Bu olmak ya da olmamak meselesini artık netleştirebilir miyiz?”
Hamlet derin bir nefes aldı:
“Ben aslında o cümleyi sahnede doğaçlama söylemiştim, bu kadar büyüyeceğini ben de tahmin etmedim.”
“Sen çıktın, kafan zaten karışık, elinde kafatası…Ne iş?”
“Bu muhtemelen tiyatroda replik bekleyen bir figüranın kafasıydı ama herkes anlam yükledi!”
“Olmak ya da olmamak” bir tercih değil, doğuştan gelen fabrika ayarıdır. Bazılarımız dirençli model doğar, fırtınada bile şarjı bitmez. Bazılarımız ise demo sürüm gibidir, ilk hatada çöker.
“Sen şimdi olmuş bir insan mısın?”
“Yani, güncellemeyi indiriyorum hocam, yer yer bağlantı zayıf.”
“Nasıl yani, yarı olmuş?”
“Kahvesi bitmemiş, aydınlanması yükleniyor hâlindeyim.”
“Varoluşun beklemedeki sürümü, ha?”
“Aynen öyle. Sabahları yeniden doğuyorum ama her seferinde çayı fazla demliyorum.”
“Yani sen diyorsun ki,” dedi Nietzsche, “olmak bir sonuç değil, tekrar eden bir cesaret hâli?”
“Evet hocam. Her sabah ‘Bugün olacağım’ diye kalkıyoruz ama yine de olmuyoruz.”
“Niçin?”
“Çünkü her şey artık çok güzel efektli!”
“Efektli mi, nasıl?”
“Mesela, karnın aç mı? Yoo, tok algılanıyor!
Elektriğe zam mı gelmiş? Hayır canım, faturalarda umut artışı olmuş!”
Sorumluluk yok, vicdan sessizde, felsefe kapıda bekliyor...
Tam “Olmamak” için ideal zaman...
İçinde küçücük bir ses diyor ki:
“Hadi biraz ol be!”
belki sadece sessizce direniyorsun…
İşte o an: Sen oluyorsun.
Biraz olurlar, biraz olmazlar. Bazen hepimiz “Yükleniyor” hâlindeyiz.
Ama tamamen olmamaya gönül razı gelmiyor işte. Eğer sorgulamayı, üretmeyi, vicdanı unutursa; o toplum olmama moduna geçer. Herkes uyur, sadece elektrik faturası uyanıktır. Olmak, sessiz bir direniştir.
Bir yandan faturayı öder, bir yandan anlam ararsın.
Kısaca: Hem var olursun hem vade farkı ödersin.
Elinde telefon, selfie çekmek istiyor.
“Hashtag ne olsun?” dedim.
“#ToBeOrNotToBe2025” dedi.
“Bir dahaki dersteki konumuz mutluluk. Hazırlanın.”
Ben atıldım:
“Oho hocam, merak etmeyin, biz zaten ona alışkınız. Ben çok iyi hazırlanırım.”
“Ya o kadar göz kaş işareti yaptın, böyle mi gideceksin Hamlet?” dedim.
“Benimle dalga geçiyorsun ama sen de ‘olmamak’ kısmında bayağı kalmış gibisin.”
“Senin yüzünden! İnsan seninle konuşunca varoluşsal kriz yaşıyor.”
“Kriz mi? Ben ona etki alanı diyorum.”
“Etki alanı sen misin, yoksa ben miyim, vallahi çözemedim. O kadar parfüm sıkmışsın, saçlarını da yana taramışsın; bu ne felsefi hazırlık böyle?”
“Bir dahaki derste bana çay getir, yalnız şekerli...”
Kalbim çarptı.
“Çay mı, şekerli mi?”
Ama olacaksan, biraz delilikle ol! Zaten normallerin dünyasında
kim var ki gerçekten olmuş?”
.....