E-posta :
  Şifre :
    ► Üye olmak istiyorum
    ► Şifremi Unuttum

Yiğit Miraç Tokat

29 Ekim Cumhuriyet Serüveni
29 Ekim 2020 Perşembe

 

 

Cumhuriyet bir günde geldi veya bir günde kuruldu gibi söylemler, safsatadan ibaret olup tarihi çarpıtmaktır; yalan yanlış bilgilerle bu rejimi itibarsızlaştırmaya, halkı uyutmaya çalışmaktan öteye gitmez.

Cumhuriyet sanılanın aksine bir günde kurulmamakla birlikte bunun alt yapısı ve temeli Osmanlı Devleti’nde 19. asırda yaşanan demokratikleşme ve parlamenter sisteme geçiş sürecindeki gelişmelere dayanmaktadır. O dönem yapılan reformlara ve demokratikleşme hareketlerine Sened-i İttifak, Tanzimat-Islahat Fermanları, özellikle I. ve II. Meşrutiyet gelişmeleri gösterilebilir. İdari, toplumsal, askeri, kültürel ve birçok alanda yapılan bütün reform çalışmaları, Cumhuriyet rejimine geçişteki en önemli yapı taşlarıdır. Dönemin gazetecisi Falih Rıfkı Atay ‘Çankaya’ kitabında Tanzimat’tan Cumhuriyet’e doğru devam eden reform hareketlerini şu sözlerle ifade etmiştir: “Hâlbuki Tanzimat'tan beri sürüp gelen medeniyet ve kültür savaşı, Garpçılık davası lehine bir zaferle nihayet bulmazsa, devlete, Cumhuriyet şekli verilmemesi şüphesiz daha iyi olurdu.”

     -Genel Kurmay Başkanlığı Arşivi, Sevr Haritası (1928)-

Halk artık kendini yönetme arzusunda olup, monarşi ve istibdad döneminden bunalmıştı. Bakınız I. ve II. Meşrutiyet ve Sultan Hamid (II. Abdulhamid) dönemi...

Birinci Cihan Harbi Sonrası...

İstanbul Hükümeti... Sevr’i İmzalayarak devleti ve vatan toprağına İtilaf güçlerine teslim etmek durumunda kalmıştır.

 

 

 

Ankara Hükümeti... Lozan Antlaşması’nı imzalayarak kapitülasyonların kalkmasını sağlamış, Osmanlı borçlarını taksite bağlamış, vatan topraklarını güvence altına alarak bağımsız ve tam egemen bir millet formu sağlandığını dünyaya ilan etmiştir. Üstün Diplomatik bir başarı elde edilmiştir.

Osmanlı Monarşisi’nden millet egemenliğine, Cumhuriyet’e doğru...

İngilizlerin önderliğinde İtilaf Devletleri’nin tek gayesi, I. Cihan Harbi’nde yenilmiş Osmanlı Devleti’ne Sevr Antlaşması’nı imzalatarak coğrafyamız üzerinde bölünmüş kukla bir devlet yaratmaktı. Nitekim Osmanlı Devleti’nin temsilcileri 10 Ağustos 1920 tarihinde Paris’te, vatanın parçalanmasını ve devlet mekanizmasının İtilaf güçlerinin kontrolüne geçmesini içeren çok tehlikeli antlaşmayı ne acıdır ki onaylamışlardır. Sevr Antlaşması’nın imza edilmesi Ankara Hükümeti tarafından kınanarak, kabul edilemez olduğu açıklanmıştır. Oysaki, aynı zaman dilimi içerisinde vatanın göz göre göre bölündüğünü, devletin yok edilmeye çalışıldığını gören Mustafa Kemal önderliğindeki Türk milleti, işgalci batılı devletlere karşı vatanın her bir karış toprağını kurtarma gayesiyle, üstelik birçok imkandan mahrum şekilde büyük Kurtuluş Savaşı’nı vermekteydi. Ne hazindir ki hem İtilaf Devletleri, hem de İstanbul Hükümeti (Saray) Mustafa Kemal ve yürüttüğü Milli Mücadele’den oldukça rahatsızdılar.  

Yediden yetmişe kanlı çarpışmalarıyla destansı devam eden Kurtuluş Savaşı’nın Türklerin kesin zaferi ile sonuçlanması akabinde İtilaf Devletleri istemeyerek de olsa Lozan’da ki görüşmelere Ankara Hükümeti’ni çağırmak durumunda kalmıştır. Lozan’da yapılan müzakerelerde İsmet İnönü liderliğindeki Ankara Hükümeti heyetinin sıkı diplomatik mücadelesini görmüş ve çetin geçen tartışmalar sonrası orta yol bulunarak 24 Temmuz 1923 günü antlaşma imza edilmiştir; böylelikle Türk heyeti büyük bir diplomatik zafer elde ederek, yok edilişimizi belgeleyen Sevr Antlaşması’nı yırtıp, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş abidesi olan bu antlaşmayla tam bağımsız ve egemen Türk milletini dünya milletlerine duyurmuştur. Lozan Antlaşması’nın imzalanması çağdaş, demokratik, çoğulcu demokrasinin, yani Cumhuriyet rejiminin kurulmasında mihenk taşı olmuştur. Günümüzde ise siyasi konjonktüre göre Lozan ya hezimet oluyor ya da zafer!

Ankara Meclisi’nde söz konusu yeni rejimden (Cumhuriyet) endişe duyan ve Cumhuriyet fikrinin gavurluğu bile çağrıştırdığını düşünen muhalif kesimin endişesi, Mustafa Kemal’den sonra bu rejiminin nasıl bir forma gireceğiydi. Halihazırda Meclis ve milletvekilleri uzun bir süredir zaten resmi olarak adı konmayan Cumhuriyet rejimi ile idare edildiklerini biliyorlardı; lakin asıl mesele bunu anayasaya nasıl koyacaklarıydı. Şimdilerde dillendirilen ve safsatadan ibaret olan “Cumhuriyet bir günde masa başında ilan edildi” hususunun iç yüzünü Falih Rıfkı Atay’ın şu şekilde ifade etmiştir: “...Cumhuriyet meselesinin sonuna kadar bir sır olarak saklanıp, bir gece, top sesleri ile ansızın ortaya çıkmış olmadığını anlatmaktır.”

Mustafa Kemal, çok akılcı ve titiz bir çalışma yürüterek daha adı konmayan Cumhuriyet rejiminin mecliste tartışılmasını isteyerek her kesimin fikrini, görüşünü öğrenmek istemiştir; Mecliste yapılan tartışmalar dahilinde yönetim biçimi hususu konusunda karar vermekte zorlanan mebuslar bir çıkmaza girdiklerinde son sözü Mustafa Kemal’den almak için Çankaya’ya haber gönderirler... Falih Rıfkı Atay o anları şöyle ifade etmektedir: “Nihayet 1923 Ekiminin son günleri gelip çatar, 28'i 29'a bağlayan gece, Mustafa Kemal'in sofrasında bir toplantı olmuştur. Ertesi gün Meclisten gelecekler, ''İşin içinden çıkamıyoruz. Böyle zamanlarda liderler vazifeden kaçmamalıdırlar, buhranın halledilmesi için Meclise yardım etmelisiniz,'' diyeceklerdir. Mustafa Kemal de kısaca devlet şeklinin Cumhuriyet olmasından başka çare olmadığını söyleyecektir.”

28 Ekim gecesi Mustafa Kemal resmi olarak ilk defa Ocak 1921 tarihli anayasanın birinci maddesine 'Türkiye devletinin şekli, Hükûmet-i Cumhuriyyedir” ibaresinin eklenmesini buyurmuşlardır. Bu sayede egemenlik tek adamdan alınıp, esas sahibine yani Türk milletine verilmiştir.

Çağdaş, yenilikçi ve çoğulcu demokrasi temelli yeni Türkiye Cumhuriyeti tüm dünyaya resmi olarak ilan edilmiştir. Unutulmamalıdır ki Cumhuriyet Mustafa Kemal şahsında, köylülerin, kadınların, çocukların, Meclisin eseridir.

Sabık ve halihazırdaki yöneticilerimiz oturdukları koltukları Mustafa Kemal ve onun nezdindeki Millet Meclisi’ne borçlu olduklarını unutmamalılar, bu bilinç ve sağ duyu ile davranmalılardır.  

Daha güçlü, daha demokratik ve Cumhuriyetin özüne uygun olarak, ayrıştırıcı değil pekala kucaklayıcı olmaya çalışmalıyız.

Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı, bilinç olarak yükselmiş insanlarımızın, gençlerimizin sayılarının artması dileğiyle... Cumhuriyeti sözde değil özde yaşamak ve yaşatmak gayesiyle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mız kutlu olsun.    

 

E-posta   Facebook   Twitter     Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
Bu yazı 3210 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.
Üye girişi yapmadınız. Misafir olarak yorum ekleyebilirsiniz. Üye olmak için tıklayın.
  Yorumcuların dikkatine…

İmlası çok bozuk,
Büyük harfle yazılan,
Habere değil yorumculara yönelik,
Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan,
Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren,
Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen,

yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR.

Bu haber henüz yorumlanmamış...

SOSYAL MEDYADA TAKİP ET
FACEBOOK'TA TURKTIME
TWITTER'DA TURKTIME
ANKET
ABD'DE SEÇİMİ KİM KAZANIR?



Sonuçları göster Anket arşivi
 
KATEGORİLER
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ETİKETLER
  •KÜNYE
  •İLETİŞİM
  •REKLAM
  •SİTENE EKLE
 
 
  •Güncel
  •Siyaset
  •Dünya
  •Medya
  •Magazin
  •Spor
  •Kültür
  •Sağlık
  •Ekonomi
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Aktüel
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Aktüel
fransa
eyfel kulesi
ygs puan hesaplama
A Milli Takım
uzaktan çalışma
Faruk Bal
Slaven Bilic
muhsin yazıcıoğlu
Anayasa