Bitmeyen çile ırkçılık
Emre Sarı

 

 

Geçtiğimiz akşam Avrupa'nın göbeği Paris'te olanlar hepimizin içini yaktı.Rumen Hakemin Webo'ya yaptığı ırkçı saldırı akıllara diğer ırkçı saldırıları getirdi. Irkçılık yeni ortaya çıkmış bir şey değil. İnsanlık tarihi kadar eski olan ırkçılık insanlık tarihinin en büyük kara lekesi. Tarihin ırkçılık anlamında en karanlık dönemlerin biri de 1930’lu yıllarda Avrupa’da görüldü. Almanya’da Hitler, İtalya’da Musolini, İspanya’da Franco ve Portekiz’de Salazar ırkçı liderlerdi. 1936 yılında ki  Olimpiyatlar Berlin’de düzenlenecekti. Bu Nazi Almanyası’nın propagandası olacaktı, plan böyleydi. Hatta Yahudi sporcuların yarışmasına bile izin verildi. Ancak bazı ülkeler Olimpiyatlar’a gelmeyi reddetti. Adolf Hitler bu Olimpiyatlar’ın kendi reklamı olacağını hesaplıyordu. Jesse Owens’ı hesaba katmamıştı tabi. Jesse Owens siyahi bir atletti. Jesse Owens bu Olimpiyatlar’da 4 altın madalya kazandı. Irkçlığı ile nam salmış bu uğurda savaşlar vermiş Hitler’i bu durum hiç memnun etmedi hatta bir hayli kızdırdı. Hitleri’in bu olaydan sonra stadyumu terk ettiği dahi söyleniyor. Owens’ın köle kökenli bir aileden geldiği biliniyor. Hitler, bu Olimpiyatlar’ı  Ari ırkın gövde gösterisine dönüştürecekti fakat köle kökenli bir aileden gelen bir siyahi sporcu onun tüm hayallerini yıktı. Ama ne yazık ki Owens’ın ülkesi Amerika’da ırkçılık konusunda aynı şimdi olduğu gibi o dönemde Hitleri’in Almanyası’dan farksızdı. Olimpiyat şampiyonu atlet ülkesine döndüğünde sırf siyahi olduğu için iş bulamadı ve iflas etti. Altın madalyasını satmak zorunda kaldı. Yani ırkçılık o günden bugüne şekil değiştirse de hala aramızda kol geziyor.

Arthur Frıedenreıch’in önclüğünde değişen futbol ve ırkçılık 
Bugün günümüzde hala futbol sahalarında sırf ten rengi nedeni ile ırkçı hakaretlere maruz kalan futbolcular var. Avrupa’nın göbeğinde sözde medeniyetin beşiğinde birçok siyahi futbolcu bu ırkçı hakaretlere maruz bırakıldı. Gerçekten de Avrupa’nın tek dişi kalmış bir medeniyet olduğunun kanıtı gibiydi bu durum. Futbol Sadece Avrupa’da yasak değildi.  Futbol 1900’lü yılların başında Brezilya’da da siyahilerin için  yasaktı. Bu yasağı delen ise Artur Frıedenreıch oldu. İngiliz futbol yazarı Alex Bellos, "Futbol, köleliğin yıkılmasıyla birlikte Brezilya'da sorgulanmaya başlayan beyaz üstünlüğünü yeniden güçlendirmek için kullanılan bir araçtı" diyor. Buradan da anlayacağımız üzere Brezilya'da siyahilerin futbol oynamasıyla ilgili ciddi bir karşı bakış söz konusuydu. 
Ancak bu futbolcuları durduramayacaktı. Tüm engellemere karşın Carlos Alberto bu durumu tersine çevirmeye kararlıydı. Fluminense kadrosunda melez oyuncu bulunduran ilk Brezilyalı kulüp oldu. Carlos Alberto da futbol oynayabilmek için yüzünü pirinç unu ile kaplar beyaz bir tene sahip olmaya çalışırdı. Bu aynı zamanda Fluminense takımının halk arasında lakabı olacaktı. Arthur Friedenreich'in havlusu Alman göçmeni bir baba ve siyahi bir annenin oğlu olan Arthur Friedenreich ise beyaz bir tene sahip olmasına rağmen kıvırcık saçları vardı. Bu durum onun melez olduğunu gösteriyordu. O da karşılaşmalarda önce saçını yıkar ve briyantinle düzleştirmeye çalışırdı. Karşılaşmalardan önce kafasına havlu sarar ve sahaya en son çıkan oyuncu olurdu. Brezilya'da futbol bu örneklerle birlikte giderek kamusallaştı. Özellikle de Vasco da Gama'nın yenilikçi ve özgürlükçü bakışıyla birlikte kadrosuna melez oyuncuları daha fazla takıma almaya başladı. 
 
Bugün hala ırkçılık hayatın her alanında devam ediyor. Sporda da bunun olmaması imkansız. Bizim verdiğimiz örnekler bu öncü isimlerin bunun karşısında nasıl durduklarını gösteriyor. Bu isimlerde sporda ırkçılığı yıkmaya çalıştılar. Ne kadar başardılar takdir sizin.  



Sayfa Adresi: http://www.turktime.com/yazar/bitmeyen-cile-irkcilik/6512