E-posta :
  Şifre :
    ► Üye olmak istiyorum
    ► Şifremi Unuttum

Sibel Kızılkaya İtkü

Gezi Müdahalesinin Asıl Sebebi, ABD'nin Suriye Kararı Olabilir mi?
18 Haziran 2013 Salı

Ülkedeki öfke ve  gerilim dinmek bilmiyor. Tam hafifledi derken, iktidarın toplumu ve sosyal olayları analiz etmekteki yetersizliği, çatışma kültüründen beslenen yapısı ve özellikle polisin eylemcilere  aşırı ve orantısız güç kullanımı, her geçen gün olayların akıbetini daha da bilinmezliğe sürüklüyor.

Aslında iktidar, eylemleri iyi değerlendirip sağduyulu, sabırlı ve tahammüllü davranmayı başarabilseydi, olaylar bu raddeye gelmeyecekti.  Her ne kadar Taksim Platformu direnişe devam kararı almışsa da, vermek istedikleri mesajı verdiklerini düşünerek, aslında bir kısmı   yavaş yavaş çadırlarını toplamaya  başlamışlardı bile. Neticede   zaman geçtikçe eylem sembolik hale gelecek ve dolayısıyla tüm ülkeyi kaosa sürükleyen  olaylara gerek kalmayacaktı. 

Acaba İktidar neden  sönmeye yüz tutmuş Gezi direnişini zamana yaymak yerine, acilen 15 Haziran gecesi, polis müdahalesine başvurmuştur?

Aslına bakarsanız;  Gezi parkına acil  polis müdahalesinin yapıldığı tarih  ile,  ABD yönetiminin Suriyeli muhaliflere silah yardımında bulunma kararının aynı tarihlere rastlamasının  tesadüf olduğunu düşünmek,  pek mümkün değildir. 

Özellikle buradaki amacın, Başbakan Erdoğan’ın BOP Eş başkanı olarak, gerektiğinde Obama yönetimine Suriye konusunda tam destek vermek düşüncesiyle,   ülkedeki gündemi bir an önce değiştirme çabası olması,  kuvvetle muhtemeldir.

Ancak iktidarın dayanağı her ne olursa olsun, hiçbir neden,  vatandaşın sağlığı ve can güvenliğinin tehlikeye atılmasına,   eylemcilere yeterli zaman tanımadan polis tarafından Gezi Parkının  biber gazına boğulmasına,

vatandaşlara  yakın plandan  su ve gaz sıkılmasına ,  TOMA sularına  sıvı biber gazı katılmasına,

sadece yaralılara yardım ettiler diye,  doktorlar hakkında soruşturma açılmasına, oteller , alış-veriş merkezleri gibi kapalı alanlara dahi biber gazı sıkılmasına ve  dolayısıyla tüm bunlar neticesinde, toplumda oluşan  kutuplaşma, gerilim, kin ve öfkeye   bahane teşkil etmez.

Acaba iktidar, ülkenin artık bir polis devleti görüntüsünde olmasından,  ya da “işte  benim istediklerimi yapmazlarsa, başlarına gelecekleri gördüler” diyerek, ülkede yarattığı bu  iç savaş ortamından   memnun mudur?

İktidarın  burada hesaba katmadığı  şey ise, şiddetin yine şiddet doğuracağı gerçeğidir. Ve bugün ülkenin geldiği noktada yaşananlar,  asla taraflardan birinin galip, diğerinin ise mağlup olacağı bir oyun değildir.

Polislerin aşırı güç kullanma yetkisi var mıdır?

Aslında  Gezi olaylarını  fazlasıyla tırmandıran etmenlerin başında,  polisin aşırı ve orantısız güç kullanımı gelmiştir.   

Olayların başından itibaren polisin bu aşırı güç kullanımına maalesef göz yumularak; eylemcilere  yakın plandan biber gazı atılmasına,  tazyikli su sıkılmasına, kapalı alanların dahi biber gazıyla boğulmasına ve  hatta   polisin olaylar sırasında kask numarasını  kapatarak, peşinen suç işlemeyi göze almasına,  sessiz kalınmıştır. Ancak  bir hukuk devletinde,  polisin kanuna aykırı bu davranışları mutlaka idari ve cezai soruşturma gerektirir.

Hatta ve hatta kanunlar gereği; tüm bunları  yapması konusunda, amiri ısrar etse dahi, suç teşkil eden bir emri, polis yerine getiremez. Aksi halde polis, kendisine bu kanunsuz emri veren amiriyle birlikte  sorumlu olur.

Kanun karşısında, polis de dahil olmak üzere herkes, suçunun cezasını çekmelidir. Yanlış yapan polisi koruyup, görmezden gelirken, masum vatandaşları yaka paça gözaltına alıp yargılamak,  o ülkedeki vatandaşların, devlete olan güvenlerini ve adalete olan inançlarını zedeleyeceği  gibi, polis devleti anlayışına da hizmet edecektir.

Ancak sorumluların adalet karşısında hesap vermesi, ancak  gerçek bir hukuk devletinde mümkün olabilir. Gerçek bir hukuk devletinin varlığı içinde yargı bağımsızlığı şarttır...

                         Milli İrade Konusundaki Yanlış Algı

Başbakan Erdoğan’ın  İstanbul ve Ankara’da düzenlenen Milli İradeye Saygı Mitinglerinde, şiddet eylemlerini “milli irade hırsızlığı” olarak değerlendirmesi de, Gezi Parkı eylemlerinin anlamını hala kavrayamadığını  ve  sandığa  gereğinden fazla anlam yüklediğini, bir kez daha göstermiştir.  

Halbuki  J.J. Rousseau’nun da dediği gibi; “Temsilde çoğunluk her şey değildir. Önemli olan yöneten konumundakilerin, halkın tamamının yararını ve haklarını gözetmesidir.”

Başka bir deyişle demokrasi sadece sandık değildir. İktidara oy versin ya da vermesin 76 milyonun başbakanı,  demokrasinin çoğunluk diktası olmadığını, azınlıkta olan kesimlerinde hak ve hukukunun,  ifade özgürlüğünün gözetilmesi gerektiğini ve demokrasinin bir uzlaşı kültürü olduğunu artık anlamalıdır.

Yoksa milli irade, sandıktan çıkan çoğunluğun her istediğini yapabileceği, buna karşın  azınlıkların seslerini hiç  çıkarmadan çoğunluğun her türlü tahakkümünü  kabullendikleri  bir irade değildir.

Yani çoğunlukçu demokrasi ile , çoğulcu demokrasi karıştırılmamalıdır...

E-posta   Facebook   Twitter     Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
Bu yazı 13925 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YORUMLAR
Toplam 38 yorum var, 5 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.
Üye girişi yapmadınız. Misafir olarak yorum ekleyebilirsiniz. Üye olmak için tıklayın.
  Yorumcuların dikkatine…

İmlası çok bozuk,
Büyük harfle yazılan,
Habere değil yorumculara yönelik,
Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan,
Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren,
Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen,

yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR.
Misafir 25 Haziran 2013 Salı 18:11

nüfus ortalamisi ve pazar bula bilen bir ülke her türlü porovakatif olaylara gebe dir.Bunun bir örnegini su dan sebeplerele yerli isbirlikcilerine yaptirtirdiklari "rezil park" eylemleridirler.Sakin ve sakin bu eylemler de masumiyet aramayin.Sunu da arti olarak ekliyeyim iktidar partisi bu rezil parki eylemlerin den güclenerek cikmistir.Ic ve dis piyonlar hem agizinin payini aldi hem de dersini.2 SON

Yorumu oyla      0      5  
Misafir 25 Haziran 2013 Salı 18:07

Hülya, anladiysam ne olayim..yine eksik bir seyler yazdiniz.Siz ya islami ve onun degerlerini tanimiyorsunuz ya da laikligi din ile karistiriyorsunuz.Sahi nedir bu acmazlik ? Siz bana dünya da bir tane devlet gösteremezsiniz din destegi olma dan kalkinan.Din bir devletin yapilanmasin da o kadar önemli bir yer tuar ki bunu bilen süreka takimi bilhassa Türkiye de bunu cok iyi uygulamislardir.Iki türlü insanin yetismesi icin verdikleri gayretleri anlatsam yine anlamiyacaksiniz.Gencecik bir .1,

Yorumu oyla      0      4  
Misafir 25 Haziran 2013 Salı 14:58

Hükümet kendine her şeyi hak görüyor.Allah sonumuzu hayır etsin.LAL

Yorumu oyla      3      0  
hulya 25 Haziran 2013 Salı 12:00

Misyonerliği "ÇAMUR" olarak görmeniz de enteresan.Ben bunu kabul etmiyorum.Dünde belirttiğim gibi misyonerlere saygım ülkeme zarar vermedikleri,ülkedeki gerçekleri manipüle etmedikleri, ve siyasete girmedikleri sürece sonsuzdur.

Yorumu oyla      4      2  
hulya 25 Haziran 2013 Salı 11:58

18:24 Benim misyoner anlayışım "bir dini yaymak gayesini herşeyin üstünde tutan kişiler"dir.Bu bağlamda sizde herşeyi din ile değerlendirdiğinize göre misyoner değilseniz bu gayretiniz nedendir? Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlet olduğuna göre, içinde yaşayan yurtdaşlarda çok dinli bir anlayışa sahip olduğu halde bu gayretiniz Türkiye Cumhuriyetine bir hizmet değildir. Ancak yaymak istediğiniz dine hizmettir.Buda hangi din olursa olsun misyonerliktir.

Yorumu oyla      5      0  
tusas, banner, reklam,
SOSYAL MEDYADA TAKİP ET
FACEBOOK'TA TURKTIME
TWITTER'DA TURKTIME
ANKET
S-400'lerin alınması doğru mu?



Sonuçları göster Anket arşivi
 
KATEGORİLER
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ETİKETLER
  •KÜNYE
  •İLETİŞİM
  •REKLAM
  •SİTENE EKLE
 
 
  •Güncel
  •Siyaset
  •Dünya
  •Medya
  •Magazin
  •Spor
  •Kültür
  •Sağlık
  •Ekonomi
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Aktüel
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Aktüel
beşiktaş
şampiyonlar Ligi
İsveç
ütopya
Brezilya
yakmak
İstihdam
Mesut Bakkal
İlker İnanoğlu