Türkiye’nin Koronavirüs mücadelesindeki eşgüdüm ve başarı kimi rahatsız etti?
Fahrettin Damga

 

 

Sağlık Bakanı ve ekibini tebrik ettiklerinde şaşırdık. CHP’nin bu tavrına alışkın değildik. Üstelik onlara muhalif gazeteciler de eşlik etmişti.

Belki biz iyi yapılan şeyleri de takdir edebiliyoruz demek içindi her şey.  Belki de körü körüne muhalefet yapmıyoruz demek istiyorlardı.

Devletin kriz yönetiminde başarı hikayesi yazdığı ortaya çıktıkça tavırları değişmeye başladı.  Önce özellikle İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri üzerinden başarılı mücadele sürecinin bir parçası olduklarını topluma yansıtmaya çalıştılar.

Sonra Kemal Kılıçdaroğlu’nun ağzından IMF’nin virüsle mücadele fonundan kullanımda bulunmamız için fetva bile verdiler.

Fakat devlet kendi imkanlarıyla bir ekonomik paket açıkladı. Gerçi onu da beğenmediler ama.

Meclis’te bugüne kadar Meclis arşivine rapor hazırlamaktan başka bir sonuç elde edememiş Meclis Araştırma Komisyonu mantığı üzerinden sürece dahil olmaya çalıştılar. Koronavirüs’le mücadelede alınan tedbirlerin araştırılacağı bir Meclis Araştırma Komisyonu önergesi verdiler ama kabul edilmedi.

Yani devletin başarılı kriz yönetimi mücadelesine eklemlenmek için ne yaptılarsa olmadı.

Onlar da bildiklerini yapmaya, muhalefet etmeye ve sosyal medyanın da desteğiyle yapılan iyi işleri itibarsızlaştırmaya geri döndüler.

Hem de neredeyse hep bir ağızdan.

Türk Tabipler Birliği’nin neden sürece dahil edilmediğini sorguluyorlar.

Meslek birliği görüntüsüne rağmen CHP’nin arka bahçesi gibi davranan TTB’yi.

Hani bilimi öncelediğini iddia edip tespit edilen enfekte olmuş hasta sayısı konusu söz konusu olduğunda resmi rakam yerine ‘’duyumlarımıza göre’’ diyebilen TTB. Hem de şehit olmuş MİT mensubunun kimliğinin bile saklanamadığı bir ülkede hasta sayısının daha fazla olduğunu iddia ederek.

Hani bugüne kadar ideolojik takıntıları sebebiyle meslek birliği olmasına rağmen üyelerinin çalışma şartları veya toplum sağlığından ziyade terörist hassasiyetlerini ön plana çıkan TTB.

Teröristler Güneydoğu’da ambulans yakıp doktor veya hemşirelere saldırdığında, ya da katlettiğinde sessiz kalıp kınayamamış bir TTB.

Ülkenin şehirlerine hendek kazarak halka hayatı zehir eden, devlete başkaldıran bölücülere yapılan operasyonlara karşı çıkan TTB.

TTB tercihini devletten yana koysaydı belki süreç içinde yer alabilirdi. Onlar tercihlerini devletten yana koymadığına göre devletin karar alma mekanizmalarında bulanmamalarından daha doğal bir durum yoktur.

Sosyal medya üzerinden özellikle Türkiye’nin aldığı tedbirleri virüse teslim olmuş batı ülkelerinin aldığı tedbirlerle kıyaslayıp itibarsızlaştırmaya çalışan bir güruh var. Onların işi gücü batı putçuluğu. Oysa o put yıkılıyor.

İnsanını yaşlı diye ölüme terk eden, ondan vazgeçen bir medeniyet olabilir mi?

Aynı kesim bugüne kadar ülke yandı, yıkıldı, tükendi, bitti algısını pompalamaya çalıştı hep. Hala devam ediyor.

Onlar, ülkede kötü bir şey olursa nasılsa imkanımız var yurtdışına çıkarız diyen grup. Fakat bu kez gideriz dedikleri yerler tehlikenin kaynağı. Sıkışıp kaldılar içeride.

Çaresizler.

Türkiye’den çok şikayetçilerse , buyursunlar gitsinler o yücelttikleri ülkelere. Görsünler dünyanın kaç bucak olduğunu.

Gezi’de sokaklara çıkan, yaptıkları kampanyalarla ekonomiyi durdurmaya çalışan, bugün market raflarını boşaltıp evlere yığınak yapan, hayatı ve ekonomiyi durdurmak için ‘’sokağa çıkma yasağı şart’’ diye bağıranlar da onlar.

Türkiye’ye virüsün özellikle batıdan geldiği gerçeğine gözlerini kapatıp meseleyi umreden gelen insanların üzerine yıkmaya çalışanlar da.

Camilerde Cuma namazı ya da vakit namazlarının toplu halde kılınmasının tehlikeye sebep olduğunu ifade edip yasaklanması için alim kesilerek  fetva veren, diğer dinlere mensup vatandaşlarımızın toplu ibadetlerinden hiç bahsetmeyenler de onlar.

Dertleri halk sağlığı olsa bütünü kapsayan bir uyarı ve taleple çıkmaları beklenirdi.

Tıpkı bu vesileyle hapisteki mensuplarını çıkarmaya çalışan FETÖ gibi onlar da içlerindeki İslam düşmanlığına virüsü örtü olarak kullanma derdindeler.

Bir anlamda bulanık suda balık avlama peşindeler.

Allah’tan sosyal medyada yaptıkları kampanyalar orada kalıyor. Devlet onların istediğini değil, doğru bildiğini yapıyor.

Ülkemizde son dönemde yapılanan yabancı yayın kuruluşlarının Türkçe yayınlarının sosyal medya üzerinden yaptıkları algı operasyonları da dikkat çekici. Kendi ülkelerinde daha vahim durumlar olmasına rağmen oralara gözlerini kapatan ama Türkiye’nin yaptıklarını sorgulayıp itibarsızlaştırmaya çalışan bir yaklaşımları var. Açıkça istihbarat operasyonu yapıyorlar.

Ne yaparlarsa yapsınlar. Koronavirüs’le mücadele konusunda aldığı tedbirlerle Türkiye dünyada parmakla gösterilir bir noktada. Hızlı ve etkin karar alma mekanizması ve devletin tüm kurumları arasındaki örnek bir eşgüdüm dikkat çekici.

Belki de Türkiye ilk kez küresel boyutta tehdit içeren bu tarz bir tehlikeye karşı bu kadar hızlı, öngörülü ve tüm kurumlarıyla senkronize bir şekilde mücadele ediyor.

Tehdidin büyüklüğü karşısında ‘’süper’’  devletler bile aciz duruma düşmüşken, sakin kalabilmek ayakta kalabilmenin en önemli şartı. Bunu da devlette görmek elbette güven verici. Üstelik sosyal medyada tam tersi bir algı oluşturulup korku ve panik havası pompalanmasına rağmen.

Aslında bu süreç Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin test edilmesi anlamında iyi bir laboratuvar alanı oluşturdu. Gördük ki karar alma mekanizmaları hızlanmış ve kurumlar arası eşgüdüm parmak ısırtacak seviyede.

Doğrusu insan ya bu tarz bir krizde koalisyon hükümeti iktidarda olsaydı ne olurdu diye düşündüğünde  ürperiyor.

Muhtemelen bugün hızlı karar alma ve kurumlar arası eşgüdümden bahsediyorsak o zaman tam tersi bir durumdan her kafadan bir sesin çıktığı kakafoniden bahsedecektik.

Bu süreçte özellikle Sağlık Bakanlığı ve sağlık personeli insanüstü bir mücadele ve fedakarlıkla mücadele ediyor.  Tüm ülke olarak hepsine minnet borçluyuz.

Devlet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, tedbir alırsa alsın halk olarak destek olmazsak, uyarıları dikkate almazsak, tavsiyelere uymazsak mücadelenin başarılı olma ihtimali yok.

Bireyler olarak hayatımızı virüsten korunmak öncelikli değil, kendimizi enfekte olarak kabul edip başkalarına virüs bulaştırmamak üzerine düzenlemeliyiz. O hassasiyetle hareket etmeliyiz.

Uyarıları dikkate alarak, tedbiri elden bırakmadan  hayatı durdurmadan devam edecek çözümler bulmalıyız. Bu çözümü de kapitalist sitemin bize dayattığı bireycilikle değil birlikte hareket ederek bulabiliriz.

Sosyal medyadaki yalan yanlış bilgilerle değil resmi bilgilerle hareket edelim. Panik yapmalayılm. Bilinçli olalım. Devletimize güvenelim. Bencil davranmayalım.

Unutmayalım virüs ideoloji seçmiyor.

Ancak birlikte başarabiliriz.

 

 

 

 



Sayfa Adresi: http://www.turktime.com/yazar/turkiye-nin-koronavirus-mucadelesindeki-esgudum-ve-basari-kimi-rahatsiz-etti/6290