Turk Time
DOLAR
48,2622 %0.05
EURO
55,9966 %0.14
ALTIN
6906,4790 %-0.03
BIST-100
14355,68 %-1.95
PETROL
90,2800 %2.6
BONO
39,9300 %-0.42
ISTANBUL
BUGÜN
22/29°
ISTANBUL
YARIN
22/29°

Ünlü Stratejist Nibblett'ten Çarpıcı Analiz:

Batı kamuoyu ‘silahlanma’ gerekçesiyle Çin ve İran’ı tehdit olarak algılıyor ama araştırmalarıyla dünyaya yön veren stratejistlerden Robin Niblett’e göre onlar ‘düzenin bir parçası ve asıl risk ‘non state’ gruplarda. Ve küresel ekonomi, bir iğneyle batacak kadar savunmasız. Türkiye ise artık hasta değil yaşlı Avrupa’nın genç adamı.

  • Son Güncelleme:
Ünlü Stratejist Nibblett'ten Çarpıcı Analiz:

Chatham House olarak bilinen İngiltere’deki Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Müdürü Robin Niblett, 2.İstanbul World Political Forum için Türkiye’deydi. Kendisine yeni dünya düzeni ve Türkiye’nin rolüne ilişkin düşüncelerini sorduk. Niblett’e göre dünyada artık oturmuş bir küresel düzen var ve Amerika ile Avrupa’nın oluşturuduğu ‘batı bloku’nun bu düzenine karşı tehdit unsuru Çin, İran ve Kore gibi yükselmekte olan ülkeler değil. Çünkü onlar da bu düzene bağımlı ‘yükselen’ değerler. Asıl tehdit iki üç kişilik non-state (devlete bağlı olmayan) gruplar. Türkiye’nin İslam ve demokrasinin bir araya gelebileceğini göstererek Batı’daki İslamofobiyi azalttığını belirten Rubin, aynı zamanda çok sayıda konuya odaklanma yerine ihtiyatlı hareket ederek doğru bir politika içinde olduğunu düşünüyor. Rubin’e göre dinamik nüfusu ve gelişen pazarıyla Türkiye artık Avrupa’nın hasta adamı değil yaşlı Avrupa’yı tedirgin eden, ekonomik krizine çare olabilecek ‘hırslı, atılgan genç adam...

Varolan uluslarası düzene asıl tehdit nedir? Yükselen güçler, Çin ya da İran mı yoksa non-state gruplar mı?

Eğer büyük güçlerin yükselişini akıllı bir şekilde yönetemezsek, en büyük tehdidin yeni güçlerin yükselmesi olacağına inanıyorum. Yeni güçlerin yükselişine yani bir düzenden diğerine geçilmesine tarih boyunca daima istikrarsızlık eşlik etmiştir. Bizim küresel yönetim mekanizmalarımız yok. BM Güvenlik Konseyi’nin karar alıcı bir merkez olduğu çok da söylenemez. Ancak günümüzde hiper düzeyde bir karşılıklı bağımlılık söz konusu. Ülkeler meşruluklarının bu bağımlılıkta yattığını biliyor. Örneğin Çin Komünist Partisi, ABD ve Avrupa piyasalarına bağımlı olduğunu biliyor. İran ve Kuzey Kore soruları akıllıca yönetilmeli. Ancak bence temelde non-state tehditler, gelecek açısından çok daha büyük risk taşıyor çünkü onlarla nasıl baş edilebileceğini bilmiyoruz. Sadece 2-3 kişi, biyolojik silah saldırısında bulunabiliyor. ABD’de 2001’deki mektuplu şarbon saldırılarını tek kişi gerçekleştirmişti ve verdiği zararın giderilmesi için tam 18 ay gerekti. Küresel ekonomi yeni tehditler karşısında çok savunmasız. Siber güvenlik ve pandemik hastalık (bir kıta, hatta tüm dünyayı etkileyen salgın) bu tehditlere örnek olabilir. Dediğim gibi karşılıklı bağımlılık en üst düzeyde olduğundan tek bir iğne batırılması bile yeter de artık.

Bu bağlamda Batı’da İslamofobi için ne düşünüyorsunuz?

Bence Avrupa tamamen ekonomik krize odaklanmış durumda ancak Arap Baharı’nın bu konuda önemli olduğunu düşünüyorum. Ve tam da bu noktada Türkiye çok önemli bir ülke haline geliyor. İslam ile demokrasi ve hukukun üstünlüğüne inanan bir hükümetin bir araya gelebildiğini gören insanlar ‘Belki de sizin inandığınız şey doğru değildir ve farklı dinlerden olmamız karşılıklı olarak birbirimiz üzerindeki etkimizi belirlemez’ diye düşünmeye başlıyor. Türk hükümetinin, bir İslam ülkesi ve hükümetinin adının da ekonomik büyüme, özgür seçimler ve bağımsız bir dış politika ile birlikte anılabileceğini göstermek konusunda iyi bir iş çıkardığını düşünüyorum. Başbakan Erdoğan’ın olumlu bir politika izlediği fikrindeyim.

‘MERKOLLANDE’ EVLİLİĞİ BEKLENTİSİ

Fransa’nın artık yeni bir cumhurbaşkanı var. Sizce Hollande iktidarı Türkiye’nin AB üyelik sürecini nasıl etkiler ?

Hollande’ın Türkiye ile müzakere sürecini tamamlamaya daha açık bir lider olduğunu söyleyebiliriz. Ama şu anda Avrupa’da bütün çabalar ekonomik krizden çıkmaya odaklanmış durumda. Fransa ve Almanya’nın çok zor tavizler vermesi gerekiyor. Ve bana sorarsanız özellikle de Almanya Başbakanı Angela Merkel’in, Alman vergi mükelleflerinin parasını, borç batağındaki ülkelerle paylaşma fikrine daha açık olması lazım. Bu tip bir ödün de Almanya için de çok acı verici olacaktır. Bu arada Fransa Cumhurbaşkanı Hollande da çıkıp ‘Bu arada Türkiye’nin üyelik sürecini de hızlandırabilir miyiz?’ diye sormaz. Türkiye’nin üyeliği, avro krizinden çıkmaya dair büyük çözümün bir parçası olsaydı belki Fransa’daki lider değişimin bir etkisi olabilirdi. Ama bence bekleyebileceğimiz en iyi şey Sarkozy tarafından bloke edilen müzakere başlıklarının açılması olur.

Euro krizi açısından önemini düşünürsek sizce Merkozy ittifakının yerini Merkollande ittifakının alma ihtimali var mı ?

Bir keresinde birisi bana, Merkozy değil Merkelzy denmesi gerektiğini söylemişti. Yani bu ittifakta aslında Sarkozy’nin adının sadece iki harfi ama Merkel’in adının tamamı vardı. Aslında ikisi arasında çok da iyi bir kimya yoktu, daha çok bir mantık evliliğiydi. Hollande da Merkel de konsensus yanlısı. Ancak Merkel’in kemer sıkma tedbirlerinden vazgeçeceğini de sanmıyorum. Fakat Hollande da inandığı ideale hizmet edecek. Kemer sıkmaya karşı ekonomik büyümeyi ön plana çıkararak. Ancak piyasalar da artık gerçek bir evlilik bekliyor. Dolayısıyla Merkollande ittifakının oluşması açısından şansın fazla olduğuna inanıyorum.

YAŞLI AVRUPA TÜRKİYE’DEN TEDİRGİN

Türkiye’nin AB üyelik sürecinin ne kadar süreceğini düşünüyorsunuz?

Türkiye AB’ye yarın girse bile bu üyeliğin gerçek anlamda gerçekleşmesi 10 yıl sürer. Çünkü birlik içinde deregülasyonlar (Herhangi bir alanda, devletin yetkililerinin kaldırılması, karar alanının daraltılması) sürüyor.  İspanya’nınki bile 15 yıl sürdü.

Türkiye’nin dış politikada fazla sayıda konuya odaklandığını söylüyorsunuz. Bu bir risk mi yoksa fırsat mı?

Türkiye’nin eskiden sahip olduğu risk fazla hırslı ve aktif olmaktı. İran’ın nükleer müzakereleri, Suriye, İsrail-Filistin, Rusya, AB aynı anda her konuda sahnedeydi. Ama artık bence Türkiye çok daha gerçekçi bir ortamda yaşıyor. Türkiye, Suriye ve İran konusunda çok önemli bir ülke. Ancak bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye’yi daha ihtiyatlı olmaya itiyor ve ben ihtiyatın önemli olduğuna inanan biriyim.

Türkiye eskiden ‘Avrupa’nın hasta adamı’ diye anılıyordu. Sizce bugün nasıl anılmalı?

 Avrupa’nın genç adamı diye anılması uygun olur bence. Gençler öngörülemez, hırslı, atılgan ve belki de biraz kontrol edilemez olurlar. Ve Avrupa’nın yaşlı adamları da genç adamdan biraz tedirgin olabilir. 

Almanya’nın Türkiye pazarına İhtiyacı var

Türkiye’nin dinamik nüfusu ile Avrupa’nın bilgi birikimini karşılaştırdığınızda ne görüyorsunuz?

Bence Avrupa’da Türkiye’nin coğrafi ve nüfus büyüklüğüne dair bir paranoya var. Türkiye’yi entegre edersek, Türk gençleri gelip bizim işlerimizde çalışacak, yatırımlarımız sömürülecek şeklinde bir paranoya bu. Halbuki AB’nin nüfusu 550 milyon, Türkiye’nin ise 75 milyon. AB bir yanıyla da Müslüman. Fransa, İngiltere ve Hollanda’da geniş Müslüman topluluklar var. Ayrıca Arnavutluk’un AB üyeliği söz konusu. Bence iki farklı toplum olduğu fikri yapay. Avrupa’nın ekonomik büyümeyi sağlayabilecek piyasalara gereksinimi var. Almanya bir ihracat ülkesi ama artık İspanya ve İtalya mallarını alamayacak. Almanya için genç, dinamik ve en önemlisi tüketen bir nüfustan faydalanması çok daha kolay olur. Bunun en güzel örneği de Türkiye.

star

YORUMLAR 

Misafir

"Almanya için genç, dinamik ve en önemlisi tüketen bir nüfustan faydalanması çok daha kolay olur. Bunun en güzel örneği de Türkiye" diyor bu marul. Asıl bizim ABci bademlerin göremedikleri de bu, AB sadece bize mal satmak istiyor. Hani eskiden ORTAK PAZAR vardı ya, onlar ORTAK biz de PAZAR. Uyu uyu yat uyu...

YORUM YAP 

Bu bölüm boş bırakılamaz
Bu bölüm boş bırakılamaz
Yorum Yapma Şartlarını Kabul Etmediniz