19 yıl önceKİ Tayyip Erdoğan, Istanbul Belediye başkanı seçildiğinde, önüne getirilen 3. Köprü dosyasını; “Istanbul için cinayettir” sözleriyle red etmişti.
Kendisinden sonra gelen Ali Müfit Gürtuna ve mimar Kadir Topbaş da aynı kanıdaydılar. Aklın yolu birdi ve her üç belediye başkanı da çözümün; toplu taşıma, raylı sitem, deniz taşımacılığı ve tüp geçitlerde olduğunu savunageldiler.
Kadir Topbaş Istanbul’un gelecek 100 yıllık vizyonunu, binlerce mimar mühendis ve uzmanla iki yıl çalıştıktan sonra, 17 temmuz 2009’da Istanbul Çevre Düzeni Planını Belediye Meclisinden geçirerek yürürlüğe soktu.
Bu plan ve 1/100.000 lik haritalarda 3. Köprü’ye yer yoktu.
Tayyip Erdoğan ve Kadir Topbaş’a iletilen raporlara göre; 3. Köprü çevre kirliliğine neden olacaktı..
Tıpkı FSM Köprüsü çevre yollarında olduğu gibi, yeni Kuzey Istanbul kasabaları ve gecekondu bölgeleri yaratacaktı.
Istanbul’a nefes aldıran kuzey rüzgarlarının azalmasını ve karbon salınımının artmasını doğuracaktı.
Su havzalarının kirlenmesini ve Istanbul ormanlarının % 40’ının yok olmasını getirecekti.
3. köprü,1984’te taraf olduğumuz Bern(yaban hayatı ve türlerini koruma) sözleşmesine, 40 kadar endemik bitkinin yok olması nedeniyle tersti
Istanbul 2. İdare Mahkemesine verilen bilirkişi raporları ile teyid edilen aynı mahkeme kararına ve Danıştay’yın ÇED kararlarına aykırıydı.
2 milyon ağaç ve Belgrad ormanı kadar bir orman alanı kaybımızla birlikte, yeni 2B alanları yaratacağı için kamuoyu vicdanı rahatsız olacaktı.
Daha bunun gibi yüzlerce nedenle, Tayyip Erdoğan başta olmak üzere seçilen her üç belediye başkanı da 1996’dan beri 3. Köprüye geçit vermediler.
“Değiştim ve dönüştüm, görevim ülkemi pazarlamak” sözcüklerini çok sık kullanan büyük devlet adamlarına nereden vahiy indiği bilinmez, son yıllarda 3. Köprü ülke gündeminin ayrılmaz bir parçası haline geliverdi.
Hükümet, önce Yargıtay kararlarını ters köşe ederek, Nükleer, 3. Köprü ve HES’lerde ÇED muafiyeti getiren yönetmeliği devreye soktu.
Sonra Kadir Topbaş’ı nasıl ve ne şekilde ikna(!) etti ise, 1/100.000’lik haritalarda revizyon yaptırıldı.
Sonra 3. Köprü için uluslararası ihaleye çıkıldı.
Elin oğlu, iç hukuk yolları tükendiğinde, Bern sözleşmesine aykırılığın başlarına bela olacağını gördüklerinden ihaleye rağbet etmedi.
Bağlantı yolları belli olduğundan beri el değiştiren binlerce dönüm araziyi elinde tutan rantiyenin baskısı ile hükümet, 3. Köprüyü illa da yapacağım diyor.
Kamuoyu ise Hrant davası gibi, örgütlü bu cinayetin göz göre göre işlenmesini endişeyle takip ediyor.
Atı alan çoktan Üsküdarı geçmiş ve çevre yollarındaki araziler, yandaş müteahhitlerce satın alınmışsa, sermayenin baskısı, bu köprüyü eninde sonunda yaptırtır. Hesap ve yöntem gayet basit.
3. Köprü 6 milyar dolara mal olur.
Çevresinde yeni bir şehir yaratmaya olanak tanıyarak, 350 milyar dolarlık bir pasta yaratılır.
İstemezükçülerin ne kadar haksız olduğunu kanıtlamak için, köprülerden birisi dünyada hiç örneği görülmemiş bir biçimde 9-10 ayl bakıma alınarak halka kan kusturulur.
Evine, işine ulaşamayan her insan, 3. Köprünün yararlarından bahsetmeye başlar.
Halk; bir kaç günlüğüne Suriye, İran gibi aniden gündeme düşürülen bir sıcak olaya odaklandırılmışken, daha önceden kimin alacağı pazarlıkları yapılmış olan iş, alel acele birilerine ihale edilir.
3. köprü üzerinden yeni dolar milyarderlerimiz itinayla üretilerek, Forbes dergisinin ağzı açık bırakılır.
Çocuklarımızdan ödünç aldığımız doğa yerine, onlara pahalı beton yığınları bırakılır.
Gün gelir devran döner,
HES’lerle yok ettiğimiz Anadolu; bizi su baskınları, heyelan ve açlıkla,
Rantiye için yok ettiğimiz Istanbul; bizi depremlerle,
Sermaye için yok ettiğimiz ormanlar; bizi kanser, astım ve bilimum hastalıklarla
Terbiye eder.
Doğal döngü’yü yok etmeyi hak görenlerin, hakkın önünde verecekleri hesap da cabası. Onu da kendileri düşünsünler artık.