![]() |
Astroloji ilminde, dünyaya geldiğimiz coğrafyanın, karakter gelişimi ve dünyevi kadersel yolculuğumuzdaki önemi göz ardı edilemez. Nasıl bir coğrafyada doğduğumuz, ailemizin, kültürel, dini, sosyolojik kavramlara bakış açısı yolculuğumuzda etkindir. Milyonlarca Balık Burcu vardır, hepsinin temeli, fedakârlık olsa da, merhametin eksi ve artı kutuplarında bir o yana bir bu yana savrulsalar da, adanmak ve adamak dünya imtihanının özeti olsa da, bu alt zemin üzerine inşa edilecek yapı türleri bir değildir. Bireyler kırklı yaşlarına kadar doğdukları feleğin potansiyel özelliklerini, deneme yanılma, tecrübe yolu ile öğrenirler, kırklı yaşlardan sonra ise çoğunlukla bu tecrübe yolunda durulur, ne kadar almış ise hazne o kadarıyla var ise ömrün geri kalanı tamam olur. Bundan mütevellit, kırk sayısı insanoğlu için olgunluğun kapısı olmalı zira pek çok Peygambere ilk vahyi kırk yaşında gelmiştir, yeni doğan bebeklerin kırk uçurma adeti vardır, yeni doğum yapmış kadının loğusalık dönemi kırk gündür ve kırk sayısıyla ilgili günümüze kadar gelmiş pek çok anlatı mevcuttur. Kırklı yaşlar ya kemali insanın o yaşa kadar edindiği tecrübe ile kendisini bilmesiyle ya da kırkından sonra… Buraya kadar olan açıklamanın akabinde, asıl mevzuya geçelim. Dünyevi hani o elimizle işlediğimiz fiillerden de sorumlu tutulacağımıza iman ettiğimiz dünyevi kaderimize. Doğduğumuz ve yaşadığımız coğrafyanın ortak kaderini paylaşıyoruz. Astrolojide insanların sıkıntılı süreçleri, göksel etkilerin birbiriyle olan açı kalıplarıyla, bir öngörü, bir tür hava durumu gibi önceden belirlenebilir. Bir akademisyenin öngörüleri, bir bilim adamının öngörüleri ve hatta uluslararası stratejisyenlerin, savaş ya da ekonomik öngörüleri gibi. Biri ortamı değerlendirir, tarihi literatüre bakar, diğeri hem bunlara bakar hem de göksel tesirlere ve yine astrolojistik istatistikilere geçmiş tarihlere bakar ve öngörüde bulunabilir. Peki, yetim kalmak, hani bir çocuk iki çocuk değil, 4,5 milyon çocuğun yetim kalması hepsinin haritasında yetim kalma potansiyeli mi vardı! Tabii ki hayır, astroloji burada durmalı. Coğrafyanın politik yapısını, nasıl etkileneceğini, neleri doğuracağını evet öngörebilir, Ama bireysel olarak o bölgede doğan çocukların yetim kalması ise astrolojinin bilme işlemi değil, orada doğan çocukların yasadığı coğrafyanın kaderine adananlardan olmalarıdır. Sen yaşa diye, ben öleceğim…! İnsanlık tarihi bugünkü Ortadoğu’da başladı ve ne yazık adım adım başladığı noktaya doğru gidiyoruz. Birinin kaderi, senin kurtuluşun olabilir, her şey Haktan amenna, pasif iyi olmaktan aktif iyiye geçme zamanı, o yetim kalan çocuklar için düşünme ve fiiliyata geçme zamanı. O çocuklar geleceğin yetişkinleri olacak, şuanda bir kaktüs misali dikenle büyüyorlar, taze bilinçlerine, kan, intikam, nefret tohumlarıyla her gün kendilerini yeniden kutsuyorlar, oysa onlara el uzatmak kalıcı çözümler bulmak ve uygulamak, o çocukları geleceğin barış güvercinleri yapabilir, geleceğin gül fidanları yapabilir… Dünya yeterince pislendi, her yerden çürüdük, sen bir adım at, diğeri bir adım atsın da, yoksa kaderde güzel günler, bırak kader utansın… “başkalarını düşün: kahvaltını hazırlarken düşün başkalarını. Güvercinlere yem vermeyi unutma. Başkalarını düşün savaşırken, barış isteyen ötekileri. Su faturanı öderken, düşün sadece bulutlardan su içenleri. Eve giderken, kendi evine, çadırda yaşayanları düşün. Uyurken ve gezegenleri sayarken baş koyacak bir yastığı olmayanları… İmgelerle özgürleşirken sen, konuşma hakkı gasp edilenleri düşün. Ve uzaktaki ötekini düşünürken kendini düşün ve de ki: keşke bir mum olabilsem şu karanlıkta”. Mahmud Derviş Hayırlı Ramazanlar. Bir mum olmaya çalışmayalım, Olalım bir mum, şu karanlığa.