E-posta :
  Şifre :
    ► Üye olmak istiyorum
    ► Şifremi Unuttum

Şahin Mengü

TÜRKİYE, ULUSAL ÇIKARLARINA TERS SAVAŞLARIN İÇİNDE
28 Haziran 2020 Pazar

 

 

ABD 2011'de Beşar Esad'ı devirmek için yola çıkarken iki amacı vardı. Birincisi, İsrail'in en güçlü komşusu ve hasmı olan Suriye'yi bölerek İsrail için tehdit olmaktan çıkarmak; ikincisi ve buna bağlı olarak, hedeflediği "büyük Kürdistan"ın ikinci parçasını Suriye'de oluşturmak.

 

ABD, AKP politikaları sayesinde amaçlarına ulaşıyor

Aradan geçen yıllarda ABD Esad'ı devirme amacından vazgeçti. Ancak, iç savaş Suriye'yi çok uzun yıllar İsrail'e tehdit oluşturamayacak ölçüde zayıflattı. Amacın bir tarafı böylece gerçekleşmiş oldu. 

Cumhuriyet'in dış politika birikime ihanet ederek, ABD'nin kuyruğunda Suriye savaşına dalan AKP iktidarı zannetti ki, Suriye'nin bütünlüğüne halel gelmeden, Esad birkaç hafta içinde devrilecek, Mısır'dan sonra, Şam'da da Müslüman Kardeşler (İhvan) ağırlıklı bir yönetim işbaşına gelecek ve bu yönetimlere AKP iktidarı "ağabeylik" yapacak.

Böyle bir hayal kurmak için saf olmak yetmez; Arapları hiç tanımamak ve etkili bütün Arap rejimlerinin Müslüman Kardeşler örgütünü "terörist" olarak gördüklerinden ve Orta Doğu'nun kalbindeki hiçbir Arap ülkesinde bu örgütün yönetime gelmesine veya yönetimde kalmasına izin vermeyeceklerinden habersiz olmak da gerekir.

AKP'nin bu hayalci saflığının ve cehaletinin Türkiye'ye faturası çok ağır oldu. Faturanın şimdiye kadar önümüze koyduğu siyasal, ekonomik, toplumsal ve askeri maliyetin ayrıntılarını anlatmaya gerek yok, bunlar artık apaçık ortada.

Gelelim AKP'nin Türkiye'de gözlerden kaçırmaya çalıştığı önümüzdeki yeni ağır faturaya...

 

ABD, PKK/PYD'yi Suriye'de meşru taraf yapmanın yolunu döşüyor

ABD, "büyük Kürdistan"ın Suriye ayağını oluşturmak yolunda geçtiğimiz günlerde çok önemli bir adım attı. Türkiye'nin de desteklediği ve merkezi İstanbul'da olan Suriye Ulusal Konseyi bünyesindeki (Barzani himayesinde) Suriye Kürt Ulusal Konseyi ile PYD, Nisan ayından beri yaptıkları görüşmeler sonrasında, bir "Kürt Siyasal Vizyonu" üzerinde anlaştıklarını açıkladılar. Böylece, "Büyük Kürdistan’ın”  Irak ve Suriye kanatları arasında bir uzlaşmanın temeli atılmış oldu.

ABD'ni ve diğer müttefikleri (ve Rusya'yı) PYD/YPG'yi "terörist" ilan etmeleri konusunda iknada başarısız olan AKP, bu son gelişmeye de engel olamadı. Olamayınca, dikkatten kaçırmak için tepkisi zayıf sözlerden ibaret kaldı. Oysa, PYD'yi resmen meşru bir taraf haline getirmesi ve uluslararası toplantılara Kürtlerin temsilcilerinden birisi olarak katılmasının önünü açması bakımından, bu, vahim bir gelişme idi.

 

PKK ilk kez toprak sahibi yapılıyor, AKP gözden kaçırmaya çalışıyor

Türkiye'de ilk terör eylemini yaparak sahneye çıkan PKK, izleyen yıllarda, batılı ülkelerin çok yönlü yoğun desteği ile adeta bir devlet gibi gelişti. Meclis ve yürütme kurulu oluşturdu, uluslararası siyaset ve diplomasi yapıyor, "vergi" kılıfıyla haraç topluyor, büyük bir bütçeye hükmediyor, silahlı güçleri var vb.. "Devlet" olması için eksiği bir toprak parçası üzerinde egemenlik kullanamıyor olmasıdır. "Çözüm süreci" sırasında Güneydoğu Anadolu'da buna çok yaklaşmış olsa da, 30 yıla yakın süredir bütün çabasına rağmen Türkiye içinde ve komşu coğrafyada bu amacına ulaşamadı. Şimdi ilk defa, Suriye'nin kuzeydoğusunda geniş bir toprak parçasında egemenlik tesis ederek bir "devlet" olmasında eksik kalan son unsuru da tamamlamış olacak. 

Bu vahim gelişme, Irak'da sınır ötesi hava harekatı yapılarak gözden uzak tutulmaya çalışılıyor.

AKP'nin söylemleri ve eylemleri çelişki içinde  

AKP iktidarın sözcülerine bakılırsa, Türkiye, Suriye'nin ve Libya'nın toprak bütünlüğünü savunuyor. İyi de, eylemler bu sözlerle çelişki halinde. Suriye'nin toprak bütünlüğü Şam'daki yönetim ile işbirliği yapılmasıyla mümkün olur. Bunun dışında her eylem ve politika Suriye'nin bölünmesiyle sonuçlanır. 

AKP iktidarı hala Şam ile temas kurmaktan ısrarla kaçınıyor. Bunun yerine, askeri harekat ile kontrol altına alınan Suriye topraklarında, Türkiye'nin, cihatçı gruplar üzerinden tesis ettiği egemenliği derinleştirmekte olduğu, oralara yöneticiler atadığı ve TL'nin tedavüle sokulduğu bildiriliyor. Hal böyle olunca AKP yetkililerinin Suriye'nin toprak bütünlüğünü savundukları yönündeki söylemlerinin inandırıcılığı ortadan kalkıyor. Türkiye'ye bitişik İhvan'cı bölgeler oluşturmak uğruna, Suriye'nin toprak bütünlüğü, bizzat onu savunduğunu iddia eden AKP iktidarı tarafından ciddi tehlikeye atılıyor. Suriye'nin toprak bütünlüğünün bozulmasının Türkiye'nin toprak bütünlüğüne doğrudan tehdit oluşturacağı unutuluyor.

Benzer bir durum Libya'da yaşanıyor. Türkiye, Suriye'de en başta yaptığı yanlışı, hiç ders almadan, Libya'da tekrarlıyor. Ülkenin batıdaki çok küçük bir kesimine hakim olan Trablus'daki Müslüman Kardeşler ağırlıklı Ulusal Uzlaşı Hükümeti'ni (UUH) destekliyor. Etkili Arap ülkelerinin, Libya gibi doğal kaynakları zengin geniş bir coğrafyaya Müslüman Kardeşler'in tümüyle hakim olmasına izin vermeyecekleri çok bellidir. Nitekim, UUH'nın sahadaki bazı askeri kazanımları üzerine, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, savaşı göze alabilecekleri yönünde açıklamalar yaptı. Mısır'ın bu tutumu, Rusya, Fransa, Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından destekleniyor. Türkiye, "bütün yumurtaları aynı sepete koymakla" çok yanlış yapıyor. 

Türkiye'nin hasım taraflardan birisinin arkasında durması ve geniş bir cephe oluşturan karşı tarafı düşman görmesi Libya'yı bölünmeye götürüyor. Oysa, Libya'nın bölünmesi, AKP iktidarının korumaya çalıştığı ve Libya'ya müdahalenin gerekçesi olarak ileri sürdüğü UUH ile yapılan deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasını da işlevsiz hale getirecek. Akdeniz'de bu anlaşmanın Türkiye ile Libya arasında oluşturduğu "komşuluk",  Libya'dan ayrılması söz konusu olacak ülkenin doğusunda kalacak.

Cumhurbaşkanı, İstanbul'un fethinin yıl dönümünde yaptığı konuşmada, orta çağ ağzıyla,  "Rabb'imden bu millete nice fetihler....nasip etmesini diliyorum" dedi. Türkiye'nin "tek yetkili" şahsı böyle söyleyince, AKP iktidarı temsilcilerinin, Suriye ve Libya'nın toprak bütünlüğünü savundukları yönündeki ifadelerine dünyada kim inanır! 

 

Türkiye'nin ABD ile işbirliği yapmakta hiçbir çıkarı yok.

Suriye'de İdlib'de Rusya'dan umduğunu bulamayan, Libya'da da Rusya ile karşı saflarda olan AKP iktidarı, son dönemde ABD ile "stratejik müttefikliği" hatırladı. İki ülke yetkilileri Suriye ve Libya üzerinde karşılıklı sıcak işbirliği mesajları teati ediyorlar. Oysa, ABD ile işbirliği yapmak Türkiye'nin ulusal çıkarları ile uyuşmuyor. 

ABD'nin ne yapmak istediği açık. Rusya'nın Suriye'deki mevcudiyetini zayıflatmayı, Libya'da ise bir askeri köprü başı oluşturmasının önüne geçmeyi amaçlıyor. Bu amacına erişmek için AKP yönetimindeki Türkiye'nin akıl dışı politikalarını kullanıyor. Suriye ve Libya'da pratik değeri olmayan destek sözü vererek, Türkiye'den Fırat'ın doğusundaki faaliyetlerine göz yummasını bekliyor. Görünen o ki, bu beklentisi karşılık buluyor.

Fırat'ın doğusundaki gelişmeleri engelleyemeyen AKP iktidarı çaresizlik içinde

ABD geçtiğimiz günlerde Suriye'ye karşı "Sezar yaptırımları" adı verilen çok geniş bir yaptırım paketini yürürlüğe koydu. Suriye ile işbirliği yapacak üçüncü ülkeleri de kapsayan bu yeni yaptırım paketi ile Şam yönetiminin iyice "boğulması" ve ülkenin yeni yazılacak anayasa ile parçalara ayrılması karşısında tepki veremeyecek ölçüde zayıflatılması amaçlanıyor.

AKP iktidarı aradan sekiz yıl geçtikten sonra ABD'nin amacının Suriye'yi bölmek olduğunu nihayet anlamış görünüyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu birkaç gün önce CNN Türk'de yaptığı açıklamada ABD'nin yeni yaptırımları hakkında şunları söyledi: " ..(Suriye'deki) rejim ile ABD çalışmak istemediği gibi, bölgede daha da köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. ABD’nin Suriye’yi bölmek için, Suriye’yi zayıflatarak desteklediği PKK/YPG için yapıyorsa bunu doğru değil........Rejim konusunda ABD ile aynı düşünüyoruz diye ABD’nin Suriye’yi bölme çabalarına destek vermiyoruz..".

Bakan bey, ABD'nin nihai hedefinin Suriye'de PKK yönetiminde bir Kürt devletçiği yaratmak olduğunu, ABD'nin sekiz yıl önce "Esad'ı devirelim" kisvesi altında kendilerini aldatarak oyuna dahil ettiğini iş işten geçtikten sonra anlamış görünüyor. AKP'nin öngörüsüzlüğünü ve aczini itiraf ediyor. 

Çavuşoğlu, ABD'nin Suriye'yi bölme çabalarına destek vermeyeceklerini de söylüyor. ("Engelleyeceğiz" diyemiyor). Tebrikler! Bunca yıldır yeteri kadar desteği zaten vermediniz mi? Halen de vermiyor musunuz? Kaldı ki, ABD'nin de PKK/PYD devletçiğini kökleştirmek için sizin daha fazla desteğinize ihtiyacı da artık yok. "Gölge etmeyin yeter" diyor. AKP iktidarının "gölge etmek" gibi bir niyeti olmadığı gibi, buna mecali de yok!

"Kürdistan" projesinin ikinci parçasının Suriye'de gerçekleştirilmesinden sonra üçüncü parça için sıranın nereye geleceğini tahmin etmek için kahin olmak gerekmiyor!

AKP’nin  dinci dış politikası Türkiye'nin ulusal çıkarları ile zıt

Uluslararası basın AKP iktidarının Yemen'de İran yanlısı Şii milislere karşı savaşan Müslüman Kardeşler Al İslah partisine askeri destek verdiğini yazıyor. Dinci dürtülerle Somali'de de geniş bir askeri mevcudiyetinin bulunduğu biliniyor. 

Suriye, Libya, Yemen, Somali savaşları Türkiye'nin ulusal çıkarları ile bağlantılı savaşlar değildir. Oysa dış politika ulusal çıkar üzerine kurulur. AKP'nin yaptığı gibi dinci dürtülerle şekillenen dış politika felaket getirir. 

Türkiye sınırlı olan askeri gücünü bu kadar çok cepheye dağıtınca, örneğin,  Ege'de ve Kıbrıs'da ulusal çıkarlarını gerçekten ilgilendiren tehditleri karşılayamaz. Böyle çok sıkıntılı bir tablonun belirtileri şimdiden görülüyor.

Muhalefet uyuyor

Türkiye, bölgenin bütün etkili devletleri ile kavgalı. Mısır ve İsrail'de yıllardır Türk büyükelçisi yok. Suriye ile diplomatik ilişkiler zaten toptan kopmuş durumda. Yanında bir tek Katar görünüyor. Katar'ın "dostluğunun" sürdürülebilmesi için o çağ dışı rejime hangi siyasi ve ekonomik tavizler verildiği kamuoyundan gizleniyor.

AKP, dinci dış politika ile Türkiye'yi soktuğu uzun erimli ulusal çıkarlarına zıt bu yoldan daha fazla vakit kaybedilmeden demokratik toplumsal muhalefetle döndürülmelidir. 

Bunun için, CHP başta, siyası muhalefetin öncülük etmesi gerekiyor. Ne yazık ki bu konular laf üretmekle vakit geçiren CHP yönetiminin gündeminde değil. Aksine, Türkiye'nin ulusal çıkarlarına taban tabana ters tabloyu yaratanlardan hesap soracaklarına, AKP'den bir-iki puan götürür ümidiyle, bir numaralı sorumlu Ahmet Davutoğlu ile işbirliği yapmanın işaretlerini veriyorlar. 

Gerçek CHP'liler asırlık koca partiyi böyle güçsüz, başkalarına muhtaç duruma getiren bu yönetimden hesap sormalıdır

E-posta   Facebook   Twitter     Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
Bu yazı 21627 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.
Üye girişi yapmadınız. Misafir olarak yorum ekleyebilirsiniz. Üye olmak için tıklayın.
  Yorumcuların dikkatine…

İmlası çok bozuk,
Büyük harfle yazılan,
Habere değil yorumculara yönelik,
Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan,
Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren,
Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen,

yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR.

Bu haber henüz yorumlanmamış...

Mesa Mesken, Bodrum, reklam, banner,
tusas, banner, reklam,
Aydın, belediye, Özlem Çerçioğlu, Ege et, koronavirüs, önlem,
SOSYAL MEDYADA TAKİP ET
FACEBOOK'TA TURKTIME
TWITTER'DA TURKTIME
ANKET
Koronavirüse karşı önlem aldınız mı?



Sonuçları göster Anket arşivi
 
KATEGORİLER
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ETİKETLER
  •KÜNYE
  •İLETİŞİM
  •REKLAM
  •SİTENE EKLE
 
 
  •Güncel
  •Siyaset
  •Dünya
  •Medya
  •Magazin
  •Spor
  •Kültür
  •Sağlık
  •Ekonomi
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Aktüel
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Aktüel
galatasaray
ygs
ygs puan hesaplama
Devlet Bahçeli
EURO2016
ismail kartal
Mahkeme
Rıza Çalımbay
Aleksis Çipras