E-posta :
  Şifre :
    ► Üye olmak istiyorum
    ► Şifremi Unuttum

Fahrettin Damga

ABD tiyatroyu daha ne kadar sürdürebilir
15 Şubat 2018 Perşembe


Her şey DEAŞ’la başladı. Bir anda ortaya çıktı ve kimse bir şey anlamadan hem Irak’taki Sünni bölgeleri, hem de Suriye’yi sarıverdi.
Arkasından sözde DEAŞ’la Mücadele Koalisyonu kılıfı altındaki yıkım ekibi geldi. Onların gelebilmesi için bir bahaneye, kullanabilecekleri bir maymuncuğa ihtiyaçları vardı. O da DEAŞ’tı.


Bugün DEAŞ’ın işgal ettiği bölgelerin tamamı neredeyse çatışma olmadan, olsa bile o bölgedeki İslam medeniyetinin simge eserlerinin yok edilmesinden ibaret yıkımlarla yaklaşık 35 yıldır ‘’dost ve müttefik’’ diye bize pazarlanan ABD tarafından başımıza musallat edilen PYD maskeli PKK’nın eline geçmiş durumda.
Bugün artık biliyoruz ki ABD, henüz bölgeyi teslim etmeyi planladığı terör örgütü PYD/YPG yani PKK oluşumu hazır olmadığı için gelecekte oyun alanı olarak kullanacağı doğal zenginlikleri olan bölgeleri kendi laboratuvarlarında ürettiği DEAŞ’a işgal ettirdi. Sonra bu sözde radikal İslami terör örgütüyle mücadele adı altında bölgeye geldi. 35 yıldır başımıza bela ettiği terör örgütünü eğitip silahlandırarak DEAŞ’a karşı mücadele eden özgürlük savaşçıları olarak bize ve dünyaya pazarladı ve onlar vasıtasıyla zaman zaman hiç çatışma olmadan DEAŞ’tan emaneti geri aldı. Bugün Suriye’nin en zengin yer altı kaynaklarının olduğu bölgeler terör örgütü YPG yani PKK vasıtasıyla ABD’nin elinde. ABD sadece yer altı zenginliklerini ele geçirmekle kalmadı, PKK eliyle bölgenin demografik yapısını da değiştirdi. PKK ele geçirdiği bölgelerde katliamlarla bölge halkını göçe zorladı ve boşalttı bölgeyi.

Elbette bu demografik yapının bozulmasının bir amacı var. Bir PKK koridoru kurmaya çalıştı ABD ama bunu sözde Kürtleri çok sevdiği için değil. Zaten PKK’nın bugüne kadar Kürtlerin hayrına bir şey istediği de vaki değildi. Kaldı ki Suriye’nin kuzeyindeki oluşuma bir Kürt oluşumu demek mümkün değil. Zira yabancı paralı askerlerden oluşan bir lejyoner ordusu demek daha doğru.

ABD'nin çiçeği burnunda yeni Başkanı olarak Trump, ilk ziyaretini CIA’in  Kuzey Virginia'daki genel merkezine yaptı ve ziyaretinde şöyle bir açıklamada bulundu;  "Irak petrollerini biz alsaydık, DEAŞ olmazdı. Irak petrollerini almak için belki yeni bir şansımız vardır". En iyi belge itiraftır derler. Ayrıca Trump’ın Dışişleri Bakanı olarak tercihinin büyük bir ABD petrol şirketinin eski CEO’su olan Rex Tillerson’ın olması da önemli bir mesajdı. Savunma Bakanı olan Mattis de Afganistan ve Irak’ta savaşmış ve katliamlara imza atmış ‘’Kuduz Köpek’’ lakaplı eski ABD Ordusu komutanı idi.
Aynı Trump seçim kampanyası sırasında DEAŞ’ı Obama’nın kurduğunu da söylemişti. Bunu söyleyen Trump, Başkan olunca görünürde Obama’nın DEAŞ’la Mücadele Özel Temsilcisi ama gerçekte Suriye’nin Kuzeyi’nde bir PKK devleti kurmakla görevlendirilen özel ajan  Brett H. McGurk’u değiştirmeyi düşünmedi.


Trump’ın CIA Merkezi ziyaretinde Irak petrolleri için yeni bir şanstan kastı bu olsa gerekti. Eğer Türkiye’nin güneyinde PKK koridoru kurmayı başarabilirlerse Irak’ın ve Suriye’nin doğal zenginliklerini Türkiye’yi by pass ederek Akdeniz’e indirebileceklerdi. Bu plan için DEAŞ olmalıydı. ABD bunu başarabilmiş olsaydı zaten DEAŞ’a ihtiyaç olmazdı.
Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından ifade ettiği Türkiye’yi de içine alan paylaşım planını çözdü ve mücadeleyi ona göre yaptı, yapıyor. Onlar Türkiye’nin Suriye konsantrasyonunu bozmak için içeriden dışarıdan saldırdı, Türkiye ise devlet ve millet el birliğiyle bu saldırıları önledi. Bugün bile onlar değişik görüntüler altında saldırıyor, Türkiye önlüyor.

Türkiye,  terörle mücadele konseptini değiştirdi ve terör örgütüne karşı önleyici vuruş stratejisine geçti. Artık terör örgütüne karşı savunma değil saldırı stratejisi uygulamada. Terör örgütü nerede ise orada yani ininde vuruluyor artık.
Bugün Afrin’de de bu strateji vasıtasıyla gereken yapılıyor. Fakat kendi etik ve insani değerlerimizden feragat etmeden çok büyük bir hassasiyetle hem de. Üstelik Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da vurguladığı gibi; Türkiye sivillere zarar gelmesin diye büyük bir çaba göstermeseydi taş üstünde taş baş üstünde baş bırakmadan birkaç gün içinde Afrin’i almış olurduk.

Eğer biz Zeytin Dalı Harekatı’nda az daha geç kalmış olsaydık bu mücadeleyi kendi topraklarımızda vermek zorunda kalacaktık. Gazetelerdeki ele geçen teröristlerin itiraflarından anlaşılıyor ki Fırat Kalkanı Harekatı’ndan sonra ABD planlarında yapılan değişiklikle terör koridorunu İskenderun’dan Akdeniz’e çıkarma planları yapılmış. Karışıklık çıkartıp mülteci kılığında bölgeye yerleştirilecek teröristler üzerinden yürütülecek bir plan. Zeytin Dalı Harekatı da bu dost ve müttefik ülke ABD planına çomak soktu. ABD’nin paniği o kadar planın tarihin çöp sepetine gitme ihtimali.
Düşünün ki; gözümüzün içine baka baka terör örgütüne yaptıkları silah yardımını bile bize kabul ettirdiler. Onca ilerlemeden sonra Türkiye’nin hamlesi çok ama çok canlarını yaktı ve yakmaya da devam ediyor.


Elbette çıldırıyorlar da, her hallerinden belli. Türkiye’yi içeriden ve dışarıdan ikna etmek için değişik stratejiler sahada. Yunanistan’ın Ege’de, Kıbrıs Rum Kesimi’nin Doğu Akdeniz’de  yaptıklarını bu çerçevede değerlendirmek lazım. Fakat bir gerçek var ki Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Akar’ın ağzından gereken uyarıları yaptı. Gerisi artık Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’ne kalmış.
ABD Astana Süreci’yle Suriye’de süreci belirleyici rolünü kaybetti. O yüzden sürekli kendi hakimiyet alanı olan Cenevre’yi işaret ediyor.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson Türkiye’ye gelmeden önce "Türkiye'nin kendisini çevreleyen alanlarda olduğu gibi Suriye ve Irak'tan da tehditlerle karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Türkiye'ye yönelik bu tehditleri azaltmak için nasıl iş birliği yapabileceğimiz konusunda görüşmeler yapmayı umuyoruz. Bence Türkiye'ye en çok fayda sağlayacak şey, Cenevre'de Suriye'yi istikrara kavuşturan başarılı barış sürecidir." açıklamasını yaptı.
ABD’li bir komutan aklınca Türkiye’yi Münbiç’te çatışmakla tehdit ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan Ak Parti Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada  ‘’Bizi vururlarsa çok sert karşılık veririz diyenlerin ömürlerinde hiç Osmanlı Tokadı yememiş olması çok açıktır.’’ cevabını verdi. Bu cevap Türkiye-ABD ilişkilerinde geldiğimiz noktayı göstermesi açısından önemlidir.

Türkiye ABD’nin Türkiye’yi bölmeyi de içeren bir planı olduğunun farkında ve bu beka meselesi sebebiyle gerekirse her türlü riski alabileceğini haykırıyor. Eğer hala isteyen birileri varsa ABD’nin klasik ‘’Türkiye’nin kaygılarını anlıyoruz’’ açıklamalarının ilişkileri düzeltmeye yetmeyeceği açık. Türkiye söz değil, verilen sözlerin sahada uygulanmasını görmek istiyor. Tillerson’un ‘’Zeytin Dalı Harekatı DEAŞ’la mücadeleye dair konsantrasyonu bozuyor’’ açıklamasının cevabı da yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ’’ Artık hiç kimsenin DEAŞ bahanesini kullanma hakkı yoktur. Suriye ve Irak'taki DEAŞ tiyatrosunun artık sonu gelmiştir.’’ sözlerinde gizlidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin kararlılığını ifade ederken ABD’ye şu tarihi uyarıları da yaptı.  “Biz elbette onları kasıtlı olarak hedef almayacağız ama şimdiden ilan ediyoruz ki hemen yanı başlarında duranlardan başlayarak gördüğümüz her teröristi de imha edeceğiz, yok edeceğiz. İşte o zaman sırtlarını sıvazladıkları teröristlerin yanlarında bulunmasalar kendileri için daha iyi olduğunu anlayacaklar. Çünkü teröristlerin yanlarında ne işleri olduğunun izahını en başta kendi kamuoylarına yapmaları oldukça zor olacaktır”
Anlaşılan o ki; ABD, Zeytin Dalı Harekatı  Afrin’le sınırlı kalsa dünden razı. Hatta çatışırız falan tarzı açıklamalarına karşılık Münbiç’te de çok direnmeyecek gibi. Fırat’ın doğusuna razı görünüyor. Türkiye-ABD ile çatışır mı sorularının açık açık dillendirildiği bir dönemdeyiz. Tarihi bir dönemeçteyiz. Elbette gerekirse çatışmalıyız, çatışabiliriz de. Bazıları ‘’ABD’yle nasıl çatışacağız?’’ diye düşünebilir. ABD’nin çatışacak gücü olsa bir kara gücü aramak ve terör örgütünden kara gücü yapmak zorunda kalmazdı. Kaldı ki eğer bekamız söz konusuysa sonu ölüm de olsa gereken neyse o yapılmalıdır. Bunun aksini düşünenler ABD veya YPG ordusuna katılabilir.

ABD’nin bize karşı en büyük gücü içimizdeki uzantılarıdır, bugüne kadar da bizi istedikleri yöne yönlendirmek için kamuoyu oluşturma işini çok iyi yaptılar. Bu kez de değişik bahanelerle ortalığı karıştırarak dikkatimizi dağıtmayı deneyecekler gibi. Bunu yaparken elbette değişik bahaneler kullanacaklardır. Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin de bu süreçte kullanılacağı artık aşikar. Ayrıca bir ümit Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Tayyip Erdoğan’ın kaybetmesiyle istediklerini yapacak, onlara sesini çıkarmayacak bir yönetimin de hayalini kurmuyorlar diyemeyiz.

Başarılı olurlar mı? diye sorarsanız, bence artık mümkün değil. Türkiye sabretti sabretti ve kendi stratejisini uygulamaya başladı. Bu saatten sonra bağımsızlığını tehlikeye atacak hiçbir girişime boyun eğmez. Bu kararlılık hem devlette hem halkta üst seviyede.
ABD, Türkiye’yi kaybederse kendi kaybeder. Kaldı ki çoktan kaybetti bile. Tıpkı onlar da bizim onlardan emin olamadığımız gibi bizden emin olamıyorlar. Uluslararası ilişkilerde mütekabiliyet esastır denir, bunu onlara hissettirmek önemli.  

ABD süreci daha da gererse, İncirlik ve Kürecik açık kalamaz daha fazla. Gerçi iki üs de daha 15 Temmuz’un ardından kapatılmalıydı. Ondan sonrasını da onlar düşünsün. Bugün ABD kaybetti ama gelecek için ümidi olabilir bölge için. Fakat İncirlik ve Kürecik kapatılırsa bölgeden silinir gider.  

NOT: CHP lideri Kılıçdaroğlu, PYD/YPG’nin  terörist örgüt olduğunu düşünüyorsa  ABD’nin o terörist örgüt için bütçeden 500 milyon$ ayırması için de iki çift laf eder herhalde?

E-posta   Facebook   Twitter     Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
Bu yazı 7579 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YORUMLAR
Toplam 1 yorum var, 1 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.
Üye girişi yapmadınız. Misafir olarak yorum ekleyebilirsiniz. Üye olmak için tıklayın.
  Yorumcuların dikkatine…

İmlası çok bozuk,
Büyük harfle yazılan,
Habere değil yorumculara yönelik,
Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan,
Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren,
Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen,

yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR.
Misafir 16 Şubat 2018 Cuma 09:12

Hoca NAsreddin'in evine hırsız girmiş, ertesi gün Hoca'nın etrafını sarıp sorguya çekmeye kalkışanlar onu suçlamaya kadar işi vardırmışlar. Kapına kilit taksaydın, pencerene neden demir takmadın gibi... Dayanamamış Hoca, "YAHU BU HIRSIZIN HİÇ Mİ SUÇU YOK?" demiş. Yukarındaki karşı tarafla ilgili bütün analizlere katılmamak mümkün değil... de... "ülkenin bu duruma gelmesinde bizimkilerin hiç mi suçu yok?"

Yorumu oyla      4      0  
meclis kulisi,
Aydın, belediye, Özlem Çerçioğlu, Ege et, koronavirüs, önlem,
tusas, banner, reklam,
SOSYAL MEDYADA TAKİP ET
FACEBOOK'TA TURKTIME
TWITTER'DA TURKTIME
ANKET
Koronavirüse karşı önlem aldınız mı?



Sonuçları göster Anket arşivi
 
KATEGORİLER
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ETİKETLER
  •KÜNYE
  •İLETİŞİM
  •REKLAM
  •SİTENE EKLE
 
 
  •Güncel
  •Siyaset
  •Dünya
  •Medya
  •Magazin
  •Spor
  •Kültür
  •Sağlık
  •Ekonomi
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Aktüel
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Aktüel
hamza hamzaoğlu
ygs
konya
Chelsea
premier lig
İstihdam
survivor all star
Murat Yıldırım
haberler