|
İşte Türemen'!in o analizi...
Arpalık dendiğinde hemen hemen herkesçe bilinen ve kısacası biraz zahmetsiz geçim kapısı gelir aklımıza. Esasında arpalık, Osmanlı’nın büyük yetkilerle atadığı kamu görevlilerinin geçimini sağlamaları için tahsis ettiği geliri epeyce yüksek genelde tarımsal işletmelere verilen ad. Bunun esas amacı, bu kişilerin görevlerini tarafsız ve bağımsız yapabilmeleri için alınmış bir tedbir. Açık ifadesiyle rüşvetin önlenebilmesine yönelik düşünülmüş bir çare. Daha çok da bölge Kadılarına ve Sancak Beylerine verilmiş bu imtiyaz. O devir ve günümüzde yaşanılanlara bakınca doğru bir tedbir. Ne kadar etkili olduğu tarihçilerin meselesi. Bana sorarsanız hırsıza çare değil maalesef.
Benzeri bir tedbir de hanedana mensup kızlara evlendirildiklerinde verilen bir nevi tersine başlık (DRAHOMA) gibi düşünebileceğimiz Başmaklılar veya Paşmaklıklar var. Kanaatimce Başmaklık ve Paşmaklık denilen bu kavram bidayette Başmaklık olarak başladığını, haneden mensubu kadınların genellikle Kapıkulu Paşalarla evlendirildiğinden, bunun bir nevi o paşalara verilen bir rüşvet olarak görüldüğünden, yerinde bir tanımla “PAŞMAKLIK”a dönüştüğüdür.
15 yıla kadar varan bir mahkeme sürecinde hem davacı hem de davalı olduğum OYAK hakkında yaptığım araştırmalar ve diğer bazı benzer teşekküllerin çok müşkül durumda kalmaları nedeniyle bana getirdikleri ve hallettiğim bazı davalar sebebiyle, bu kurumların evrimselleştirilerek halen devam ettirildiğini gördüm. Başta padişah bulunmayınca, daha doğrusu bu imtiyazı verecek biri kalmayınca, onlarda kendileri üretmiş çarelerini. Dünya medeniyetine bir armağanımız olan vakıf kurumunu da iğfal ederek bolca “VAKIF” kurmuşlar. Ve buradan nasıl geçinilebilirin her türlü yolunu bulmuşlar. O kadar ki, ortaya koydukları amaçları sadece bir bahane olmuş döndürdükleri dolaplarına.
Güçlendirme demişler, Yardımlaşma demişler, dayanışma demişler, Güzelleştirme demişler, yetiştirme demişler, kurucu ve yaşatma demişler, neredeyse olumlu olarak kullandığımız her ad ve kavramla bir Vakıf kurmuşlar ve başlarına çöreklenmişler.
Toptancı bir zihniyetle hepsi aynıdır şeklinde kötülemek de doğru değil. Özellikle eğitim alanında yapılanlardan bazıları çok da başarılı olmuş, ülkemize çok yararlı hizmetleri olmuş ve halen olmaya da devam etmektedirler. Ne yazık ki çoğunluğunun ise amaçlarından ne kadar uzaklaştığını, sözde gelir elde etmek gayesiyle yaptıklarına baktığımızda kolayca anlayabiliriz. Giriştikleri bu faaliyetler sonucu onca kutsalı milletin gözünde ne kadar kötü duruma düşürdüklerini kabul etmelerinden vazgeçtik, yüzsüzlüğe varan bir tavırlarını sürdürdüklerini görmekten de çok muzdaripiz.
Bu milletin adını duyduğunda bile tüylerini diken diken eden, sesini titretip gözlerini nemlendiren nice kutsalları kullanılarak ne arpalıklar kurulmuş? Çoluk çocuk, eş dost, konu komşu, geçinip gidiyorlar. Ha o kutsallara da ucundan kıyısından bir şeyler düşüyor elbette. Ama esas geçinenler hep aynı kafadan, yanaşma ve yalakalar ile tanıdık iyi çocuklar. Emekliliklerinde ek bir gelir, keyifli bir uğraşı, ağyara da yardımcı olunabilecek geçim kapıları olarak görülüp kullanılıyor tamamı.
Bu işi nasıl yapıyorlar, bunca düzenbazlığı nasıl beceriyorlar? Bunu anlayabilmek için bu işlerin ilki ve en önemlisi olan OYAK’ın nasıl kurulduğuna ve nasıl çalıştığına bakmak gerekir.
Cumhuriyetimizin İlk Paşmaklığı : OYAK
-Serbest piyasada faaliyette bulunmak üzere, özel bir kanunla kurulmuş, kamu tüzel kişiliğine sahip;
-Sigorta hukuku ilkelerine göre düzenlenmiş, kendisini sigorta olarak görmeyen,
-Milli Savunma Bakanlığına bağlı, ama her türlü eylem ve işleminde bağımsız,
-Karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmayı hedeflediği halde, zorunlu üyelere yönetimde yer verilmeyen,
-Tasarruf amaçlı, ama üyeliği üç yıl içinde sona eren üyelerden aldıklarını iade etmeyen,
-Her türlü gelir, gider ve gitmez (!) vergisinden muaf,
-Son zamanlardaki yöneticilerinin, mevsimsel gelgitlerle, ulusalcılıktan küreselliğe geçişlerini en mutena tatil köylerinde büyük salon gösterileri ve özel kıyafetlerle sergileyen,
-Mal ve alacaklarına devlet malı statüsü tanınmış, genellikle Fransızlarla işbirliği yapan, belki de onların etkisiyle Türkiye meselelerine Fransız kaldığı malumken, daha fazlasından çekindiğinden olacak Hollandalılarla iş tutmaya başlayan, İflas etmesi mümkün olmayan özel bir CUMHURİYET.
Hollanda ve ulusalcılıktan küreselciliğe kısmı hariç, arka kapaktaki son satırlarım böyle idi Oyak Hakkında yazdığım kitabımın*.
15 yıla varan bir zaman zarfında bu kuruluşun Evrensel hukuk ilkelelerine uygunluğunu bırakalım, bizim Anayasal sistemimizin bile (!) özüne aykırılığını iddia edegeldim.
Çok ağır eleştiriler aldım, özel nemalandırdığı beslemelerden. Yüz bin lira gibi bir emekliden istenebilecek en büyük meblağ konulu tazminat davası açtılar anında şahsıma.
İddiaları ise, kitabımdan seçtikleri:
-“Siz ve sistem, ne kadar kabul etmeseniz de Oyak Kurumu; her yönüyle toplumsal gerçeklere, evrensel hukuka ve insan haklarına aykırıdır”
-“Bu davranışa şerefli dersek caz konserlerine ne dememiz gerektiğini de sizin takdirlerinize bırakıyorum”
-“Oyak bize çok katlı gecekondu inşa ettiğini göreceksiniz, bizden lüks konut parası alarak gecekondu teslim edebilme becerisini gösteren OYAK yöneticilerini de tebrik ediyorum”.
-“Oyak o işi çoktan unutturmuş kendi dalgasına bakıyordu”, “Oyak yönetimi bunu alabildiğince az üyeye, mümkün olduğu kadar küçümencik ev yaparak bunu da pahalıya satmak olarak algılamaktadır”.
-“Mega köyün çok katlı konduları ve Rüşvetin Apartmanları”, “Oyak bazılarına kıyak”, “Oyma ve oyulmanın tekniklerini sistem yaklaşımı ile bir değerlendirme ve OYAK”.
-“Yapılan iş, günümüz TİTAN’cılarının yaptıklarıyla aynı, tek farkıyla Titancılar böyle yıldızlı yalanlara sığınmıyorlar ve bir gün batacaklarını tescilli isimler ile açıkça ve mertçe ilan ediyorlar, Titancılara yapılan muameleye bakınca bizimkiler asılmayı çoktan hak ediyorlar”.
-“Zirvelere yapacakları özel konutları şimdilerde iplikleri pazara çıkan rüşvetçilerle, hortumcu yalakalarına sattılar”.
-“Babalarının özel ve güzel görevlere yerleştirdikleri yalakalar sayesinde her yerde suit odaları emre amadedir”.
-“Fırladınız yırtık fondan””.
-“Adam niyeti bozmuş, illa sarf edecek, biriktirip büyütmek, yatırım yaparak geleceğe bir şey bırakmak gibi bir niyeti yok. Bir an önce yemek...... Evet en önemlisi teşkilat, teşkilatlı yiyince helal olur tüm haramlar”.
-“Parayı o zamandan hesaplamış belli. 60 milyon geliri olan kurum. Eğer akıllıca ve az çok dürüstçe yönetilebilseydi bugün özel bir banka kadar başarılı ve kazançlı olurdu her halde. Ama olmadı. Türkiye’de hiç kimsenin bilmediği bir otomobil ürettiler. Salça yaptılar, turizme girdiler, zarar eden kuruluşların kurtarıcısı oldular ama nedense mafya kadar olup o karlı döneminde bir banka kuramadılar. Kursalar kurabilseler kimlerin tekerine taş koyarlardı acaba?”
-“Şarkta garpta çok küçük ve mahrumiyet içindeki bölgelerde görev yapan insanlardan alınan haraçlar ülkeye ve üyelere ne kazandırdı?”
-“Adamlar toplantılarını en az Ayda yapacaklarmış, Keşke Ay yerine Güneşte yapıp daha ilk toplantıda cayır cayır yansaydınız”.
-“Emekli sandığı uygulaması yetmiyormuş gibi, yönetime katılma imkanları sağlanmadan bir de OYAK’a kesinti yapılması gasptır. Ben de buna Kanuni Gasp diyorum”.
-252 sayfada yer alan OYAK ile ilgili 6 Ocak 2002 tarihli Hürriyet Gazetesinin “OYAK Ucuz Amerikan Villası Yapıp Satacak, başlıklı haber ile ilgili olarak metnin tam altında büyük puntolarla, YALANCININ...”
İfadeleri Oyak Kurumu’nu aşağılayıcı, ticari itibarını ve saygınlığını sarsan, manevi zarara yol açan ifadelerdir.
Şikayetleri böyleydi.
Yüz bin lira tazminat istemi ile yargılandım ve beş bin lira tazminata mahkum oldum. Mahkemenin gerekçesi yoktu. Yargıtay mürafasında aklandım.
Ama yine de mutluyum, az bile demişim, hele bu günleri gördükten sonra....
Av. Durmuş TÜREMEN
*OYAK, Garnitürler ve Organize İşler
|