DİRENGEN ATAERKİL ZİHNİYET
Sibel Kızılkaya İtkü

25 Kasım!  Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü!
                Bir 25 Kasımda daha, geçmiş tüm 25 Kasımlarda olduğu gibi,  “ Kadın anadır,  çiçektir, başımızın tacıdır” tarzında güzellemeler yapılacak,  “Kadına kalkan eller kırılsın”, “Şiddeti lanetliyoruz” tarzında kınama mesajları yayınlanacak,  hamaset nutukları atılacak,  ancak herkesin de bildiği gibi yine ama yine hiçbir şey değişmeyecektir.
           Bugüne kadar ülkemizde kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri sorununda, daha çok hukuk ekseninde çözümler üretilmeye çalışılmış ancak alınan tedbirler ve verilen cezalar ne kadar arttırılırsa arttırılsın, bu düzenlemelerin sorunu çözmeye yetmediği, aksine artarak devam ettiği görülmüştür.
         Dolayısıyla erkek şiddetinin salt bireysel bir davranış olmadığı, arkasında erkek egemen cinsiyetçi bir sistemin ve ataerkil bir zihniyetin yattığı kabul edilmediği sürece, kangren halini almış bu sorunun köklü bir çözümünün mümkün olmayacağı ortadadır.
      Öyle ki cinsiyetçi bakış açısının hâkim olduğu yasalar, bilhassa uygulamalar,  hatta ve hatta televizyon programları ile bile dayatılan ;  “Ev işleri, yemek ve çocuk bakımı sadece kadına aittir“,  “Kadının yeri evidir”,  “Her kadın annelik içgüdüleriyle dünyaya gelir” ,“Kadın kendini evine, kocasına ve çocuklarına adamalıdır.”  şeklinde yaratılan algı, toplum tarafından kadına ve erkeğe yüklenen bu cinsiyetçi rolleri pekiştirmektedir. Yine aynı şekilde; “Erkek, kadınına bakmalı” algısı ile de kadınların erkeğe ekonomik yönden bağımlı olmayı kabullendikleri, üstelik bunun da böyle olması gerektiği toplumsal olarak zihinlere kodlanmaktadır…
        Aslında bu tarz söylemler ve toplumda yaratılan algı, bir yandan kadına ve erkeğe biçilen görevlerin “tanrı vergisi” olarak görülmesini sağlayarak erkek egemenliğinin kendini meşrulaştırmasına neden olmakta, bir yandan da toplumda var olan cinsiyetçi rollerin sürdürülmesine katkı sağlamaktadır. Tüm bunların sonucunda topluma hâkim olan  ataerkil zihniyet,  kadınları geleneksel, cinsiyetçi, kadınlık ve annelik rollerini gönüllü olarak kabule zorlarken, buna itiraz eden kadınları ise şiddetin tüm biçimleri ile cezalandırma konusunda kendini haklı görmektedir.
           Bilhassa devlet, kadın politikalarıyla, yaptığı yasal düzenlemelerle de toplumda oluşan bu algıyı güçlendirmektedir. 4+4+4 eğitim sistemiyle örgün eğitimden hızla uzaklaşan kız çocukları, erken yaşta evliliklere itilmekte, dolayısıyla profesyonel iş hayatına atılma imkânları da söz konusu olamamaktadır.   Çalışmak istediğinde ise yeterli eğitimi alamadığından ancak düşük ücretli, çoğunlukla sigortasız ve kayıt dışı işlerde çalışabilmekte, yine bakım ve kreş hizmeti olmadığından, sonuçta kendisi de sistemin dayattığı  “kadının yeri evidir” düşüncesini kabul etmek zorunda kalmaktadır.
          Dolayısıyla erkek egemen zihniyetle hazırlanan ve kadını sadece aile içine hapsetmeye çalışan yasal düzenlemeler ve pratikteki uygulamalar,  şiddet uygulayan erkeklere bir koruma zırhı sağlamaktadır.
         Kaldı ki Türkiye, “Kadına yönelik şiddetin temel sebebinin toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğu, bu nedenle yasal ve fiili eşitliğin gerçekleştirilmesinin, şiddeti önlemede anahtar bir unsur olduğu” ön kabulü ile hazırlanan İstanbul sözleşmesini, 2011 yılında imzalamıştır. Ancak imzalanan bu uluslararası sözleşmeye uygun düzenlemeler yapmak, tedbirler almak yerine, bilakis erkek egemen zihniyetle hazırlanan ve kadını sadece aile içine hapsetmeye çalışan yasal düzenlemeler, uygulamalar ve söylemlerle,   erkek üstünlüğüne dayalı ataerkil sistem günden güne güçlendirilmiştir.
     Sonuç olarak; geleneklere ve erkek egemenliğine boyun eğmeyi kadınların erdemi,  güç göstermeyi sahiplenmeyi ve kadının namusunu korumayı erkeklik erdemi olarak gören bu ataerkil zihniyet değişmediği, kadın aile kavramından ayrı ve eşit bir birey olarak kabul edilmediği,  kadının sosyal, siyasi ve iş hayatına erkeklerle eşit düzeyde katılabilmesini sağlayan yasal ve fiili düzenlemeler yapılmadığı sürece, toplumun kanayan yarası kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin önüne geçmek mümkün olmayacaktır.



Sayfa Adresi: http://www.turktime.com/yazar/direngen-ataerkil-zihniyet/5963