Ben kendimden bahsetmeyi pek sevmem. Fakat meslektaşlarımızın hakkımda (olumlu ya da olumsuz) yazdıklarını zaman zaman naklederim.
Bu haftaki yazımın konusu bendenizim sevgili okurlar.
43 değerli kitaba imzasını atan velût yazarlarımızdan Yalçın Toker’in “İhtilaller, Darbeler Arasında – Gazetecilik ve Kitapçılık Anılarım” isimli kitabını okurken, sayfaların arasında birden kendimi buldum.
50 yıllık meslek anılarını anlatan Yalçın Toker, kitabının 121’inci sayfasından 125’inci sayfanın sonuna kadar, uzun uzun benden bahsediyor. (TOKER Yayınları - 0 535 319 93 49)
Yalçın Toker ile gazeteciliğe aynı yıl başlamıştık. Daha sonra o “Toker Yayınları”nı kurup kitapçılığa başladı.
Yalçın Toker, beni iyi tanıyan meslektaşlarımdan biridir. Onun yazdıklarını kitaptan aynen naklederek sizlerle paylaşmak istiyorum.
***
Yalçın Toker kitabında şöyle diyor:
“Rahmi Turan’ın Kara Murat dizindeki 5 kitabıyla ‘Biz Bu Ülkeyi Sokakta Bulmadık’ isimli eserlerini yayınladım.
Tam yeni bir kitabının daha hazırlığı içindeydik ki, Gözcü Gazetesi kapandı ve çalışmamız yarım kaldı.
Oysa ben o yeni kitap için önsözümü bile yazıp hazırlamıştım. O kitabı basamadığıma göre o önsözü hiç olmazsa bu kitabımda sizlere sunayım istedim.
İşte o önsöz:
***
“Rahmi Turan, en değer verdiğim gazeteci ve yazar arkadaşlarımdandır. Benim gazetecilik ölçülerime göre “1” numaralarımdan…
Kendisiyle 50 küsur yıllık bir dostluğumuz var. O’nu hemen herkes tanır ama bir de benim gözümle tanıyın istedim.
***
Rahmi de benim gibi Babıâli mürekkebini spor yazarı olarak yalayanlardandır.
Yeni Sabah Gazetesi’nde beraber çalıştık. Sonra o ayrıldı, Akşam’a gitti…
Aradan birkaç yıl geçti. Bir gün O’na Cağaloğlu meydanında rastladım. Adını şu anda tam hatırlayamıyorum ama “Son” diye bir gazete hazırlayacakmış. Hürriyet’çilerin çıkaracağı bir akşam gazetesi… Ama gazete ofset tekniği ile hazırlanıp basılacakmış.
O zaman ofset nedir, nasıl bir tekniktir, bilgi sahibi değildik.
İşittiğimize göre bu teknikte matrisler, çinko klişeler, kurşun kalıplar falan ortadan kalkıyormuş. Her şey filmlere çekilip oradan doğruca baskıya gidiyormuş…
Tabii hepimiz o günlerde merak içinde ofseti konuşuyoruz. Şahsen bana, bilmediğim bir teknikle bir gazete çıkaracaksın deseler, bu teklifi kabul etmeye cesaret edemezdim.
Ama bizim sevgili Rahmi Turan, hem cesur, hem gözü karadır. Düşünmeden kabul etmiş… Gazeteyi çıkardı, rengârenk, bol fotoğraflı…
Ofseti kısa sürede öğrendi, alnının akı ile giriştiği işin üstesinden gelmişti…
***
Sonra onu, yanındaki birkaç arkadaşıyla birlikte Günaydın Gazetesi’ni çıkarma macerasına atılmış gördüm.
Günaydın’ı da ofset tekniğiyle hazırladı, çıkardı.. Koca basın devleri arasında onu Türkiye’nin bir numarası yaptı.
Ben onun başardığı bu işi, Fatih Sultan Mehmet’in, gemilerini karadan yürütmeyi akıl edip, Haliç’e indirerek İstanbul’u fethetmesine benzetirim. Çünkü, gemilerin bir gecede aniden suya indirilmesi gibi, Günaydın Gazetesi de bir solukta Babıâli’ye girmiş ve Rahmi’nin yarattığı bir dev olmuştu.
Hele Sabah Gazetesi’ni çıkarması… O iş, basın tarihimizin, Günaydın’dan da büyük bir mucizesidir…
NOT: Yalçın Toker’in bu konudaki anılarına haftaya devam edeceğim.