E-posta :
  Şifre :
    ► Üye olmak istiyorum
    ► Şifremi Unuttum

Rahmi Turan

26 Aralık 2012 Çarşamba

Büyük tartışmalara yol açan ve Başbakan’ın öfkesini üzerine çeken “Muhteşem Yüzyıl” dizisi vesilesiyle kaleme aldığım yazıları bugün, Osmanlı’da harem hayatını anlatarak bitiriyorum.
     Bazı dostlar TV’deki “Muhteşem Yüzyıl” dizisini beğenip beğenmediğimi soruyor. Tarihî bir değeri yok. Dizi bence ağır tempolu... Çok daha hareketli olabilirdi…

     Bu bakımdan (kişisel görüşüme göre) iyi not alamaz ama halk çok seviyor ve büyük kitleler diziyi ilgiyle izliyor.
     Film, ticarî yönden başarılıdır. Ancak, Başbakan’ın öfkesi nedeniyle yeni yılda uzun süre devam edeceği şüphelidir. Ya da tamamen değişip Talat Atilla’nın haftalar önce dediği gibi “Bir aile dizisi” haline gelecektir.
     Şimdiden bunun işaretlerini görüyoruz…
                                               ***
     Dizi bence, toplumda bazı tartışmaları başlatması ve Osmanlı Harem Hayatı’nı gündeme getirmesi bakımından çok yararlı oldu.
     Filmde oyuncular, dekor ve kostümler gerçekten iyi...
     Dizi, halkın tarihimize olan ilgisini arttırması bakımından da önemli bir görev yaptı.
     Bu yazıda Osmanlı haremleri hakkındaki bildiklerimi (kısaca) okurlarımla paylaşmak istiyorum. Ancak…
     Bir sürü garip eleştiriler alıyorum.
     Bunlar tarihi bilmeyenlerin hezeyanıdır!
     Daha önceki yazımda da dediğim gibi yazdıklarım sadece akıllı insanlar içindir… Fanatizm içindeki tarih cahilleri için değil!
     Zaten koskoca Osmanlı İmparatorluğu da, cehaletten batmıştı…
     Ülke çapında öğretim ve eğitime önem verilmiyordu…
     Tüm nüfusun yüzde 95’i “ümmi” idi.
     Yani okuma yazma bilmiyordu…
     Medrese eğitiminde matematik, fizik, kimya gibi fen dersleri okutulmuyordu. Sadece “fıkıh” (şeriat hukuku) öğretiliyordu…
     Nüfusunun yüzde 95’i okuma yazma bilmeyen bir devlet ayakta kalabilir mi?
     Kalmadı da… 1922’de 622 yıllık ömrü bitti ve battı!
     Onun küllerinden taptaze Türkiye Cumhuriyeti doğdu.
                                               ***
     Gelelim asıl konumuza…

     “Harem” dokunulmaz, kutsal, korunan yer anlamına geliyor.

     Osmanlı döneminde, padişah saraylarında olduğu gibi, sadrazamların, vezirlerin, paşaların da haremleri vardı.

     Bu haremlerde Kapalıçarşı yakınındaki “Esir Hanı”ndan satın alınan genç ve güzel yabancı kadınlar bulunurdu.

     Haremde, Rum’u, Çerkes’i,  Arabı... Rus’u, İtalyan’ı, Macar’ı... Her milletten kadın vardı.

     Bembeyaz odalıklar her odada, beşer beşer, efendilerini beklerdi.

     Sarayın köşesinde berisinde, hepsi heyecan içinde, haremağaları dört dönerdi.

     Hadım edilerek erkeklikleri yok edilen ve çoğu zenci olan kölelere “Haremağaları” denirdi. “Kızlarağası” onların amiriydi ve bunların hepsi “Valide Sultan”a, yani padişahın annesine bağlıydı.
     Haremin patronu “Valide Sultan” idi.

     Haremağaları, kadınlar bölümü olan “Harem” ile erkekler bölümü olan “Selamlık” arasında hizmet gören kölelerdi.

                                                 ***

     Harem daireleri, konak ve saraylarda, genellikle iç avluya bakacak bir şekilde plânlanırdı. Harem, saray kadınlarının yabancı erkeklerle karşılaşmadan, rahatça günlük hayatlarını sürdürdükleri yerdi.
     Osmanlı saraylarında haremin iki temel işlevi vardı:

1)    Padişahın özel yaşamını sürdürdüğü ve eş bulduğu yerdi. O gece, esmeri sarışını, uzunu kısası, zayıfı tombulu, hangi kadını canı çekerse, koynuna alırdı.

2)    Harem, bir okul görevi görürdü. Esir pazarından satın alınan cariyelere Osmanlıca öğretilir, iyi bir eğitim görmesi sağlanırdı. Osmanlı’da Harem-i Hümayun, ileride padişah annesi olabilecek cariyeleri yetiştirirdi, devlet adamlarını yetiştiren “Enderun” okullarına eş değerde bir kurumdu.

                                                 ***

     Bugün, zihinlerde oluşan “Harem hayatı” genellikle yanlıştır. Çünkü Türk halkı hiç görmediği padişah evini, Avrupalı yazarların, diplomatların fantezilerinden, Batı kökenli ressamların, kendi hayalleriyle süsledikleri resimlerden öğrendi.

     Harem hayatı, zihinlerde hep büyülü, egzotik ve erotik bir ortam olarak canlandı.

     Padişahın özel evi olan harem “mahrem” bir yerdi ve “nâmahremler” asla giremezdi.
     Anlatılan tasvirler ve çizilen resimler hep hayal gücüne dayanıyordu.

                                                 ***

     Cariyeler, genç ve güzel kadınlardı.
     Hareme gelen yeni cariye sıkı bir disiplin altında uzun bir eğitimden geçirildikten sonra padişaha sunulurdu.

     Cariyelerin çoğu, bir süre sonra vezirlere, beylere, paşalara zevce (eş) olarak verilirdi.

     Saraya yeni alınan esir kıza “acemi” denir, ona Müslümanlık, Türk-İslâm âdetleri ve ibadet gibi dinî bilgiler, dikiş-nakış, hanendelik (şarkıcılık), sazendelik (saz çalma) sanatı öğretilirdi. Böylece acemi cariye iyice yetiştirildikten sonra cariyeliğe yükseltilerek padişahın beğenisine sunulurdu.

     Hünkârın yatağına aldığı cariye “Haseki” adıyla anılır, bunlardan “gözde” olan “Padişahın kadını” olurdu. Çocuk doğuran haseki “Şehzade annesi “ olarak ayrıcalık kazanır, onun maaşı arttırılırdı.

                                                 ***

     Kimi tarihçiler hareme “Entrika ve fesat yuvası” olarak bakarken, kimi tarihçiler de “Harem bir kültür okulu ve nezaket yuvasıydı. Haremle ilgili olarak yayınlanan, çıplak resimler, erotik hamam sahneleri Batılı ressamların fantezilerinden ibarettir” der.
     Günümüzde, gerçek harem hayatını bilenlerin sayısı çok azdır. Herkes kafasından bir şeyler eklemektedir…
     Televizyonda izlediğimiz dizi filmde bir takım erkeklerin hareme girip çıktıkları görülüyor. Oysa Osmanlı haremine (erkeklikleri burularak yok edilen hadım ağaları hariç) erkek sinek bile giremezdi…
     Girmeye kalkışan olursa kellesini cellat satırında bulurdu!

E-posta   Facebook   Twitter     Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
Bu yazı 53191 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Bu Yazılar, Akıllı İnsanlar İçindir!
12/18/2012
12/12/2012
İktidar Hırsı ve Hazin Biten Görkemli Hayat!
12/5/2012
Muhteşem Yüzyıl ve dehşet verici dönem!
11/28/2012
11/21/2012
11/14/2012
11/7/2012
10/31/2012
İnsanlar Birbirini Yiyecek!
10/24/2012
Nüfus Artışındaki Büyük Tehlike!
10/17/2012
Kuru Kalabalık Değil, Nitelikli Nüfus Önemli
10/10/2012
Godot, hiçbir zaman gelmeyecek!
10/3/2012
Bayrak Ne Zaman İner?
9/26/2012
9/19/2012
9/12/2012
Tarihimizde ilk rüşveti alan kim?
9/5/2012
Tayyip Bey'in Büyük Haksızlığı!
8/29/2012
Tanrım! Sen Aklımızı Koru!
8/22/2012
Üzülmemek Elde mi?
8/15/2012
İnsanlığa Armağan Ettiğimiz Tek İcat Var mı?
8/8/2012
Bilgisizce ve Vicdansızca Saldırılar!
8/1/2012
Kurtuluşumuzun Tek Çaresi Var!
7/24/2012
Osmanlı'yı Cehalet ve Yobazlık Batırdı!
7/18/2012
Bu Ülkeye Kıymayın!
7/11/2012
Tümüne lânet olsun!
7/4/2012
Suriye Neden Bizden Korkmuyor?
6/27/2012
Hiçbir Ahmak Heveslenmesin!
6/20/2012
Türkiye’yi Asla Böldürmeyeceğiz!
6/13/2012
İki Ödül Töreni ve Efsane Bir Sanatçının Çığlığı!
6/6/2012
“Kahramanı Kadar Haini de Çok Bir Milletiz!”
5/29/2012
Hain “ Mütareke Basını - 2”
5/23/2012
Ülkeye Hainlik Yapan 'Mütareke Basını' Nedir?
5/16/2012
Beyne ihtiyacı olmayan adam!
5/9/2012
Din ve Atatürk’e saldırı!
5/2/2012
Keser Döner, Sap Döner… Gün Gelir Hesap Döner!
4/24/2012
“Ölene kadar birlikteyiz” sözünü kim verdi?
4/18/2012
İki Ünlü Yazarın, Rahmi Turan Yorumları…
4/11/2012
Bu Bir Veda Yazısıdır!
4/2/2012
Erbakan’ın Muazzam Serveti Nereden Geliyor?
3/28/2012
Müthiş Bir Rekor ve Otoriter Rejim Korkusu!
3/21/2012
Tetikçilik Hem Ayıp, Hem Suçtur!
3/14/2012
Geçmişle Kavga ve Kellesi İstenen Gazeteciler
3/7/2012
Namuslu Olmak Kolay Değil!
2/29/2012
Wulff Türkiye’de Yaşasaydı…
2/22/2012
Yalçın Toker, Rahmi Turan’ı anlatıyor (3)
2/15/2012
Yalçın Toker, Rahmi Turan’ı anlatıyor (2)
2/8/2012
Bu Yazının Konusu Benim!
2/1/2012
Patlayıncaya Kadar Yiyin!
1/24/2012
Şeytanın Yolu
1/18/2012
Aç insan elini ateşe sokar!
1/11/2012
Ateş Etsen de Suç, Etmesen de!
1/4/2012
Şeriat sevdalıları!
12/28/2011
Demokrasi Züppeleri
12/21/2011
Buna Akıl Tutulması Denir!
12/14/2011
Kasap Bıçağına Gönüllü Olarak Koşanlar!
12/7/2011
Dersim İsyanı ve PKK
11/30/2011
Yeni Bir Mustafa Kemal Nereden Bulacağız?
11/23/2011
Yaşayan Bir Tarih!
11/16/2011
İyileri cezalandırıp, kötüleri ödüllendiriyorlar!
11/9/2011
Kalplerimizde sevgi kalmadı!
11/2/2011
Cumhuriyet’i hangi yüzle kutlayacağız?
10/26/2011
Atatürk’ün Kürt politikası
10/19/2011
200 yılda 49 Kürt isyanı oldu!
10/12/2011
Yazık bu milletin yarısına!
10/5/2011
Anasını sattılar!
9/28/2011
İtfaiye ile Ateş Arasında Tarafsız Kalınır mı?
9/21/2011
Bir Göz Ağlarken, Öbür Göz Gülemez!
9/14/2011
Bunlar Çok Usta Berber!
9/8/2011
Şehit Babasının Mektubu!
8/31/2011
Fenerbahçe'nin Dramı
8/28/2011
Dost Görünen Bazen En Büyük Düşmandır!
8/25/2011
Onlar Vursun, Devlet Sussun, Öyle mi?
8/22/2011
Ya Yok Edeceksin, Ya Yok Olacaksın!
8/19/2011
Ateşi Söndürmek Bize mi Kaldı?
8/17/2011
6 Büyük Gazete Çıkarttım
8/15/2011
Geliyor...
8/13/2011
YORUMLAR
Toplam 88 yorum var, 5 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.
Üye girişi yapmadınız. Misafir olarak yorum ekleyebilirsiniz. Üye olmak için tıklayın.
  Yorumcuların dikkatine…

İmlası çok bozuk,
Büyük harfle yazılan,
Habere değil yorumculara yönelik,
Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan,
Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren,
Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen,

yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR.
Misafir 1 Ocak 2013 Salı 03:07

Yeni bir yılda yeni bir yazı iyi olurdu sn.Rahmi Turan.Neyse,seneye artık...

Yorumu oyla      1      1  
Misafir 29 Aralık 2012 Cumartesi 23:26

16:53, çok uzakta arama o dediklerini, peşinden gittiğin adamlara bak yeter, görebiliyorsan. Verdikleri beleş bulgur-makarna senin gözlerini bağlamış galiba. Hangisi kripto değil ki? Türk denince tüyleri diken diken oluyor. Saç traşında berberinin işine geliyor Türk demek.

Yorumu oyla      17      6  
Misafir 29 Aralık 2012 Cumartesi 19:15

Sevgili arkadaslar,16:43 de ki söz Peygamberimize aittir.Begenmedim diye puanlama yapmis bazi arkadaslar.Lütfen biraz akli selim olalim.Danke

Yorumu oyla      7      22  
Misafir 29 Aralık 2012 Cumartesi 16:43

"Haksizlik karsisinds susan,Dilsiz seytan gibi dir.." faht-i kainat Hz. Muhammet(SAV)

Yorumu oyla      16      15  
Misafir 29 Aralık 2012 Cumartesi 11:56

Akıllı konuşur,çünkü söylemek istedikleri vardır; Aptal konuşur,çünkü kendisinin birşeyler söylemek zorunda olduğunu sanır. (platon)

Yorumu oyla      3      0  
tusas, banner, reklam,
SOSYAL MEDYADA TAKİP ET
FACEBOOK'TA TURKTIME
TWITTER'DA TURKTIME
ANKET
S-400'lerin alınması doğru mu?



Sonuçları göster Anket arşivi
 
KATEGORİLER
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ETİKETLER
  •KÜNYE
  •İLETİŞİM
  •REKLAM
  •SİTENE EKLE
 
 
  •Güncel
  •Siyaset
  •Dünya
  •Medya
  •Magazin
  •Spor
  •Kültür
  •Sağlık
  •Ekonomi
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Aktüel
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Aktüel
ÖSYM
Acun Ilıcalı
NBA
Joachim Löw
İsveç
Mesut Bakkal
Brezilya
TV8
Alba Berlin