E-posta :
  Şifre :
    ► Üye olmak istiyorum
    ► Şifremi Unuttum

28 Şubat Darbesi'nin Perde Arkası 

1977-80 Dönemi Adalet Partisi ve 28 Şubat Dönemi’nde Refah Partisi Kastamonu milletvekili olan Fethi Acar, TÜRKTİME yazarlarından Fahrettin Damga'ya konuştu. Acar, 28 Şubat Darbe sürecine ilişkin çarpıçı açıklamalarda bulundu.

21.03.2018 - 08:37
28 Şubat Darbesi nin Perde Arkası


28 Şubat Dönemi’nde Refah Partisi’nin koalisyon görüşmeleri heyetinde yer alan dönemin Kastamonu milletvekili Fethi Acar, 28 Şubat Dönemi’nde Refah Partisi’nin neler yaşadığını? Anavatan Partisi’yle neden koalisyon yapamadıklarını? AnaYol koalisyonunun nasıl kurulduğunu ve neden uzun süre yaşamadığını?, RefahYol’un nasıl kurulduğunu? DoğruYol Partisi’nin nasıl ve kimler tarafından bölündüğünü? Cumhurbaşkanı Demirel’in 28 Şubat’taki rolünü, Asıl darbenin tarihinin 28 Şubat değil neden 17 Ocak 1997 olduğunu, 28 Şubat Darbesi’nin sebepleri ve o süreçte yaşananları, Yalım Erez’in hükümet kurmada neden başarısız olduğunu TÜRKTİME'a açıkladı.

24 ARALIK 1995 SEÇİMİ’NDE ANAVATAN PARTİSİ ÇOK İSTEMESİNE RAĞMEN REFAH PARTİSİ’Nİ GEÇEMEDİ

Fahrettin Damga: 28 Şubat’a giden süreçte neler yaşandı? Refah Partisi nasıl iktidar oldu?

Fethi Acar: 1994 mahalli seçimlerinden sonra Refah Partisi, Osmanlılar’ın başkenti İstanbul’u alıp bir de Cumhuriyet Başkenti Ankara’yı da alınca, sahanlığı elde etti. 
Korkut Özal ve muhafazakar ANAP’lı kesimleri de alarak 24 Aralık 1995’teki seçimde bir toparlanmak isteyen Anavatan Partisi  %19,65 oy alarak, %21,38 oy alan Refah Partisi’ni geçemedi. O günlerde değerli hocamız Necmettin Erbakan, Demokrat Parti’den Aydın Menderes grubunu alarak müthiş bir sinerji yaratmıştı. Atatürk Spor Salonu’nda öyle bir katılım olmuştu ki seçime bir iki ay kala. Tansu Çiller, Baykal’la olan koalisyonunda erken seçim kararı alındı. Yani, o da malum 52. Hükümet’ti. Seçim yaptı Tansu Çiller Hükümeti. 53. Hükümet’i kurmak için 8 Ocak 1995’te yemin töreni yapıldı. Malum ya o gün ya bir gün sonra seçim yapan Başvekil istifa eder, seçimde birinci olan partiye de görev verilir. 9’u veya 10’u olabilir Ocak’ta. Cumhurbaşkanı Demirel, Hocaya görev verdi. Sayın Genel Başkan Erbakan Hoca, Genel Başkan Yardımcısı olarak Sayın Abdullah Gül, Refah Partisi Grup Başkanvekili Şevket Kazan, İstanbul Milletvekili Aydın Menderes, Kastamonu milletvekili Fethi Acar olarak Refah Partisi Koalisyon Heyeti’nde bulunduk. 

DOĞRU YOL PARTİSİ İLE YAPILAN İLK KOALİSYON GÖRÜŞMESİ TAM BİR TİYATROYDU

Fahrettin Damga: Koalisyon heyeti buydu, koalisyon görüşmelerine Refah Partisi adına katılacak?

Fethi Acar: Bu heyet Meclis’teki Doğruyol Partisi milletvekili sayısına göre 135 milletvekili ile ikinci parti olduğu için ilk ziyaret onlara oldu. Orada yaklaşık olarak 2 saat 2,5 saatlik bir görüşme yapıldı. Tabii orada olan tiyatroyu anlatsak, ben vatandaştan onların adına utanıyorum. 

Fahrettin Damga:  O görüşmedeki olan bitenlerden mi bahsediyorsunuz?

Fethi Acar: Evet tiyatrodan. 

Şöyle özetliyeyim. Tabii Sayın Hocamız, seçimlerde böyle bir tablonun çıktığını bunun için mutlaka bir koalisyonla ülkenin yönetilmesi gerektiğini, ülkenin şartlarının ağır olduğunu, Bayramın yakın olduğunu, bir an evvel koalisyon kurma çalışmasının hızlandırılması lazım geldiğini söyledi. DYP heyeti de biri Genel Başkan Tansu Çiller olmak üzere 5 kişi. Tansu Çiller, Necmettin Cevheri, Nahit Menteşe, Nevzat Ercan ve Mehmet Gölhan. 

REFAH PARTİSİ, DOĞRU YOL PARTİSİ VE ANAVATAN PARTİSİ TARAFINDAN KURULACAK GENİŞ TABANLI BİR KOALİSYON

Fethi Acar: Tansu Çiller; ‘’Hocam hoş geldiniz’’ dedi. Bir tarafta Aydın Menderes, bir tarafta ben. ‘’Bizim eski Adalet Partili arkadaşlarla gelmeniz ayrı bir heyecan verdi’’ dedi. Aslında gayet güzel bir karşılama oldu. ‘’Buyrun Hocam’’ sizi dinliyoruz dedi. Hocam anlattı işte. Ülkenin durumunu, genel durumu, behemahal koalisyon olmalı dedi. 

Özellikle şunu vurgulamak lazım. Onlara dedi ki; ‘’Bakın böyle bir tablo çıktı, biz bu Kıbrıs Harekatı dahil, ambargolar dahil, ülke çok büyük ekonomik sıkıntıdadır. Bir anayasa meselesi vardır. Gelin, bu koalisyonu siz uygun görürseniz ben Anavatan Partisi’ne gidince de söyleyeceğim. Geniş tabanlı kuralım.’’ Dinlediler.

TANSU ÇİLLER: HOCAM BİZ SEÇİM MEYDANLARINDA REFAH PARTİSİ İLE KOALİSYON YAPMAYIZ DİYEREK KENDİMİZİ BAĞLADIK



Fahrettin Damga: Yani sadece Doğruyol Partisi ve Refah Partisi değil, Anavatan Partisi de olsun dedi

Fethi Acar: Özellikle ilk gün bile söyledi.  Yarın, öbür gün, ne gün gideceksek Anavatan Partisi’ne gidince onlara da diyeceğim ki, geniş tabanlı kuralım ama siz de ‘’Evet’’ derseniz. Güzelce böyle yarım saat 45 dakika anlatı. O arada Tansu Hanım devreye girdi  ilk dakikalarda. ‘’Hocam biz kendimizi biraz bağladık’’ dedi. Hani Refah Partisi bilmem ne olursa biz koalisyon yapmayız diye kendimizi bağladık. Bu tarz endişeli bir ifadeden sonra Sayın Hocamız Tansu Hanım’a; ‘’Ah kardeşim ah, o yanındaki tecrübeliler var ya dedi. Nahit Menteşe’ler, Mehmet Gölhan’lar  Necmettin Cevheri’ler. Biz onlarla koalisyonda neler yaptık, ne güzel şeyler yaptık. Ülke yönettik. O tecrübelilere sorsaydınız bu yanlışı yapmazdınız. Onlar orada kaldı. Meydanda kaldı, biz ileriye bakalım.’’ Moral, nasıl moral, nasıl moral. Anlatıldı, bir buçuk, iki saate yakın, konuşuldu. Tabii medya orada. Onlara gidildi. Onlar ev sahibi. Orada yaşanan üzücü olay şu;

Dendi ki; bütün dünyanın gözü burada, medya burada. Toplantıya dair ne söyleyeceğimizi şimdi bize soracaklar ama biz diyeceğiz ki ev sahibi burada bunları dinleyin. Biz, DYP Heyeti ilkin bizi dinleyecekler sonra da bize gelecekler diye düşünüyoruz. Bir çerçeve konuşuldu. Yani kamu oyuna daha müspet bir mesaj verilmek üzere. Bu tarz toplantılar sonrasında yapılacak açıklamada hangi konular ve nasıl yer alacağına dair on beş dakika,  yarım saat toplantılar oluyor ve mutabık kalınan çerçevede bildiri yayınlanıyor. 

Önemli bir şey var, hükümet kurulacak. O da çerçevelendi, dendi ki; ‘’Evet, bayram çok yakın ama gayret edilecek. Yetkili kurullarımıza götürülecek sizin teklifiniz.’’ Bu konuşuldu. Biz oradan yerimize geçtik. On beş, yirmi dakika sonra bir canlı yayın, ve DYP’den üzerinde mutabık kalınan açıklama yerine hiç konuşulmayan, biz kendimizi bağladık, Refah’la koalisyon kurmak mümkün değildir açıklaması geldi.

Fahrettin Damga:  Doğruyol Partisi’nden böyle açıklama geldi?

Fethi Acar:
Doğruyol Partisi’nden

KOALİSYONDA DÖNÜŞÜMLÜ BAŞBAKANLIK FİKRİNİ ECEVİT ORTAYA ATTI

Fahrettin Damga:  Kamuoyundaki intiba koalisyonu Refah Partisi ile Anavatan Partisi’nin yapacağı idi sadece ve sadece Refah Partisi yani Necmettin Erbakan Hoca İkinci parti olduğu hasebiyle mi Doğruyol Partisi’nden başladı yoksa Anavatan Partisi yerine Doğruyol Partisi’yle koalisyon yapmayı tercih ettiği için mi? 

Fethi Acar:
Hiç öyle değil, orada da bir sıkıntı daha var.  Tansu Çiller’le ilgili 19. Dönem’de Başvekilliği döneminde bir Tofaş Dosyası var. Refah Partisi de oradan uzak duruyor ama 135 milletvekiliyle ikinci parti. ANAP 132 milletvekiliyle geldi. Muhsin Yazıcıoğlu kendi partisine mensup 7 milletvekili arkadaşıyla ayrılınca 125 milletvekiline düştü. O hiyerarşiye uyulmak üzere gidildi DYP’ye . Bir de ülkeyi yönetmiş Başbakan, ülke meselelerini de birinci elden konuşalım diye hiyerarşiye uygun bir davranış gerçekleştirildi.

Bakın o günlerde, hatırlayacak kamuoyu ve sizler. Refah Partisi birinci parti olunca bir sürü yerler rahatsız oldu. Başta DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit. O mevcut bildiğiniz zihniyet. Orada burada hemen medyaya pürüzlü beyanatlar vermeye başladılar. Bülent Ecevit o günlerde ‘’Efendim,  koalisyon olsa bile Başbakanlık dönüşümlü olmalıdır, dönüşümlüde de partiler ısrar etmelidir. İlk Başbakanlık Refah’a verilmemelidir. Bu 20 sene evvel İsrail’de uygulandı. Partiler, ilgililer bunun üzerinde durmalıdır’’ diye bir sürü beyanatta bulundu. 

Koalisyon görüşmesi için Anavatan Partisi’ne gidildiği zaman, Mesut Yılmaz gazeteleri üst üste koymuş, en üste de Cumhuriyet Gazetesi’ni koymuş. Manşet; ‘’Dönüşümlü olmalıdır.’’ Şimdi oraya geliyorum.

ANAVATAN PARTİSİ TABANI REFAH’LA KOALİSYON KURULMASINI İSTİYORDU

REFAH PARTİSİ TABANI VE MİLLETVEKİLİ GRUBU ANAVATAN PARTİSİ’NE DAHA SICAK


Fahrettin Damga:  Görüşmeye gittiğinizde öyle bir sahne vardı yani?

Fethi Acar:
Yalnız o günlerde, Anavatan Partisi’nden sürekli şöyle mesajlar geliyor. ‘’Ben tabanımı yoklattırdım. Yüzde 67-70 Refah’la sen kur.’’ Refah’ta hakikaten o günkü havayı hatırlıyorum. Tansu Çiller’in hükümet olmaktan kaynaklı bir sürü yıpranmışlığı var, 5 Nisan 1994 kararları var. Ekonomik sıkıntılar var. Anavatan Partisi 4 yıl dinlendi, muhalefette kaldı. Biraz da kendini toparladı. Refah Partisi’nin tabanı ve milletvekili grubu Anavatan Partisi’ne daha sıcak. Bir de onlardan gelen Yüzde 67-70 mesajı. Ondan bahsetti Mesut Yılmaz ama önce ille de Başbakanlık dönüşümlü verilirse. Erbakan Hoca dedi ki; ‘’Bülent Ecevit dersini ne kadar çok çalışmışsınız, nereden çıkardınız bunu?’’ dedi.

Fahrettin Damga:  Mesut Yılmaz’a söyledi?

Fethi Acar:
Tabii. Ora ayrı bir tiyatro. 

REFAH PARTİSİ DOĞRU YOL PARTİSİ’NDEN BUZ GİBİ SOĞUDU

Fahrettin Damga: Yani Anavatan Partisi şunu mu istiyordu? Biz sizinle koalisyon yaparsak, ilk Başbakanlık bize verilsin ve Başbakanlık dönüşümlü olsun.

Fethi Acar:
Evet, ancak, aradan zaman geçti. DYP geldi. Tofaş Dosyası ve Refah Partisi’nin Tansu Çiller hakkında verdiği bir dosya daha vardı. O olduğu için ve ilk görüşmede Tansu Çiller’in o içeride konuşulanın tamamen zıddında yaptığı açıklama sebebiyle buz gibi soğudu Refah Partisi, hepimiz. 

Fahrettin Damga:  Doğru Yol Partisi’nden?

Fethi Acar:
Evet.

O arada birkaç gün geçti hocamız ısrar ediyor. Arefe çok yakın. Bir iki gün kala. O arada muhtemelen Refah’ın da hep daha önceki yıllarda olduğu gibi özellikle birinci parti olmasına rağmen kamuoyunun ve meşhur zihniyetin ve medyanın bazı çevreleri, o zinde güçler, İşte  1961 Darbe Anayasası’nın ürünü olan o vesayet kurumları harekete geçti hemen. 

Bir şekilde kamuoyuna, 300 kişi de olsa zaten Başbakanlık verilmezdi Refah Partisi’ne , niye verilsin ki? Bu nereden çıktı? İşte Laiklik tehlikeye girer, irtica zaten ortalıkta dolaşıyor açıklamaları yapılıyordu.

Mahfillerde hep bunlar konuşulduğu için Refah Partisi’nin üzerinde de hakikaten böyle bir ağırlık var. Bir iki gün Refah Partisi Grubu, Meclis Grubu bunu görüştü ancak tabii bu gibi konularda Merkez yönetimine veya Genel Başkan’a yetki verildi. Genel Başkan yetkilidir. 

REFAH PARTİSİ’NİN ÜZERİNDEKİ BASKI SEBEBİYLE ACABA BAŞBAKANLIĞI VERSEK Mİ DİYE DÜŞÜNENLER VARDI ARAMIZDA

Fethi Acar:
Anavatan Partisi heyetinin Refah Partisi’ne geleceği günü anlatmamız lazım. Geleceği gün, saat 11:00’de Refah Partisi ziyaret edilecek o arada bir iki gün içinde. Aydın Menderes’e babasından dolayı Sayın Erbakan Hocamız o kadar saygı, sevgi gösteriyor ki;  yaşı elverse yol veriyor ama Aydın Bey de çok terbiyeli insan, elbette ki böyle bir şeye yeltenmez. Muhtemelen Hocamızın çok yakın mesai arkadaşları hocamıza karşı şöyle yap, böyle yap gibi uyarı ve söylemleri yok gibiydi. Mesela Aydın Bey’le, rahmetli oldu Fehim Adak veya üst yönetimden başka birinin görüşüp görüşmediğini bilmiyorum. Fakat Aydın Bey, Refah’ın da muhtemelen yüzde 50’ye yakın milletvekili grubu biz kendi aramızda sohbet ediyorduk. Yani 160 kişiyle, 158, işte Abdülkadir Aksu ve Mustafa Bayram dahil olunca 160 milletvekiliyle Refah Partisi’nin her halükarda kontrolü elinde tutabilecek bir imkanı hep var. Disiplinli bir parti. Hani bazen diyorduk ki, bu zorlukları aşalım, bu üstümüzde bir yük. Tonlarca bir yük. Bunu aşmak için böyle hani kolayca bir ikram değil ama acaba verilse mi? diye düşünenler de vardı. 

Fahrettin Damga:  Yani Anavatan Partisi’ne ilk Başbakanlık verilsin mi? diye aklına gelen oldu

Fethi Acar:
Çok net olmamakla birlikte bu fikirde olanlar da vardı. Böyle bir baskı vardı, bunu hep yaşadık.

Fahrettin Damga:  Kamuoyundan etkileniyorlardı, medya üzerinden etkileniyorlardı

Fethi Acar:
Refah’ın taraftarı da biliyor. Biz seçim bölgemizde, yahu bu geçit aşılabilse, bu dar geçit aşılabilse, siyaset de netice alma sanatıysa, böyle bir şey yapılabilir gibi fikirler de vardı. O arada ben Aydın Menderes’in bu konumuydu bilemiyorum, Meclis’te Sayın Hocamızla baş başa görüştüğünü hatırlıyorum. Böyle bir dönemde Anavatan Partisi, Refah Partisi’ni Meclis’te Genel Başkan’ın odasında ziyarete gelecekler. Tabii ev sahibi Refah Partisi olduğu için bütün medya orada.

Fahrettin Damga:  Siz gittikten sonra, iadeyi ziyarete gelecekleri zaman mı?

Fethi Acar:
Tabii. Yani arada bir iki gün oluyor.

REFAH PARTİSİ’Nİ HÜKÜMET DIŞI BIRAKACAK ANAYOL KOALİSYONU İÇİN GÖRÜŞMELER GİZLİ GİZLİ YÜRÜTÜLÜYORDU

Fahrettin Damga:  ?Evet, oluyor, doğal

Fethi Acar:
Artık dediğim gibi. DYP ile mesafe açıldı. O beyanlarından sonra özellikle. Anavatan’ın da o araştırmaları, Refah’la olması uygun, herkesle paylaşıyor bunu. Mesut Bey paylaşıyor, parti yönetimi paylaştığı için orayla çok sıcak temas var. O gözle de bakılıyor. Hocam da acele ediyor. Bayram’dan evvel herhalde koalisyonun çatısı kurulsa da bir an evvel müjdeyi versek diye. 

Heyetin saat 11:00’de geleceği gün saat 10:00 civarında ben hemen hocamızın odasının karşısında Grup Başkanvekili  Şevket Kazan Bey’in odasına geldim. Çay söyledi, daha vakit var. Çay geldikten sonra bana; ‘’Fethi, şu sizin eski koridoru bir dolaşır mısın?’’ İşte Anavatan var, ilerideki Genel Başkanların olduğu dip tarafta da Doğru Yol Partisi var. Mesut Bey’in bulunduğu yerde de eski Adalet Partili olarak Süleyman Bey’le, bizim eski mesai yaptığımız, mesai içinde olduğumuz mekan, yerler. 

Şöyle baktım, zaten Genel Başkan Mesut Yılmaz, Özel Kalem o tarafta kapalıydı. Daha da 10:00 civarı. Daha gelmemiş olabileceğini düşünerek normal karşıladım. Fakat oradan geçerken, yarı açık kapıda gördüm içeride o beş kişilik, bizim gittiğimiz ve gelen heyetlerden DYP’nin bir Grup Başkanvekili, Anavatan’ın bir Grup Başkanvekili’yle baş başa odada görüşüyor.

Fahrettin Damga:  İsim var mı peki?

Fethi Acar:
İsim var, istersen yazma.

Fahrettin Damga:  Hayır olabilir, onlar kim bilelim

Fethi Acar: Peki, İsim Cumhur Ersümer (ANAP) ve Nevzat Ercan (DYP)

Fahrettin Damga: Doğru Yol Partisi’nden  Nevzat Ercan, Anavatan Partisi’nden Cumhur Ersümer 

Fethi Acar: Baş başa. Ben tabii bunu görünce bize gelecek heyet, üç dört gün önce ziyaret ettiğimiz Doğruyol Partisi’nin heyetteki olan bir Grup Başkanvekili, kaldı ki bize gelecek heyet. O saatlerde hele. Başka zaman görüşebilir. Bizi fazla ilgilendirmez ama bir saatin altına düşmüş bir süre içinde bu iki Grup Başkanvekili’nin baş başa olmaları fevkalade rahatsız etti. Rahatsız oldum. Bu nasıl iş?

ANAYOL ASKER KORKUSUNDAN DOĞDU

Fahrettin Damga:  Peki , sizin rahatsız olmanıza sebep olan şey o dönemde medya üzerinden de büyük koalisyon kurulsun söylemleri olmuş olabilir mi? Yani o söylemler, siz,  o fotoğrafı, o iki kişiyi yan yana gördüğünüzde kafanızda acaba bizim aleyhimizde bir süreç işliyor algısını oluşturmuş olabilir mi?

Fethi Acar:
Hiç değil. Şöyle; Tamamen askerlerin korkusundan Anavatan ve Doğru Yol Partisi Refah’ı atlatarak Refahsız bir hükümet oluşmasının tam zamanıydı.

Fahrettin Damga:  Şunu söylemeye çalışıyorum. Siz fotoğrafı gördüğünüzde, sadece gördünüz kapıdan. Böyle bir algı oluşmasının sebebi, kamuoyunda söylentilerin olması mıydı? 

Fethi Acar:
Ben diyorum ki aksine üçlüyü, üçlü olmadığı gibi ikili yapıp Refah’ı mutlaka, yani birinci partiyi bunun dışında bırakma oyununun ta kendisiydi. Kaldı ki o günlerde zaten o mevcut mahfillerdeki bunlara karşı tazyiki de biz hissediyor, biliyoruz. Bu aleni.

ANAYOL’U KURUN DİYE DYP VE ANAP ÜZERİNDE HER TÜRLÜ BASKI VARDI

Fahrettin Damga:  Bu Anayol koalisyonunu kurun diye Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi’ne baskı var.

Fethi Acar:
Her türlü korku ve baskı var. O hemen anlaşılıyor zaten. Kısa süre ben DYP Grubu’na bile gelmeden Şevket Kazan’ın odasına geldim. Çay zaten yarımdı. ‘’Sayın Başkan ben çok uygun olmayan bir şey gördüm, ha, bu iş olmayacak, bu soğan baş çevirmeyecek’’ dedim. ‘’Hayrola’’ dedi. İsimlere gerek var mı bilmiyorum ama hiç hoş olmayan bir şey gördüm.  Anlattım tabii, böyle böyle. Şaşırdı, yani şaşırmamak elde değil. Medya gelmiş bütün koridoru kapatmış. Böyle bir anda, böyle bir durumla karşı karşıyasınız.

KARANLIK BİR PERDENİN ARKASINDA BİR ŞEYLER DÖNÜYOR. BİR TİYATRO OYUNU BAŞLAMIŞ

Fahrettin Damga:  Görüşmeniz Necmettin Erbakan’ın makamında olacak değil mi?

Fethi Acar:
Tabii oraya gelecekler. Yani beş on adım sonra Sayın Erbakan Hoca’yı ziyarete gelecekler. Orada ben hemen anladım, burada bir şey dönüyor. Karanlık bir perdenin arkasında bir şeyler dönüyor. Bir tiyatro oyunu başlamış. 

Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın Meclis’e gelip gelmediğini takibe aldık. Şevket Kazan Bey’le Erbakan Hoca’nın odasına geçtik. Abdullah Gül’le, Aydın Menderes de gelmişler, otururken saat 11:00 oldu. 11:00’i 5 geçti. Ben hemen 5-6 dakikada bir çıkıp çıkıp Mesut Yılmaz’ın Meclis’e gelip gelmediğini takibe başladım. O anda Şevket Bey böyle, tabii konuyu açmamız acayip. Bize ne adam görüşebilir de. O saatte de görüşür, bizi, yani heyeti ilgilendirmiyor. Ama saat geçtikten sonra ilgilendirmeye başladı. Saat 11:00 yok, 11:30 yok.

BİZİM GENEL BAŞKAN İŞTE GECE GEÇ YATAR, GEÇ KALKAR. BİLMEM NEREDE?

Fahrettin Damga: Ve herhangi bir bilgi de verilmiyor

Fethi Acar:
Hiçbir bilgi yok. O arada Şevket Bey konuyu açmak için ortaya bir laf attı. 
Dedi ki; ‘’Fethi Bey galiba senin dediğin şeyler oluyor’’. 

‘’Hayrola’’ dedi hocamız. 

‘’Hocam böyle böyle’’

 Şaşırdı. ‘’Vah vah, bunlarla bu ülke nasıl yönetilir.’’
 
Yani, tam bir tiyatroydu, fevkalade üzücü bir tiyatro. 

11:30’a doğru dedi ki; ‘’Şevket Bey git, burada birini ara’’.

Şevket Bey’le biz geçtik, Grup Başkanvekilleri’nden birini aradı bizzat. Çıktı. ‘’Nerede?’’. ‘’Yahu bizim genel başkan işte gece geç yatar, geç kalkar. Bilmem nerede?’’ Bu kadar laubali, bu kadar rezillikle Refah Partisi olarak böyle bir şeyle karşılaştık.

Fahrettin Damga:  Yani siz Anavatan Partisi’yle görüşemediniz bile. 

Fethi Acar:
Tabii, şöyle diyeyim. 12.00’ye doğru yaklaşınca, tekrar biz geldik. Hocaya bilgi verdik. 12:00, artık bir saat geçti. Mesut Yılmaz Meclis’e de gelmedi, bırak heyeti, görüşmeye gelmeyi.

KESİN KORKU VE TEHDİTTEN DOLAYI MECLİS’E BİLE GELMEDİLER

Fahrettin Damga:  Resmi olarak koalisyon için Refah Partisi’ne ‘’Hayır’’ cevabı vermediler mi?

Fethi Acar:
Hayır, vermediler. Onun üzerine Hocam dedi ki; ‘’ Şevket Bey, dünyaya rezil olduk’’. Bir gün sonra da arefe ve de bayram. ‘’Git bu arkadaşlarla görüş’’. Şevket Bey’le biz geçtik. Hatırlanacak hepsi gazetelere bakılırsa. Tarihi bellidir. 

Şevket Bey’le Ülkü Güney sanıyorum, Grup Başkanvekili, basın locasına indi Meclis’te. ‘’Vakit çok dar, koalisyon görüşmelerimiz bayramdan sonraya bırakıldı.’’ diye yuvarlak bir cevapla kamuoyuna sadece böyle kuru bir bilgi verildi. Ülke yönetecek olan koalisyon, ama burada ben şuna kaniyim ki, kesin korku ve tehditten dolayı Meclis’e bile gelmediler. 
O yüzden Anavatan Partisi ile Refah Partisi koalisyonu kurulamadı, bayramdan sonra

Fahrettin Damga:  Refah Partisi devreden çıkıp Anayol kurulması için mi?

Fethi Acar:
O sene içinde biz daha çok kulak verdik ki, Anayol görüşmeleri gelişmişti.

Fahrettin Damga:  Peki, bayramdan sonra mı kuruldu Anayol?

Fethi Acar:
Bayramdan sonra hemen Anayol kuruldu. O zaman 24 Aralık’ta seçim yapıldı, dediğim tiyatrolar oynandı. Görüşmeler sürdü. 6 Mart 1996’da Mesut Yılmaz’ın Başbakanlığı’ndaki  Anayol Hükümeti kuruldu. Zaten süreceği 28 Haziran1996.

Fahrettin Damga:  Anayol Mesut Yılmaz’ın Başbakanlığı’nda kuruldu. Doğru Yol Partisi, Refah Partisi’yle koalisyon kurmayı reddedip Anavatan Partisi’yle koalisyon kurup üstelik milletvekili sayısı daha fazla olmasına rağmen nasıl oldu da Mesut Yılmaz’ın Başbakan olmasına ikna oldu acaba?

Fethi Acar:
Sanıyorum orada da Demirel’in rolü var

TANSU ÇİLLER ANAYOL’DA YER ALMAYI VE BAŞBAKANLIĞI MESUT YILMAZ’A VERMEYİ HAKKINDAKİ DOSYALAR YÜZÜNDEN KABUL ETMEYE MECBUR KALDI

Fahrettin Damga:  Anayol’da da Başbakanlık dönüşümlü müydü?

Fethi Acar: Hayır.
Hiç öyle bir şey kamuoyuna yansımadı. Tespitiniz doğru. Milletvekili sayısı olarak ikinci parti olmasına rağmen nasıl oldu da nasıl kabul etti? Orada Tansu Çiller’in zorlandığını tahmin ediyorum. Yani, DYP’nin ve Tansu Çiller’in zorlandığını ve muhalefete, bir şekilde muhalefette kalırsa yani, Refah’la Anavatan koalisyon kurup da kendisi de muhalefette kalırsa geçmişteki icraatlarından dolayı büyük sıkıntılara gireceği için her halükarda kabul etti denebilir. Yani o günleri hatırlayan ki, hafızam çok yerinde olarak düşünüyorum. Kesin olarak, iki misli mebus da olsa o türlü kabul edeceğini tahmin ediyorum. 

Fahrettin Damga:  Yani, kabul etmeye mecbur bırakıldığını düşünüyorsunuz?

Fethi Acar:
Evet. Çevrelerden gelen geçmişteki yıpranmışlık, bu hani Mesut Yılmaz’la ikisinin medya önünde saç saça, baş başa vuruşmalarına rağmen, fakat sonuç ne oldu biliyorsunuz. 

HEM MECLİS BAŞKANLIĞI’NI VERDİ ANAVATAN’A, HEM BAŞBAKANLIĞI VERDİ

Fahrettin Damga:  Yaklaşık 3 ay 20 gün sürdü herhalde Anayol Hükümeti?

Fethi Acar:
28 Haziran 1996’ya kadar. Ancak o arada Meclis Başkanı da seçildi. DYP çok gülünç bir halde. Hem Meclis Başkanlığı’nı verdi Anavatan’a, hem Başbakanlığı verdi. O zaman işte bizim, rahmetli Aydın Menderes Refah’ın Meclis adayıydı. Biz son tura kadar 2 kişi olarak getirebildik. O arada Anayasaya aykırı olarak Tansu Çiller öyle bir teslim olmuştu ki Anavatan’a. Anavatan adayına oy vermek için grup kararı aldı, Grup kararı yasak Meclis Başkanı için, Cumhurbaşkanı seçimi için o zaman. Grup kararı ne yazık ki aldı, tabii onu grubun da kabul etmeyen milletvekilleri falan vardı ama kabul ettiler. Hem hükümeti verdi, hem Meclis Başkanlığı’nı verdi. 

Fahrettin Damga:  Mustafa Kalemli mi Meclis Başkanı olmuştu?

Fethi Acar:
Mustafa Kalemli oldu. 53. Hükümet (Anayol) kurulup oylandığı gün, oturumu Meclis Başkanı Mustafa Kalemli yönetti. 

ANAYOL HÜKÜMETİ GÜVENOYU ALMADIĞI HALDE MECLİS BAŞKANI KALEMLİ TARAFINDAN ALDI DİYE İLAN EDİLDİ

Fahrettin Damga:  Güvenoyu’ndan bahsediyoruz değil mi?

Fethi Acar:
53. Hükümet, Anayol’un güvenoyundan bahsediyorum. Güvenoyu, hemen ilan etti Mustafa Kalemli. Biz yerimizden güvenoyu almadığını söylemeye çalıştık. Kimse dinlemedi. ‘’Oturumu kapatıyorum, hükümet hayırlı olsun’’ dedi. 

Bunun üzerine biz bu işle ilgili olarak, biraz dikkat edenler olarak Sayın Hocamızı haberdar ettik. Tüzüğe bakıldı, çünkü orada DSP ‘’Çekimser’’ oy vermişti. Aynen 1 Mart 2003 tezkeresi gibi. DSP katılmadan, yani çekimserler katılmadan ‘’Evet’’ fazla olduğu için Kalemli çok bilgisine dayanarak ne yazık ki, itirazları da kaale almadan güvenoyu aldığını ilan etti. Rezil oldular sonra.

Refah Partisi olarak Anayasa Mahkemesi’ne dilekçe yazıldı. Dilekçeye tabii, hemen cevap vermediler 3-3,5 ay içinde dilekçeye. Dilekçe çok çabuk yazıldı aslında. O arada Mesut Yılmaz  güvenoyu almadıklarını anlayınca bu sefer; ‘’ Çamurun üzerine oturmam’’ diye kamuoyuna beyanat verdi. Çok iyi hatırlayın, hatırlansın.

MESUT YILMAZ ÇAMURUN ÜZERİNE OTURMUŞTU ZATEN

Fethi Acar:
Tansu Çiller’e söylüyor. 4 yıl boyunca saç saça, baş başa olduğu kişi için, çamur oldu diyor. Yeni mi çamur oldu? Bugün mü çamur oldu, 3 ay içinde mi çamur oldu? Çamurun üzerine oturmuştu zaten. Bu kadar laubali, bunu özellikle söylemek istiyorum. Muhtemelen Meclis’e gelmiş olsaydı o gün, dönüşümlü belki Başbakanlığı da vereceğine dair bende bir kanaat vardı.

MESUT YILMAZ GÖRÜŞMEYE GELSEYDİ ERBAKAN HOCA DÖNÜŞÜMLÜ BAŞBAKANLIĞA RAZI OLABİLİRDİ

MESUT YILMAZ, ASKERDEN KORKUDAN, MAHFİLLERDEN KORKUDAN BAŞVEKİLLİK VERİLSEYDİ BİLE MECLİS’E GELMEYECEKTİ

Fahrettin Damga:  Necmettin Erbakan verebilirdi diyorsunuz?

Fethi Acar:
Ben verebilirdi gibi. Demin anlatmaya çalıştım. 160 milletvekiliyle o darboğazı aşabilmek için.Bu kanaatteyim. İlla bu olsun diye değil, grubun içinde benim edindiğim intiba, Hocamızın feraseti, dikkati, bu geçidi geçmek için muhtemelen, özellikle Başbakanlığı bile vereceği ki bu haber Mesut Yılmaz’a bile gitmiş olabilir. Fakat buna rağmen askerden korkudan, mahfillerden korkudan Başvekillik verilseydi bile Meclis’e gelmeyecekti.

Heyete iade-i ziyarete gelmeyi bırak Meclis’e gelmedi bu adamlar. Bunlarla nasıl ülke yönetilirdi? Hocam o kadar haklı ki. Yağ gibi eridik o günlerde. Yağ gibi eridik adeta.

Fahrettin Damga:  Peki, nasıl oldu?  Anayol Hükümeti yıkıldıktan sonra tekrar Sayın Erbakan’a hükümeti kurma yetkisi verildi.

Fethi Acar:
Tabii o zaman yine o yukarıdaki meşhur, bu tiyatronun başı olan muhterem zat

ANAYOL YIKILINCA DEMİREL TEKRAR ERBAKAN HOCA’YA GÖREV VERMEYE MECBUR KALDI

Fahrettin Damga:  Demirel yani?

Fethi Acar:
Evet, o zat, bu defa mecbur kaldı yine. İki sağ parti diyelim, birbiriyle vuruşan partiler. Çamurun üzerinde oturmam kavgası yeniden başladığı için yapacak hiçbir şey yoktu. Sayın Erbakan Hocamızı yeniden tekrar birinci parti olarak görevlendirdi. Bu defa Anavatan’ın yüzü yok ki Refah’la görüşmeye zaten. Ben öyle düşünüyorum. Yüzü yok.
Hangi yüzle görüşecek? 

Hatırlıyorum Refah’ı hiç kaale almadı. O arada öbür zat (Tansu Çiller) yine dediğim gibi muhalefete atılırsa çok büyük sıkıntı çekeceği için hemen razı oldu demek durumundayım
Doğru Yol Partisi’ne. 

Fahrettin Damga:  Yine ilk ziyareti Doğru Yol Partisi’ne mi yaptınız?

Fethi Acar:
O heyette ben yoktum. Zaten fazla sürmedi. 

Fahrettin Damga:  İlk teklif Doğru Yol Partisi’ne gitti. Orada mesele halledilince bir daha Anavatan Partisi’yle görüşülmedi mi?

Fethi Acar:
Hayır. Görüşme gereği duyulmadı.

Fahrettin Damga:  Yani ilk görüşmede bitti

Fethi Acar:
Anavatan’a ikinci defa gidilmediğini tahmin ediyorum. Gidilmemesi de zaten gerekiyordu. Demin dediğim gibi. Yani en mübarek günlerde, Ramazan günlerinde, bayramın yakın günlerde Başbakanlığı bile alabileceği, ikram edileceği bir günde Meclis’e gelmeyip, bırak iade-i ziyarete gelmeyi Meclis’e bile gelmeyen zatlarla zaten görüşmek Refah’ın öyle bir niyeti olamazdı. Erbakan Hocamızın da böyle bir niyeti olmamıştı.

REFAHYOL’UN GÜVENOYU ALMASINDA MERHUM MUHSİN YAZICIOĞLU YİĞİTÇE  DAVRANDI

Fahrettin Damga:  Peki; Doğru Yol Partisi’yle Refahyol Hükümeti kuruldu. Daha kurulur kurulmaz, özellikle çalışanları ilgilendiren müjdelerle başladı. O süreci de kısaca yorumlayabilir misiniz?

Fethi Acar:
Şöyle, 54. Hükümet’in yani Refahyol’un kurulduğu tarih 28 Haziran 1996’dır. Daha hükümet programı Meclis’e bile sunulmadan 1 Temmuz 1996’da Refahyol Hükümeti, Sayın Erbakan Hocamızın başkanlığındaki hükümet çok önemli bir kararname çıkarttı hemen. 

1-Bağ-Kurlulara yüzde 300 civarında, Emeklilere yüzde 50 civarında, o güne kadar ezilmiş, geride kalmış, çukurlarda kalmış halk kesimini, emekli kesimini Bağ-Kur’luyu, SSK’lıyı  mevcut memurlarımız dahil memnun edici fevkalade bir karar aldı. Bu tarihe geçen, hala esnafımızda SSK’lı ve Bağkur’lular halen vatandaşla buluştuğumuz zamanlarda bugünlerde onun tarihi bir gün olduğunu hep söylüyorlar, herkes paylaşıyor.

2- İkinci bir olay, hala bu ülkenin bu yıllarda sıkıntısını çektiği diğer Anavatan zamanında ve Doğru Yol zamanında bu Gümrük Birliği’ne bağlantılı olarak süt ve et üretiminin ithalini yasakladı hükümet. Gümrük Birliği’ne dayalı olarak batı ülkeleri ayağa kalktı. Sayın Başbakan dedi ki; ‘’Hadi siz de , hadi gidin. Benim vatandaşım var’’ dedi.

Aynı gündeki kararnamedir. Et ürünü ve süt ve bunu ihya için de bir sürü tedbirler alındı. Hükümet programı daha Meclis’te bile okunmadan.

Hükümet programı Meclis’te okundu, 8 Temmuz 1996’da 54. Hükümet TBMM’de güvenoyu aldı. Bu güvenoyu alışında, tabii orada şu hususu özellikle vurgulamak gerekiyor. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu kardeşimiz çok yiğitçe davrandı. Zaten Meclis’e geldikten sonra Anavatan’la görüşmesindeydi, Meclis’e gelince ayrılırız diye. 7 tane delikanlı milletvekili ayrıldı. Zaten peşin peşin Refahyol Hükümeti’ne güvenoyu vermiştir.

REFAHYOL HÜKÜMETİ’NE BAZI DOĞRU YOL PARTİLİLER DE GÜVENOYU VERMEDİ

Fahrettin Damga:  Evet, vereceğini ifade etmişti zaten

Fethi Acar:
O vereceğini ifade etmişti. Bu oylamada ne yazık ki Doğru Yol Partisi’nden Refahyol Hükümeti’ne güvenoyu vermeyen delikanlı olmayan adamlar çıktı.

Fahrettin Damga:  Kaç kişi?

Fethi Acar:
2o küsur kişi çıktı.

Fahrettin Damga:  Necmettin Erbakan, nasıl oldu da dönüşümlü Başbakanlığa razı oldu? Biraz önce söylediğiniz o kaygılardan dolayı mı?

Fethi Acar:
Şöyle. Hükümet güvenoyu aldı, bütün problemleri göğüsledi. Devletin hesabı, artısı, eksisini üç- dört ay içinde ancak çıkarılabildi. Yani Sayın Erbakan gibi çalışkan, teknik, her şey aklı eren, üç-dört ayda devletin artısı-eksisini ancak çıkarabildi.

Hatırlayacağız, Havuz Sistemi teşkil oldu. Devlet, özellikle o koalisyon dönemleri parçalamış ülkeyi. Bankalar alınmış, bankalar. Partiler üzerine yatmış, orayı kendilerinin rant çevrelerine, görevlerini yapabilmek için içte, dışta iş adamını, medya grubunu vesaire memnun edebilmek için paylaşmışlar adeta.

Devletin hesabı kitabı birbirine karışmış. Haziran’da 54. Hükümet kurulduktan sonra hakikaten 3-4 ay içinde devlet hesabının ana hatlarını ancak tespit edebildi. O süre içinde çok olumlu şeyler hatırlanacaktır. O arada hemen işte, hazine borçlanma kağıtları durduruldu. Hatta orada Doğru Yol Partisi’nin Hazine’nin bağlı olduğu Bakan Refah’a çok yüklendi. Biz sıkışığız, bu hazine kağıtları çıkmalıdır, borçlanmamız devam etmelidir diye. Hoca onları frenledi. Yani sürekli hiç o fırsatı vermedi. Hakikaten hesap kitap ortaya çıktı. Havuz Sistemi kuruldu. 

Bunun devamı olarak hatırlanacaktır. İlk defa 1936’lardan itibaren Türkiye’de hiçbir denk bütçe çıkmamıştı. Yani bütün darbe dönemleri dahil 1997 Bütçesi’ni Refahyol Hükümeti hazırladı ve ilk defa Ekim 1996’da Meclis’e sunduğu zaman denk bütçe olarak sundu. Denk bütçe olarak, Plan Bütçe Komisyonu’nda karşı taraf muhalefet, Anavatan dahil  DSP, denk bütçe nereden çıktı, bu nasıl iştir? Sanki yanlış bir iş yapılmış gibi o kadar anormal karşıladılar ki onu o günün Maliye Bakanı Abdüllatif (Şener) Bey çok güzel cevaplar vermişti. Yani, o arada hatırlanacaktır. 

İki tane bugünlerde bazı medyalarda da geçiyor. Kaynak paketleri çıktı. İki defa 10’ar milyar dolarlık, adeta, 1 Temmuz’daki zamlarda başka bir şeye ilave zam, gelir kaydedecek zam yapılmadan verildi. Onların da karşılanması için Fehim Adak başkanlığında evvela Refah Grubu’nda, tabii hükümette de görüşülerek iki defa yaklaşık 10 milyar dolarlık paket çıkarıldı o hükümet zamanında.

1 YILLIK REFAHYOL HÜKÜMETİ’NDE ORTAĞIMIZIN KİRLİLİĞİNE RAĞMEN O GENSORULARDA BİR TANE YOLSUZLUK VE SUİİSTİMAL İDDİASI YOKTU

Fethi Acar: 
Yani burada muhalefet, 3 tane, Anavatan, DSP ve CHP boş durur mu elbette ki? 12 ayda 11 defa gensoru verdiler. Her ay bir gensoru geldi. Kirlenmiş, rezil olmuş koalisyon dönemlerine rağmen ki o zamanın koalisyon dönemlerinde partiler birbirlerine hep yolsuzluk ve suistimal nedeniyle gensoru vermiştir. Fakat bizim 1 yıllık Refahyol Hükümeti’nde ortağımızın kirliliğine rağmen o gensorularda bir tane yolsuzluk ve suiistimal iddiası yoktu. 

ABD’DEN ABD BÜYÜKELÇİLİĞİ’NE REFAHYOL  DÜŞÜRÜLMELİDİR TALİMATI

Fethi Acar:
İrtica ve Laiklik tehlikede. Aynı cümlelerle tekrarlayıp tekrarlayıp gensoru verdiler. Gensorular da aşılarak geldi. O arada tabii bir yılı doldururken bizim de bildiğimiz dönüşümlü Başbakanlık 2 yıl gibi konuşulmuştu ama tabii Türkiye’nin şartları ağır, malum cepheler zaten harekete geçti. Şu yıllarda çok iyi izliyoruz. Biz de zaten yaşamıştık. Hükümet kurulduktan yani 28 Haziran 1996’dan 42 gün sonra ABD Başkanlığı Ankara Büyükelçiliği’ne talimat veriyor. İşte o arada zamlar verildi halk memnun hale geldi. Kaynak paketleri, denk bütçeye filan giderken ‘’Bu hükümet düşürülmelidir. Refah’ın elinden bu ülke yönetimi alınmalıdır’’ talimatı veriliyor. 

Zaten aynı günlerde de Batı Çalışma Grubu faaliyette. Millete hainlik yapan omuzlarında hiç hak etmedikleri yıldızı taşıyan o adamlar bu günlerdeki  ifadelerinde o günkü Genelkurmay Başkanı bugün ifade veriyor, Batı Çalışma Grubu’ndan haberim yoktu diye. Haberim yok diyorsan sen orada nasıl Genelkurmay Başkanı’sın. Öbür odada Batı Çalışma Grubu diye çete oluşmuş senin haberin yok, özrü kabahatinden beter derler. Kepazelik. 

Orada verilen Orgenerallik ifadesi diyor ki; biz diyor Batı Çalışma Grubu’nu, çeteyi kastederek. Biz 4 Şubat’ta Sincan’da tanklar yürüdüğü zaman bugünkü ifadelerinde diyor ki; biz 7 ay evvel, yani, 4 Şubat’tan 7 ay evvel bu karar alınmıştı. Oraya geliyoruz. 28 Haziran 1996 Hükümet kuruluşundan 42 gün sonra bu kararlar alınmış. ABD’de alınmış, Batı Çalışma Grubu, hain, Peygamber Ocağı’ndaki hainler, o ekibi oluşturmuş. Başta Refah Partisi’nin ve Erbakan Hocamızın iktidardan düşürülmesi için. Tabii burada bu paralellik sürerken ülkenin içte ve dış dış düşmanları,  bu Doğru Yol Partisi’nde daha çok gelişti. Niye gelişti? 

Fahrettin Damga:  Eksik kalmasın oraya gelelim. Doğru Yol Partisi’ni özellikle soracağım. Biraz önce söylediğiniz güvenoyu vermeyen 25 milletvekili var ya, Doğru Yol Partisi içindeki kırılmayı o milletvekilleri üzerinden sağladılar sanki.

Fethi Acar:
O kırılma devam etti, o fay hattı devam etti. Demirel Çankaya’da,  gücü kuvveti yerinde. Devlet imkanı yerinde.

ÇENGEL ATTI, GRUBU TUTAMIYORUM

Fahrettin Damga:  Tamam, oraya geleceğim ama şurayı tamamlayalım. Nasıl oldu da Necmettin Erbakan protokole göre süre dolmadan Başbakanlığa Tansu Çiller’e devretmeye razı oldu?

Fethi Acar:
Şöyle; Bu dediğimiz süreçte, yani 3-5 ay içinde DYP’deki huzursuzluklar Tansu Hanım’a da yansıyor. 

Fahrettin Damga:  İyi ama koalisyon protokolünde iki yıl değil mi Başbakanlık süresi, sonra dönüşüm?

Fethi Acar:
Tamam ama, adam diyor ki; ‘’Çankaya çengel attı hocam’’ diyor. 
‘’Çengel attı, ben grubumu tutamıyorum.’’ 

Bize de tanıdığımız yakın DYP’liler geliyor, diyor ki;Bizden küçükler tanıyanlar, ya abi, eski bakanlar filan var, 

‘’ya darbe olacak’’, 

‘’Eee, noolacak?’’

 ‘’Hocaya söyleyin de istifa etsin.’’ 

İstifa ettirelim. DYP Grubu’ndan bizim eski tanıdığımız boylu borslu adamlar bunları kulislerde söylemeye başladılar.

DEMİREL TANSU ÇİLLER’E GÖREV VERSEYDİ, TANSU ÇİLLER SÜRESİ DOLDUĞUNDA BAŞBAKANLIĞI ERBAKAN’A DEVRETMEZDİ

Fahrettin Damga:  Diyelim ki Demirel razı oldu, yani milletvekillerini de bağlayıcı olan güvenoyu garantisinden dolayı  Demirel hükümet kurma yetkisini  Tansu Çiller’e verseydi ve hükümet devam etseydi, sizce Tansu Çiller süresi dolduğunda  istifa edip Necmettin Erbakan’a Başbakanlığı bırakır mıydı?

Fethi Acar:
Hayır, hiç bırakmazdı. Zaten oraya gelmek de mümkün değildi. O zaman orayı bir doldurmamız lazım.  Süreç devam ederken 5-6 ay içerisinde Ekim Ayı’nda Meclis’e 1997 bütçesi falan verildikten sonra bu denk bütçe, kaynak paketleri , etrafları, o bildiğimiz mahfilleri, zinde güçleri fevkalade rahatsız etti. Artık, Çankaya bu işin içinde görev aldı.

DEMİREL: BU KADINDAN BİR ŞEY OLMAZ

Fethi Acar:
O arada ben eski bir Adalet Partili olarak bir çok konu için telefon açıyordu Demirel’in Genel Sekreteri Necdet Seçkinöz. ‘’Patron seni istiyor’’ diye. Biz atlayıp gidiyorduk. Bir sürü konular falan derken bir şeyler hissediyorum ben. Bir gün bana durup dururken ‘’Bu kadından bir şey olmaz’’ dedi. ‘’Hangi kadın’’ dedim. 

Fahrettin Damga:  Demirel söylüyor değil mi?

Fethi Acar:
Köşkünde, kendi makamında. Genel konular konuştuk, AP idi bilmem neydi falan. Çünkü Adalet Partisi’yle devam edeceğinin sözünü Aydın Bey’le bana Güniz Sokak’ta verdi. Başvekil’ken, Erdal İnönü ile koalisyon kurdu. Bu partiler tekrar hayata geçtiği günlerde Aydın Bey’e telefon açmış, güvendiğin bir arkadaşla gel diye. Aydın Bey, ‘’telefon etti patron’’ diye bana söyledi. Biz Güniz Sokak’a indik. Başbakan o zaman. Bu partiler hayata geçti, altı ay içinde Süleyman Demirel hem AP Genel Başkanı hem DYP Genel Başkanı filan ya o zaman. Erbakan aynı, Türkeş aynı. 

DEMİREL ADALET PARTİSİ İLE DEVAM EDECEĞİNE BİZE SÖZ VERMİŞTİ. YALAN ÇIKTI

Fethi Acar:
Bu altı ay süre verilmişti.  Orada söz verdi bize. Türkiye Adalet Partisi ile devam etmelidir. Çünkü Demokrat Parti’nin ta kendisidir. Esas aksımız odur. Ülkenin aksı odur. Siyaset aksı odur. Bunu dediği halde yalancı çıktı, yoluna DYP ile devam etti. İşte malum kendi partisi içindeki çetelerle yoluna devam etti. Demek ki o arada grup, kafasında bir olaylar var. 

‘’Bu kadından bir şey olmaz’’ deyince ben şaşırdım. 

‘’Hangi kadından?’’  dedim.

 ‘’Bildiğin kadından’’. 

Ben de böyle sıçrayarak, ‘’Ne diyorsunuz siz, bu kadın evinde, köyünde mutfağındaydı. Siz alıp getirdiniz bu kadını’’ deyince.

DEMİREL: CAVİT’LE YALIM VİTRİN DİYE BENİ TANSU ÇİLLER KONUSUNDA YANILTTI

Fahrettin Damga:  Yani Tansu Çiller’den bahsediyor.

Fethi Acar:
Evet, ‘’Ne diyorsunuz siz? Bize de ülke Adalet Partisi ile yönetilmelidir demiştiniz, bu kadın evinde köyündeydi siz getirdiniz. Hem mebusluk hem bakanlık ikram ettiniz. Bir de Başvekil yaptınız. Geriye bakmam dediniz. Keşke geri baksaydınız’’ filan dedim.
 
‘’ Ya dedi, canı çıkası, küfretti de onu demiyorum. Cavit’le Yalım var, yanılttı. Vitrin diye bir şey tutturdular. Alın vitrini‘’ dedi. Kendisi diyor, zıplıyor böyle odasında. Ben de su gibi terledim. 

‘’Ya, bu nooluyor, delirdi mi, ne yaptı bu adam?’’ O zaman anladım ki, bu adam kafaya koymuş. 

Fahrettin Damga:  O dönem Refahyol iktidarı olduğu dönem mi?

Fethi Acar:
Devam ediyor. Yani Ekim, Kasım’a doğru.

Fahrettin Damga:  Bu olay, o süreçte yani?

Fethi Acar:
1996’da, daha şey başlamadı. O arada işte 1997’ye girdik. Ocak ayı, o arada Sincan’da tanklar falan yürürken bir tanıdığım, benim çok eski tanıdığım bir karayolcu kardeşimiz Sayın Demirel’le de çok yakın irtibatlı olan birisi. Telefon etti bana dedi ki; ‘’ Ya abi dedi yarın öğleye doğru müsaitsen, Baba, ona baba diyordu, Baba, beni kahvaltıya çağırdı. Ha o arada şey çözülmeye başladı.

Fahrettin Damga:  Doğru Yol Partisi mi?

Fethi Acar:
Tabii bir şey daha var olayda. Onu buraya geçmem lazım. Malum Tansu Çiller’in Tofaş Dosyası vardı. Tofaş Dosyası, komisyon kuruldu.

Fahrettin Damga:  Ne içeriyordu, oradaki iddia neydi?

Fethi Acar:
Tofaş’la ilgili Başbakanlığı döneminden Refah Partisi tarafından bir önerge verilmişti. Eşinin de bu işe girdiğinden dolayı, kamuoyuna da yansımıştı zaten. O da bu dosyadan kurtulması lazım demek ki, Sayın Başbakanımıza konu etti. Zaten Meclis’in gündeminde. Muhalefet bunu gündeme getirecekti. Komisyon kuruldu, Erzincan milletvekili bir kardeşimiz komisyon başkanı. Komisyon çalıştı. Birkaç ay içinde, ilk süresinde tamamladı. Bunu kesin olarak söylemek durumundayım. O utanmaz adamlar, hala iğreniyorum gördüğüm zaman.

Fahrettin Damga:  Kim onlar?

Fethi Acar:
DYP’nin bazı adamları. Bu ülkeyi huzura kavuşturan hükümete soğuk bakanları kastediyorum. 

TANSU ÇİLLER İÇİN REFAH PARTİSİ RİSKE GİRDİ
TANSU ÇİLLER TOFAŞ DOSYASI’NDAN KURTULUNCA DYP’LİLERİN TAVRI DEĞİŞTİ

Fahrettin Damga:  Anladım

Fethi Acar:
İsimleri zaten belli. Şemsiye Partisi’nde toplananlar. Burada şunu ifade etmek istiyorum. Tansu Çiller’in Refah Partisi orada bir riske girdi. Biz çok rahatsız olmuştuk aslında. Tansu Çiller’in ne yazık ki lehine, komisyondan karar çıkıp Genel Kurul’da da oylandıktan sonra DYP’li mebusların çehresi değişti. Hemen.

Fahrettin Damga:  Biz Tansu Çiller’i kurtardık, garantiye aldık. Dolayısıyla bakış açısı değişti.

Fethi Acar:
Evet, evet. O arada 312 Anayasa falan var. Biz de onlarla sohbette akıllı olanlarla. Diyoruz ki; ‘’ Bak ülkenin sıkıntısı var. Bunu biz Çankaya ile de görüştük o zaman. Uyum Komisyonu diye bir şey Kamran İnan’la biz, getirdik Demirel’e teklif ettik.  Kamran İnan bizim eski Enerji Bakanımız biliyorsunuz.  Bir gün konuştuk, beni çok sever. Enerji Bakanı, Devlet Su İşleri filan onun eseri oralarda. Kastamonu’ya sürgün gelen bir adam. 

Fahrettin Damga:  Anayasayı Değiştirme Uyum Komisyonu?

Fethi Acar:
Anayasayı Değiştirme Uyum Komisyonu kurulmuştu. Onu özellikle vurgulamak lazım. Bir çimento gibi bir şey olabilir bu parçalanmış bir Meclis’te filan diye düşünmüştü. O arada dediğimiz kardeşimiz kahvaltıdan sonra geldi Meclis’e. Bana DYP’den 23 kişilik mebus listesi verdi. 

DYP ÇÖZÜLMEYE BAŞLADI

Fahrettin Damga:  Doğru Yol Partisi’nden mi liste?

Fethi Acar:
Evet. O arada biz DYP’nin çözülmeye başladığını görüyoruz, hissediyoruz. Belki de diyorum, Tansu Çiller’in şeyi geçtikten sonra başladı. Yüzlerindeki şekil değişti.

ÇANKAYA DYP’YE ÇENGELİ TAKMIŞTI 

Fahrettin Damga:  Yani Tansu Çiller Tofaş Dosyası’ndan Meclis kararıyla aklanınca yüzleri değişti.

Fethi Acar:
Yüzleri değişti. Bu çöküntüyü Çankaya’yı da katarak Erbakan Hocamızı öyle bir sıkıştırdı ki Tansu Çiller. ‘’Hocam, ben grubumu, altımı tutamıyorum. İlla, illa, illa’’. Tam o günlerde küt diye bu şey geldi.
 
Bana o arkadaşımız dedi ki; ‘’Ya dedi’’ artık başladı. 3 Haziran 1997’de iki Genel Başkan toplantı yaptı. İşte o havada ikmal. Yazılı olmayana geçiyoruz ama o zamana kadar, Doğru Yol Partisi sapır sapır dökülüyordu. Çankaya çengeli takmıştı. Biz 4 Haziran’dan 15-20 gün evvel ben bu 23 kişilik listeyi rahmetli Devlet Bakanımız Fehim Adak’a, eski Bakanım olarak, AP-MSP aynı dönem olarak çok güvendiği için ona verdim. ‘’Yani bu doğru mu?’’,  ‘’Doğru olduğu kesin’’. 

DEMİREL ÇANKAYA’DA HEP AĞZIMI ARARDI

Fahrettin Damga:  
Doğru olduğu kesin çünkü Çankaya’dan geliyor, Demirel’le kahvaltı yaptı oradan liste aldı.

Demirel şunu düşünmüş olabilir mi, o arkadaşınız üzerinden 23 kişilik listeyi size verip ‘’ bak zaten ensenizdeyim, bu iş iyiye gitmiyor’’, diyerek sizi de o liste içine alma ihtiyacı hissetmiş olabilir mi, Refah Partisi’ne de bir kanca atma niyetiyle?


Fethi Acar: Hayır şöyle, bu kanca olayını ben ilk günlerden beri hissettim. Ama biz tavrımızı koyduk. Aydın Bey ‘le direkt görüşemediği için beni çağırıyordu o konularda. İşte ‘’Nasılsınız, rahat mısınız?’’ ‘’Rahatız’’

Fahrettin Damga:  Yani ,yokluyordu sizi.

Fethi Acar:
Her zaman yokladı. Üç beş dakikası bu sorularla geçiyordu. Hatta bana dedi ki; ‘’Orada bir çok sakallı var, sen de bıyık bile yok’’. ‘’Nereden çıkarıyorsunuz bunu?’’ dedim. Makamında. Bizim dedim Adalet Partisi 1977-80 döneminde bir Osman Demirci vardı sakallı, Erzurum Mebusu. Şimdi  bir iki tane Osman Demirci var. Bir rahatsızlığım yok.

Hiç oraya fırsat vermedik. Hiç vermedik. Aydın Bey’e sürekli mesaj göndermeye çalıştı. Hiç oraya fırsat vermedim. Çünkü huyunu epey öğrendik artık. Bu liste gelince Fehim Adak Bey’e verdik, Fehim Adak Bey Hocamıza verdi. Bir akşam beni de çağırdılar. Evrak doğru. O arada da artık belli. 

ERBAKAN:TANSU HANIM GEL GRUBU TUT ERKEN SEÇİME GİDELİM

Fethi Acar:
Refah Partisi biz, bir üst yazı. İşte Doğru Yol Partisi Tansu Çiller’e görev verildiği takdirde RefahYol’a güvenoyu vereceğiz. İmza hazırladık, hatta ben grup’ta çıktım dedim ki, DYP’den biliyorum çürük çıkacak Şevket Bey’e mi dedim, veya Hocama mı veya Fehim Adak’a mı, daha çok görüşüyorduk. Abi dedim.’’ İmzaları Noter’den filan versek’’, çünkü DYP’de bir çatlama olacağını biliyordum. Onunla da baş edilmezdi tabii noterden falan vermek. Malum 3 Haziran 1997’de iki genel başkan DPT binasında kamuoyuna basın toplantısı yaptılar. O arada Hocamız Tansu Hanım’a dedi ki; bu 23 kişiyi göstererek, Tansu Hanım bak.

GİT TANSU ÇİLLER’E SÖYLE PAZARLIĞI SIKI YAPSIN

Fahrettin Damga:  Toplantı sırasında mı gösterdi?

Fethi Acar:
Hayır. Daha evvel. ‘’Tansu Hanım bak, böyle bir çürüklük var. Gel grubu tut, erken seçime gidelim.’’  Orada diyor ki; ‘’ Hocam, hiç kimse yanımızda kalmaz’’ Hoca da ‘’gel dayan bu işe erken seçime gidelim’’ filan. Hiç böyle bir şey mümkün değil, zaten hakikaten böyle bir şey mümkün değil. Sonuçta 3 Haziran 1997’de kamuoyuna açıklandıktan sonra. Ondan evvel şurayı da anlatalım. Ben o arada Hocaya verdiğimiz listeyi, eski tanıdığımız DYP’den Mehmet Gölhan’a da verdim. Mehmet Gölhan tanıdığımız, güvendiğimiz iyi bir insan. Dedim ki; ‘’ Mehmet abi bak, Tansu Hanım’a görev verilmeyecek. Verilmeyecek. Listeyi verdim işte’’.  

‘’Ya bu’’

‘’Abi vermeyecekler, siz sıkı durun o zaman’’ 

3 Haziran’da biz Abdullah Gül Bey Devlet Bakanı, biz onlarla Cemil Tunç Devlet Bakanı ön sırada basın toplantısı sırasında. Mehmet Gölhan’a dedim ki; ‘’ Git Tansu Çiller’e söyle, pazarlığını sıkı yapsın. Tansu Hanım’a görev verilmeyecek, vermeyecek.’’ Tansu Hanım gözü dikti bana. Mehmet Gölhan da geldi, öyle rahatsızım ve gerginim ki ben, Hoca da orada.

Ben düşündüm, Hocamızı atlatıyorlar mı?  Mehmet Gölhan geldi bana; ‘’Tansu Hanım dedi ki, sayın Acar’a söyle rahat olsun. Ya rahat olsun’’, 

‘’ya abi iyi de vermeyecek bu kardeşim.’’ 

Biz içeri girdik, rahatlamak mümkün değil. 45 dakika Hoca konuştu, 45 dakika Çiller konuştu. Biz Abdullah Gül Devlet Bakanı, Cemil Tunç Devlet Bakanı, onlarla böyle Refah’ın 30-40 mebusu Başbakanlığa geldik. 

Mehmet Gölhan dedi ki; ‘’ Sayın Acar, Tansu Hanım diyor ki, biz pazarlığımızı yapacağız.’’ Saat 19:00, 3 Haziran, bakın radyoyu, televizyonu bir dinleyin. 3 Haziran 1997 günü 19:00’da. Mehmet Gölhan ‘’Saat 19:00’da patronla randevumuz var’’ dedi. Onlar patron diyor, onların patronu. Ben tabii kimseye de bir şey diyemiyorum bu laflardan.  Abdullah Gül Bey’in odasına geldik, bütün mebuslar Ahmet Cemil Tunç filan böyle. Tansu Hanım kamuoyuna da söyledi toplantı sonunda Sayın Cumhurbaşkanıyla randevumuz var saat 19:00’da görüşeceğiz diye.

BİR ÇIKTILAR, ON DAKİKA BİLE İÇERİDE KALMADAN. ÖYLE DAYAKLAR YEMİŞ GİBİ.

MEHMET GÖLHAN, NEVZAT ERCAN BİR TARAFINDA TANSU ÇİLLER AĞZI BURNU DAĞILMIŞ GİBİ ÇIKTI ZATEN ORADAN

Fethi Acar:
Biz şimdi Abdullah Gül’ün odasında izliyoruz. Öyle tedirginim ki ben, fazla detay da filan bilemiyorum. Bir o gün televizyonları bir izleyin, o gün akşamı. Bir çıktılar, on dakika bile içeride kalmadan. Öyle dayaklar yemiş gibi. Çankaya’dan son dakika canlı yayın. İşte Sayın Cumhurbaşkanı ile görüştük, işte yuvarlak, tekerleme laflar. Mehmet Gölhan, Nevzat Ercan bir tarafında Tansu Çiller ağzı burnu dağılmış gibi çıktı zaten oradan. 3 Haziran 1997 günü. Sonuç; orada benim tahminim Hocamızın yapacağı hiçbir şey yoktu. DYP’nin yarısı gitmiş zaten. Görev veriyorum, 18 Haziran’da gitti istifayı verdi. İstifayı verdi, hemen orayı anlatayım. İyi ki, Hocamızı haberdar ettik. Şimdi o zat, bana 23 kişilik listeyi getiren zat, yine bana telefon etti. 

‘’Abi baba beni yarın kahvaltıya çağırdı, yemeğe gelebilir miyim?’’, 

’ Gel’’ dedim. 

Yemeğe geldi, Meclis’e geldi. Plan Bütçe’de yoğunuz. Yemek yiyoruz. 

‘’Abi, bir şey anlatacağım’’ dedi.
 
‘’Baba anlattı’’ dedi.

 ‘’Hayrola’’ dedim.
 
‘’Dün, 19 Haziran bugün, Baba ne anlattı, Ya Zihni dün gece o kadar rahat uyku uyudum ki’’, 

‘’Hayrola’’ filan,

ERBAKAN HOCA ŞAŞIRMADI. LİSTEYİ SEN Mİ VERDİN?
 
Fethi Acar: 
‘’Erbakan, Başvekil geldi. Üstte istifa dilekçesini aldım. Hemen kayda verdim. Çekmeceyi çektim, 23 kişilik listeyi önüne koydum. Ya Zihni sen mi verdin o listeyi, Hoca hiç şaşırmadı. Hoca haberdarmış’’ diyor.

 Hocam hiç şaşırmadı. Gayet rahat. 3 hafta evvelden biliyordu. 3 Haziran 1997’deki basın toplantısından 3 hafta evvel , ya Tansu Hanım, sıkı tutun, sıkı tutun, sıkı tutun dediği oydu. Çekmeceyi çekti, bu şartlarda Hocam size görev vermem mümkün değil, zaten. Orada diyor ki zaten hainler. Mektup yazdım, dergide yazdım. Bir tanesi, çıkıp niye hain diyorsun diyen yok. 

Fahrettin Damga:  Sizin hazırladığınız imzada güvenoyu imzası veririz diyenler, 

Fethi Acar:
Tarihi de farklı, birkaç gün sonraki tarih. Hani insana denir ya, son kararın mı? 

HOCA İSTİFA ETSİN DARBE OLACAK

Fahrettin Damga:  Orada karar değiştirmişler yani. Peki o isimlerin tamamı Şemsiye Partisi’ne gitti mi daha sonra?

Fethi Acar:
Tamamı gitti. Hiç fire yok, ilavesi var. Bunların bir çoğu da ilk güven oyu vermeyen hainlerden. Yani onlara diyorum, etekle dolaşın. 

O arada neler gelişti? Bu daha süreç devam ederken. Özellikle bir tanesini söyleyeyim. İsim söylemeyeyim, sonra söyleyeyim onu. Çekindiğimden filan değil. DYP’li, eski ANAPlı bir bakan, DYP’de. O zaman Plan Bütçe’deyiz. Bizden küçük tabii. Babası falan taa Adalet Partisi senatörü Doğulu birisi. Plan Bütçe’de o sabah yoktu. Biz RefahYol Döneminde, Ertan Yülek Bütçe Komisyonu Başkanı. Geldi, böyle bembeyaz. ‘’ Abi seninle bir dakika bir şey görüşeceğim’’ dedi. 

‘’ Hayırdır’’, 

Başkan’ın odasına çıktık, ben;

 ‘’Hayrola hasta mısın?’’, 

‘’Yok abi, nereden geliyorum biliyor musun?’’ dedi. 

‘’Hayrola’’ dedim

Ama dedi ‘’abi kaç gündür konuşuyoruz, abi Hoca istifa etse keşke darbe olacak.’’ Köksal Toptan bile. Ya Köksal olacaksa olsun. Olmadı mı vaktiyle? Vaktiyle oldu, bir daha olacak, ne olacak? Ya olmasın. Böyle gelip gelip. Ya Hoca istifa ediverse filan. Böyle etrafımızda dolanıyorlardı. Ama Tansu Çiller önergesinden sonra oluyor hep bunlar, özellikle söyleyeyim. 

BEN GENELKURMAY’DAN ÇIKARKEN IŞILAY SAYGIN GİRİYORDU

Fethi Acar:
Böyle sapsarı yüzü. 

‘’ yahu abi, darbe yapacak bunlar’’ dedi.
 
‘’ bak sayın Bakan dayanalım bu işe, bak senin baban senatördü, beraber darbe yedik. ‘’
filan. 

‘’ Abi, olur mu ya, siz hafife mi alıyorsunuz?’’,
 
‘’ Yahu Sayın Bakan, hafife aldığım filan yok’’.
 
Bana inandırmak için, ‘’Peki dedi, ben oradan çıkarken kim giriyordu biliyor musun?’’ dedi.

‘’Kim giriyordu’’ dedim. ‘’Işılay Saygın giriyordu’’ dedi. 

Fahrettin Damga:  Genelkurmay’a mı?

Fethi Acar:
Tabii yani biri çıkıyor, biri geliyor. ‘’ Yahu olabilir’’ dedi. Biz başladık, o arada Yalım Erez, filan istifa etti. Bahattin Yücel Turizm Bakanı falan istifa etmişti. Aradan bir gün sonra mı ne, Cevat Ayhan’la ben o dönem Sinop Mebusu yoktu, oraya da gidiyorduk komşu olarak. Çağırdı beni, Kastamonu, Sinop gideceğiz. Bir gün veya iki gün sonra  Çankırı’da Vali brifing veriyor, biz de oradayız. Çankırı mebusları İsmail Coşar Hoca filan da var. Bir not geldi, Işılay Saygın Bakanlıktan istifa etti diye. Hemen bir gün sonra patır patır. Şimdi, bunlar her şey normaldi diyor Mesut Yılmaz dahil, bir şey yoktu diye gidip ifade veriyorlar. Nasıl normal? Hepiniz Genelkurmay’a çağrıldınız gittiniz. Yani buna nasıl normaldi, Hoca normal istifa etti dersiniz? 

Fahrettin Damga:  Işılay Saygın, Genelkurmay’da görüşmesi olduktan 2 gün sonra istifa etti

Fethi Acar:
İstifa etti.

Fahrettin Damga:  İstifa ettirildi.

Fethi Acar:
Tabii, ettirildi diyorum. O demin dediğim kişi, vurgulamak için, abi ben girerken kim çıkıyordu, biliyor musun? ‘’ Yahu sayın Bakan, ben sana inanıyorum, güveniyorum, doğrudur’’ diyorum.

GENELKURMAY’DA BAKANLARA VE VEKİLLERE İSTİFA BASKISI KURULDU

Fahrettin Damga:  Işılay Saygın, Genelkurmay görüşmesinden sonra istifa ettiğine göre, sizin bahsettiğiniz kişiye de istifa etmesine dair bir baskı olmuş?

Fethi Acar:
Tabii, adam diyorum, adam dayak yemiş gibi geldi zaten. Zorlanmış. 

Fahrettin Damga:  ‘’Bana istifa et dediler’’ diye söyledi mi?

Fethi Acar:
Hayır, söylemesine gerek yok. ‘’ Abi beni bu iş için çağırdılar, istifa etmezse darbe olacak diyor. Suratı dayak yemiş gibi bembeyaz.

Fahrettin Damga:  Peki bu kişi, Edip Safter Gaydalı mı?

Fethi Acar: Hayır, hayır değil. Gerek yok ya. Bir tane değil ki, bir sürü. 

Fahrettin Damga:  Hepsiyle görüştüler yani?

Fethi Acar: Tabii hepsiyle görüştüler.

YALIM EREZ TORBADAN ÇIKTI

Fahrettin Damga:  Eksik kalmasın süreç, tamamlayalım. Tansu Çiler, Çankaya Köşkü’nden çıktı, suratı bembeyazdı dediniz, sopa yemiş gibi. Fakat ondan sonraki süreçte neler yaşandı? Yalım Erez torbadan mı çıktı? Yalım Erez kısmını da anlatalım, oradan geriye dönelim.

Fethi Acar:
Yalım Erez torbadan çıktı. Orada ne oldu? Orada bir kısa devre var onu açıklayalım. Şimdi tabii bu 23 kişiyi önüne koyunca zaten hükümet istifa etti. Gitti, Süleyman Demirel görevi Yalım Erez’e vermedi ki, Mesut Yılmaz’a verdi. Siz sonraki durumu diyorsunuz. Dur hele siz unutmuşsunuz. Mesut Yılmaz tam 1 yıl 2 gün sonra diyorum.  19 Haziran’da istifa etti Hoca. 30 Haziran 1997’de, aynı Mesut Bey’den aldığı 53. Hükümet’ten, 55’e devretti. Mesut Yılmaz devam etti.  Nedir o? Dışarıdan destekli DSP’li bir hükümet. 

Fahrettin Damga:  Azınlık hükümeti

Fethi Acar:
Tabii, CHP girmedi. Ecevit Efendi hasta, onun koalisyonu. CHP destekli girdi. O arada bu sahil yolu gündeme geldi. Türkiye’de ilk defa, diğer hükümet düşmeleri gensoruyla olmuştur.  Sahil Yolu ihalesi ile ilgili araştırma değil, bir soruşturma ortaya çıktı. Sahil Yolu otoyol değil de duble yol alması için Karadeniz mebusları zorladılar ettiler, hiç proje yok bir şey yok . Öyle bir talimat verdiler. Yaşar Topçu Bayındırlık Bakanı’ydı. İhale mihale paldır küldür, bütün muhalefet partilerine burada yolsuzluk, suiistimal diye şey geldi. CHP’ye de gitti. Hatırlayacaksınız Deniz Baykal, dedi ki; ‘’burada bir suiistimal, yolsuzluk var.’’ Türkiye ‘de ilk defa. Ha orada gene ekonominin, bankaların olayları falan. Güneş Taner olayı var. Güneş Taner’e biz gensoru verdik. 

İLK DEFA TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NDE SORUŞTURMAYLA, ARAŞTIRMA DEĞİL HÜKÜMET DÜŞTÜ

Fahrettin Damga:  Onu da Ertuğrul Özkök’le yaptığı ve medyaya yansıyan telefon görüşmesi için mi?

Fethi Acar:
Gensoru verdik. 25 Kasım 1998’de, 55. Hükümet 30 Haziran 1997’de kuruldu. 25 Kasım 1998’de Güneş Taner gensoruyla düşürüldü. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı.  O meşhur pipolu var ya o kalın pipolu. Elinde çanta öyle delikanlı. Özal’ın delikanlısı. Neler o, neler o. Bu düştü, ilk defa Türkiye Cumhuriyeti’nde soruşturmayla, araştırma değil hükümet düştü. 55. Mesut Yılmaz Hükümeti. Tarih 11 Ocak 1999. 11 Ocak 1999’da 55. Hükümet soruşturmayla düşürüldü. CHP desteğini çekti, hükümet düştü. 

55. MESUT YILMAZ HÜKÜMETİ SORUŞTURMA RAPORUYLA DÜŞMÜŞTÜR

MESUT YILMAZ 21. DÖNEM’DE DE HEP CUMHURBAŞKANI OLMAYA UĞRAŞTI. DEVLET BAHÇELİ OYUNUNU BOZDU

Fahrettin Damga:  Korkmaz Yiğit Olayı’nın , Türk Ticaret Bankası ihalesi hadiselerinin olduğu zamanlar mıydı?

Fethi Acar:
Tabii, İçinde Mersin’de mebus yine. Fikri Sağlar var. İşte bir bant var ya Mesut Yılmaz’a getirme götürme. Yani Türkiye’de ilk defa gensoruyla değil, hükümetler gensoruyla düşer, soruşturma raporuyla 55. Mesut Yılmaz Hükümeti düşmüştür. Mesut Yılmaz, 20. Dönem, o dönem hep hükümet, başvekil olmak istemiştir. Bu oyunları oynamıştır. Yanına 60 küsur milletvekiliyle DSP’yi de aldı. 190 kişilik bir blok oluşturdu. Hep onu oynadı. 21. Dönem’de de hep Cumhurbaşkanı olmaya uğraştı. Onu da Devlet Bahçeli oyununu bozdu.

Şimdi, Burada hükümet gitti. Bu sefer Süleyman Demirel TBMM ile, ne yazık ki onun içinden çıkan o Başkumandan kedinin fareyle oynaması gibi oynadı. Gitti hiçbir sıfatı olmayan, RefahYol’dan istifa etmiş olan, Sanayi Bakanlığı’ndan istifa etmiş Yalım Erez’i görevlendirdi. 

Fahrettin Damga:  Bir ödüllendirme olabilir belki. İşte RefahYol Hükümeti’ni zayıflatan grubun içerisinde.

Fethi Acar:
Elbette ki, niye olmasın. İçinde her şey var. Yani zinde güçler var, o var, bu var. Bu oyunu kim bozdu biliyor musunuz? Yalım Erez bütün Genel Başkanlarla görüştü. Bize de gelen haber, milli koalisyon kurup, seçim hükümeti gibi bir şey kurmayı amaçlamıştı. İkinci haftaya doğru geçti, zaten 15 gün süresi var. Bir Perşembe günü Deniz Baykal’la görüştü. Deniz Baykal’dan da dışarıdan mı desteklersin, adam verir misin? O kendine göre bir hesap yapmıştı. 

Fahrettin Damga:  O hesabı o mu yapmıştır, Demirel mi yapmıştır?

Fethi Acar:
Demirel tabii, Demirel’in arka bahçesi hepsi veya o onların arka bahçesi. Herkesten eşit Bakanlık, öyle işte normal koalisyon gibi mebus adedi oranında filan da değil, üçer beşer filan. Belki birisinde belki Refah’ı ama Refah’ı da ziyaret ettiler o zaman. Yani bizim şeyimiz, vurgulayalım. O dönemde Refah Partisi kapatıldı, Fazilet Partisi kuruldu.

YALIM EREZ’İN HÜKÜMET KURMASINI TANSU ÇİLLER ENGELLEDİ

Fethi Acar:
Refah kapatılınca Meclis’in dengesi alt üst oldu zaten. Buradaki olay şu. Bunun oyununu da Tansu Çiller bozdu. Baktı ki şimdi Tansu Çiller, DYP’den ayrılmış, Bakanlıktan ayrılmış, RefahYol’u dinamitlemiş bir adamı Demirel verdi, artık demek ki Demirel DYP’yi zaten gözden çıkarmıştı işte. O arada Yalım Erez’e görev verince o hafta içinde de hükümet kurmak istiyordu. Muhtemelen Refah dışında olabilir, Yalım Erez Sanayi Bakanı iken bu Abdullah Öcalan haini Suriye’den bizim Ateş Paşa’nın açıklamalarından sonra çıkıp, önce Rusya, sonra İtalya’ya gidip saklandığı dönemde burada İtalyan mallarına boykot çağrıları yapılırken İtalya Sanayi Bakanı geldi. Yalım Erez’i ziyaret etti. Orada tabii bu Apo da oralarda. 

Yalım Erez’in önünü kim kesti?. Yani Tansu Çiller kesti, onun arka planını da araştırabilirsiniz. Orada bu zatla Bakanlıkta Kürtçe konuşuluyor iki Bakan görüşürken. Bunu Tansu Çiller istihbar ediyor. Demirel’e diyor ki; ‘’Bakanlıklarda Kürtçe konuşan adamı Başvekil yap da göreyim’’

Fahrettin Damga:  Yalım Erez Kürt kökenli midir?

Fethi Acar:
Tabii, Vanlı.  Orada da Tansu Çiller onun önünü kestiği gibi zaten 15 günde yakın dolmuştu. Eğer Perşembe ‘ye kadar Deniz Baykal ya dışarıdan veriyorum, ya iki bakan veriyorum dese, Cumartesi günü hükümet açıklanabilirdi. Cumartesi-Pazar bu süreç içerisinde Tansu Çiller oyununu oynadı, yukarıyı haberdar etti. 

56. HÜKÜMET TANSU ÇİLLER’İN HÜNERİDİR

Fahrettin Damga:  Bu arada Deniz Baykal da henüz cevap vermedi

Fethi Acar:
Deniz Baykal Pazartesi cevap veririm dedi. Pazartesi’ye kaldığı için küt, Tansu Çiller, Yalım Erez’in oyununu bozdu. Bozduğu anda bir beyanat verdi, Seçim Hükümeti şartıyla Bülent Ecevit’e, Hasta adama kursun dedi. 56. Hükümet Tansu Çiller’in hüneridir. O hasta  adam seçim hükümeti kurmuştur. 56. Hükümeti.

BİRİ GELDİ BİRİ GİTTİ DSP BİRİNCİ PARTİ OLDU

Fahrettin Damga:  Ama o arada da Abdullah Öcalan’ı teslim ederek seçimi kazanması sağlandı. 

Fethi Acar:
56. Hükümet Tansu Çiller’in hüneridir. Ha o harekat hazırlandı. Biri geldi(Öcalan), biri gitti (FETÖ lideri). Onun için de birinci parti oldu DSP seçimde.

Fahrettin Damga:  Dönelim geriye. 28 Şubat. Ben hep 28 Şubat dönemine baktığımda merhum Erbakan’ın gözümün önüne bir fotoğrafı geliyor.

Fethi Acar:
Terlerin aktığı fotoğraf mı?

ÇANKAYA’DAKİ MİLLİ İRADEYLE 6 DEFA GİTTİM 7 DEFA GELDİM DİYEN ADAMIN BAŞROLÜ OYNAMASI BİZİM CANIMIZI SIKTI

Fahrettin Damga:  Terlerin aktığı fotoğraf. Erbakan’ı o derece sıkıntıya sokan süreci biraz konuşalım.  RefahYol Hükümeti, evet, büyük umutlarla, halk açısından da söylüyorsunuz, artıları çoktu ama izin vermediler. Yerleşik vesayet sistemi ona müsaade etmedi. Şöyle de bir intiba vardı. Zaten Tansu Çiller’i sevmiyorlardı asker içerisinde. Refah Partisi’ni de zaten hiçbir zaman sistem içinde görmek istemiyorlardı. Yani kapatılması taraftarı idiler. Hatta söylediğiniz gibi insanlar üzerinden, bir takım sistemin adamları üzerinden bir parti yüzde 95 oy alsa da kapatılabilir, niye kapatılmasın zihniyeti yerleşikti. Halk iradesinden ziyade siteme yerleşmiş vesayet odaklarının tercihleri önemliydi. Şöyle bir tez var. Diyorlar ki; Tansu Çiller’i sevmiyorlardı, Refah Partisi’ni de istemiyorlardı. Koalisyon yaptırarak ikisini birden dövmek istediler. Siz bu tezi nasıl değerlendirirsiniz?

Fethi Acar:
12 Mart 1971 Muhtırası’ndan sonra Nihat Erim’in Kültür Bakanı Talat Halman, Nisan ayı olarak hatırlıyorum. 1997’nin Nisan ayı olmalı. Milliyet’te bazen köşe yazısı yazıyordu. Orada o kadar şey yazmış ki; orada Avrupa’da mevcut merkezlerde Brüksel dahil, Refah Partisi’nin ikiye bölünmesi yetmez üçe bölünmelidir gibi şeyler var. Malum gelişmeler, yazılar var. Yani daha önce bahsettik. RefahYol kurulduktan 42 gün sonra karar alınmış bir yerlerde. Burada Mason Locaları da dahil. Paris’te bir toplantı var, Koç’ların da içinde olduğu, Güven Erkaya’nın da içinde olduğu Atina’da toplantılar var. Karar alınmış, düğmeye basılmış. Bunun içinde bizi üzen ne yazık ki başta Çankaya’daki Milli iradeyle 6 defa gittim 7 defa geldim diyen adamın başrolü oynaması bizim canımızı sıkıyor, sıktı. Nitekim o günlerde hem Tansu Çillerli DYP’ye hem  Sayın Erbakan’a olan kişisel kini, Refah Partisi’nin birinci oluşunu hiçbir zaman içine sindiremeyen, 1969’da bir mebusluğu bile çok gören, veto eden, Odalar Birliği’nden polis zoruyla attıkları bir insanı çekemediği için 

DEMİREL, MİLLİ İRADEYLE ÇOMAĞIYLA MED OYNAR GİBİ OYNAMIŞTIR

Fahrettin Damga: Demirel, ama orada şöyle bir şey var biliyorsunuz hem böyle davranmasına rağmen hem de ‘’ben Erbakan Hoca en yakın arkadaşlarından biridir’’ diyebilen bir kişiden bahsediyoruz.

Fethi Acar:
İşte 6 defa gittim, 7 defa geldim diyebilen adam onu da diyecektir tabii. Yani ben geriye niye bakmadınız. Madem şikayet ediyorsunuz dedim. Bak, başka elin oğulları geriye bakıyor gittiği zaman. Bana dedi ki benim öyle bir huyum yok. İyi de dedim o zaman,  şimdi bak güvenmediğin, halbuki Adalet Partisi Türkiye’ye lazımdı geriye baksaydınız. Hatta orada bir şey daha dedim. Peki siz Köksal’a çekil, ben kongreyi biliyorum o zaman o camiadayım. 

‘’Köksal’a çekil deseydiniz, Tansu Hanım çıkamazdı’’ deyince.
 
‘’Yahu kim gelecekti? ‘’ 

Dedim ‘’İsmet Abi gelirdi.’’, 

‘’ İsmet yapar mıydı be kardeşim?’’ bu seferde. 
 
İsmet yapmaz, Köksal yapmaz, Tansu yapmaz. Ne istiyorsun arkadaş, ne istiyorsun?

Fahrettin Damga:  Demirel yapar

Fethi Acar:
Orada milli iradeyle çomağıyla med oynar gibi oynamıştır ne yazık ki. Bunu çok iyi o yıllar içinde sezdim. Fotoğrafını o kadar net çektim ki, yani adeta hükümetler olmadıkça böyle keyifli. Kendi elinde ya, ne diyordu; ben kendi istediğime veririm. Anayasa bana yetki vermiş.

DEMİREL ÇANKAYA’YA ÇIKTIKTAN SONRA HALKI TERKETMİŞTİR

Fahrettin Damga:  Kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyordu aslında

Fethi Acar:
Oynadı ne yazık ki, ne yazı ki oynadı. Demin dediğim koalisyon görüşmelerinde gayri ciddi, heyetteki olayları anlatmaya çalıştım. Çankaya’nın hali de bu. Bu insan o zaman her türlü, hele sayın Erbakan veya Refah idiyse ve de orada askeri mahfillere teslim olmuş bir adam halini izledim ne yazık ki. Oraya gitmeden halk adamı diye biliyorduk. Çoban Sülü falan. Oraya gittikten sonra zaten halkı derhal terketmiştir.



DARBENİN TARİHİ 28 ŞUBAT DEĞİL 17 OCAK 1997’DİR

Fahrettin Damga:  Ne olduğu ortaya çıktı aslında

Fethi Acar:
Yani bu işten, bizim gücümüzden dış mihraklar, içteki düşmanlar hep olmuştur ama milli iradeyle 6 defa gittim 7 defa geldim diyen bir insanın bu işte başrol olması ve 17 Ocak’ta, ben hep söylüyorum, 28 Şubat falan değil beyler darbe günü 17 Ocak 1997 günüdür. 

Fahrettin Damga:  Niye böyle düşünüyorsunuz?

Başkumandan Genelkurmay’a çağrılmıştır. Girin 17 Ocak’a, internette gösteriyor zaten. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri yasa gereği Başbakan’a bağlı. Başbakan’la gündem hazırlaması gerektiği halde hiç haberdar etmeyip 17 Ocak 1997’de Genelkurmay’da hazırladılar 18 maddelik Milli Güvenlik Kurulu gündemini. İşte darbe o gündür. Darbe 28 Şubat’ta değildir. 28’inde getirdiler, dayattılar. Tabii o gün, Hocamız böyle biraz zaman kazanmak istedi. Orada şuna diretti.

28 ŞUBAT DARBESİ’NİN ELEBAŞI DOĞRUDAN SÜLEYMAN DEMİREL’DİR

Fahrettin Damga:  28 Şubat Darbesi’nin size göre elebaşı, lideri asker miydi, Demirel miydi?

Fethi Acar:
Doğrudan Süleyman Demirel’dir ama ben şunu söyleyeyim. İşin başı 17 Ocak 1997’de Başkumandan olarak onlar gelmiyor onun ayağına o onların ayağına gittikten sonra o orada darbeyi yemiş zaten. O darbeyi yemiş, kendi yemiş darbeyi. Zaten gayret de sarf etmediğini gördük. Sonradan ne dedi; ‘’ Efendim, şartlar bilmem neydi de, her şey olağan oldu da’’ ,
 
‘’ Yahu nasıl olağan oldu, Sen niye 17 Ocak’ta gittin oraya? ‘’

Hükümetin gündemden haberi yok ki. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Başbakan’a bağlı, Başbakan’ın bilgisi dışında gündem hazırlatıp dayattılar. Zaten orada hükümet ne yapabilirdi? O gün söyleyeceklerini söylemişler, o uzun saatlerde, 9 saatten fazla. Ancak orada hocamızın direndiği öyle Fatih kardeş (Erbakan) güzelce açıkladı. Bizler de biliyorduk zaten.

Orada işte irtica tekrar hortladı. İşte dini tehlike var. Derhal yurtlar kapatılmalı, bilmem ne yapılmalı, zaten o İmam Hatip’ler hedefteydi. 

‘’İyi de bu anayasa gereği mi?’’ diyor

’’evet’’, 

‘’Peki anayasada başka maddeler de var, işte din ve inanç özgürlüğü var. Onu ne yapacağız?’’ diyor. 

Onu önlerine koyuyor, sırf zaman kazanmak için. O arada grup’ta da şöyle bir bilgi elde. Bunlar o gün, Çankaya’yla da belli bir işbirliği yapmış, belli bir tavırları var. Araya böyle birkaç gün koyarak, belki kuvvet komutanlarını, bazı mahfilleri koyarak, ülkenin ağırlığı olan mütedeyyin insanlar yanacak. Tekrar 1971 Muhtırası gibi, 1980 Darbesi gibi bir şey yaşanmasın, belki ikna edebilir miyiz gibi olaylar vardı ama orada ikna olmayınca şöyle oldu. Zaten malum Milli Güvenlik Kurulu Kararları tavsiye niteliğindedir. Böyle emir gibi falan değildir. İmza, hep imza diyorlar.

ERBAKAN 28 ŞUBAT’TA  DAYATILAN MADDELERİN SADECE HÜKÜMETE HAVALESİ İMZALANMIŞTIR

TİYATRO O KADAR HAZIRLANMIŞ Kİ BUNUN DA BAŞROLÜ SAYIN HASAN CELAL GÜZEL ÇOK GÜZEL BİR İSİM KOYDU, KATILIYORUM BAŞÇAVUŞU SÜLEYMAN DEMİREL’Dİ.

Fahrettin Damga:  Evet, imzaladı mı Necmettin Erbakan 28 Şubat Milli Güvenlik Kurulu Kararları’nı?

Fethi Acar:
Bu maddeleri uygulayın diye imzalanmamıştır. Sadece hükümete havalesi imzalanmıştır. Zaten diyorum ya, eğer onların dediği anlamda imzalansaydı 55. Hükümet’e ne gerek vardı? Gerek yoktu ki.
Hükümet devam ederdi

Devam ederdi zaten. Küt diye 55. Hükümet gelir gelmez 8 yıllık kesintisiz eğitim geldi. Orada o kadar nefis bir üst yazı var ki; Diyor ki Mesut Yılmaz; ‘’55. Hükümet’in kurulmasına esas teşkil eden, 8 yıllık kesintisiz eğitimi ivedilikle çıkarın’’ diyor. 

Fahrettin Damga:  Esas teşkil eden diyor.

Fethi Acar:
O kadar cümle ki, Geçen dedim ki, camiyle ilgili. Adam üst yazıda söylüyor, gerekçeye gerek yok. 55. Hükümet’in kuruluş amacını teşkil eden, 8 yıllık kesintisiz eğitimi, öyle bir vurguluyor ki Meclis’i de baskı altına almak için. Tiyatro o kadar hazırlanmış ki bunun da başrolü Sayın Hasan Celal Güzel çok güzel bir isim koydu, katılıyorum Başçavuşu Süleyman Demirel’di.

Fahrettin Damga:  Çünkü Hasan Celal Güzel 28 Şubat döneminin mağdurlarından. Bülent Orakoğlu’yla birlikte. Batı Çalışma Grubu’nu deşifre ettikleri için. O konuyla ilgili de bir şey söyleyebilir misiniz? Yani, BÇG tespit ediliyor. Belge Süleyman Demirel’e dönemin Cumhurbaşkanı’na teslim ediliyor. Yani Asker içerisindeki cunta tespit ediliyor belgesi Demirel’in önüne konuluyor, o ne yapıyor peki?

Fethi Acar:
O da askeriyeye havale etti. Bizde Anadolu’da bir söz var. Tilki’ye sırım ısmarlamış biliyor musun? Tilki’ye sırım ısmarlama denir ona veya kediye ciğeri teslim etmişsiniz. Yani bu işi çözmesi gereken, milli iradeyle oraya giden, Meclis’le giden. Halk da seçseydi halkla giderdi ki her zaman derdi. Milli irade devletten gelen millete ait ters gücü, yumuşatan filan. Ne yumuşatması? 

Fahrettin Damga:  Cuntayı tespit eden insanların cunta tarafından cezalandırılmasına çanak tutan bir Cumhurbaşkanı’ndan bahsediyoruz.

Fethi Acar:
Ben şöyle diyeyim tabii, kabaca bir ifade. 17 Ocak’ta gitti onların, üniformanın kucağına oturdu, bitti. Gitti teslim oldu, gitti.

Fahrettin Damga:  Demirel?

Fethi Acar:
Evet

Fahrettin Damga:  O sürece baktığımızda Necmettin Erbakan en çok medya üzerinden itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Bu tarz itibarsızlaştırma kampanyalarına sebep olan olaylardan biri de tarikat liderlerine Başbakanlık’ta verilen iftar yemeğiydi. Sizin o süreçle ilgili bir bilginiz var mı?

Fethi Acar:
Ramazan ayı’ydı. Sayın başbakan bizim aldığımız bilgi, o arada ekranlara Fadimeler konmuştu, Aczmendiler falan, tiyatro yazılmıştı. Ne diyorum? Hükümet 28 Haziran 1996’da kurulduktan 42 gün sonra içte ve dıştaki hainler, senaryoyu yazmışlardı. Bugünkü ifadelerinden o anlaşılıyor zaten, açık, gizli yok. Bugünkü ifadelerde o gün her şey normaldi diyenlerin, bazıları hiç olmazsa doğruyu söylemesi, özellikle emekli generallerden. Doğru 28 Şubat soruşturmasında doğru söyleyenler var ancak o günlerde ülkede bakanlık yapmış, Başbakanlık yapmış kişilerin, gidip ifadelerinde her şey normaldi, her şey kendi mecrasında gelişti demesi kadar hazin hiçbir şey olamaz. Orada gene o günkü durumu şöyle düşünüyorum. Zaten iktidarda iken, İktidarın birinci partisinin kapatılması için dava açılmış, dava süreci devam ediyor ve de bu kapanmış. Yani o günkü şartlarda koalisyonun büyük kanadı olarak Refah Partisi ve Erbakan Hoca’nın yapacağı hiçbir şey olmadığı anlaşılıyor. 

Fahrettin Damga:  Aslında bir bahaneydi o değil mi?

Fethi Acar:
Bir tiyatro hazırlanmış, 

Fahrettin Damga:  Hani bir darb-ı mesel vardır ya Kurt kuzuyu kafaya takmış yiyecek. Pınarın yukarısında olduğu halde kuzuyu sıkıştırıyor suyumu bulandırıyorsun diye

Fethi Acar:
Kafaya koymuş işte. Tam da bununla ilgili

28 ŞUBAT DÖNEMİ, SİYASAL İSLAM’IN TEMSİLCİLİĞİNİN  NECMETTİN ERBAKAN’IN ELİNDEN ALINIP FETÖ LİDERİ’NE VERİLMESİ SÜRECİDİR

Fahrettin Damga:  Peki bununla ilgili bir tanım daha var. Çok güzel bir tanım. Geçtiğimiz haftalarda Gazeteci Fehmi Çalmuk ifade etmişti. Diyor ki; ‘’28 Şubat Dönemi, Siyasal İslam’ın temsilciliğinin  Necmettin Erbakan’ın elinden alınıp FETÖ Lideri’ne verilmesi sürecidir.’’ Katılır mısınız bu tespite? O dönemde bütün cemaatler, tarikatlar baskı altına alınmışken bu işten en kazançlı çıkan bugün FETÖ olarak adlandırdığımız yapıydı. Çünkü bir açıklaması vardı gazetelerde manşet olan. ‘’Beceremediniz, çekilin’’ diye. 

Fethi Acar:
Çok haklısın, Malum, demin ki şeyden de devam edecek olursak. Bu denk bütçe vesaire, ve de ülkemizin evvela komşularıyla iyi ilişkiler, başta İran olmak üzere yani adam 12 bin km’den adam yıllardır İran’la, Irak’la, Suriye’yle aramızı açtı. Hocamız ilk defa zaten yapısı gereği, anlayışı gereği evvela komşularla sonra diğerleriyle iyi geçinmenin yollarını aradı. Hatırlarsınız yine ABD yine talimat veriyordu, sakın İran’la alışveriş yapmayın, ticaret yapmayın. 

Daha D-8, Esas burada bakın, Denk Bütçe, Havuz sistemi , Ekonomik paketler, faizlerin aşağı indirilmesi , borçlanmanın durdurulması. Yani bir kere borçlanma durdurulup hazine kağıdı imzalanmadıktan sonraki hazine kağıdını vekil olarak kimse imzalayamazmış meğer. Sayın Başbakan imzalayamadı, hatta DYP’den ilgili Bakan Fehim Abi’yle görüştü, Fehim Abi koordinatör görevi görüyordu. Diyor ki; ‘’Bunu imzalamazsanız biz koalisyonu bozarız’’, tehdit bile aldı DYP tarafından. O da dedi ki; ‘’Bozarsanız bozun, biz imzalamıyoruz’’.  Faizler düşmüş, bir sürü rant çevresinin muslukları kapanmaya başlamış. Kesilmedi, azalmaya başlamış.  Denk Bütçeye gidilmiş. Paketler hakikaten netice vermiş öyle kağıt üzerinde filan değil. Hiçbir zam, ilave vergi yapmadan yapılmış. Gelelim İslam Ülkeleri meselesine. İran seyahati, Libya Seyahati ve diğer seyahatlar.

ONLARI DAHA DA ÇIĞIRINDAN ÇIKARAN D-8’DİR

Fahrettin Damga:  D-8

Fethi Acar:
Evet, Bu onları daha da çığırından çıkaran. Başta o Başçavuş dahil D-8 Olayı’dır. Keşke Tayyip Bey bir sürü işi gücü bırakıp, ABD ile bu kadar itiş kakış yapacağına, bağırış çağırış yapacağına keşke D-8’i AB’nin karşısına koysaydı. Ne demek D-8? Türkiye, İran, Mısır, Pakistan, Endonezya, Nijerya, Malezya.

Çok güzel. Bugün İran’la ne olduğumuz belli değil. Mısır’la ipler kopmuş, Mısır’la büyükelçilik yok. Pakistan’la işte yün ipiyle gidip geliyor. Bu ülkelerin başta ekonomi, siyaset, sosyal , kültür vesaire bir imzası olan bir ülkesiniz. Hoca o kadar gayret etti ki bu iş için, Allah’tan son tarihdir yani ayın 26’sındadır yani D-8 Olayı İstanbul’daki. D-8 Olayı zaten hükümet kurulduktan 42 gün sonra verilen kararı daha çok hızlandırmıştır. Keşke D-8’ler tabii o zaman, yani bu ABD’ye karşı ya da Avrupa Birliği’ne karşı, tabii karşı olacaktı. 

Bir kere İslam Birliği bak, Sayın Cumhurbaşkanı İKÖ dönem başkanı ama bir etkinliği yok şu yıllarda olamadı. Bir ara Suud’la gidip geldiği zaman işte İslam Ordusu diye sizin kanalda çok güzel izledik sizin programlarda. Başka bir yerlerde de görememiştik. Şu anda hayal oldu. Yani D-8 Olayı bile hiç Demirel olmasaydı bile görüyoruz ki diğer İslam ülkeleriyle ticari alışveriş İran’la vesaire olmasa bile D-8 bile 54. Hükümet’in, tabii bunu söylemek tabii içimiz acıyarak söylüyoruz, bu rant çevresinin iç hainlerin, dış güçlerin, askerin içindeki o cuntanın, kaldı ki siz de biraz evvel  söylediniz, birinin alınıp birinin de gönderilmesi olayının içinde zaten 28 Şubat amacına ulaşmıştır. Yukarıdaki Başçavuş sayesine. Ondan sonraki alışverişler de elbette ki bunun yerini tutmaması için bir sebep yoktur.

Fahrettin Damga:  FETÖ liderinin o dönemki tavrı ile ilgili bir yorumunuz var mı?

Fethi Acar:
Biz o zaman seçim süreci içerisindeydik. Ben yine Fazilet Partisi liste başı işte Tayyip bey’in de geldiği dönemdi. Arka plandan öğrendiğimi, işte malum Cavit Çağlar’ın uçağıyla götürüldüğü

APO VE FETÖ BİR PAKET

Fahrettin Damga:  Apo demiyorum ama FETÖ diyorum

Fethi Acar:
O bir paket ama. Birbiriyle hazır. Orada deniyor ki, bak başınıza bela olur. Asamazsınız edemezsiniz kaldı ki imzalar var idamın kaldırılması var.İlla da benim seçimim var Türkiye’nin başına bela eden o günün Başvekili’dir. O günün seçim Hükümeti’nin Başvekili’dir. Nitekim, işte kucağımızda kalmış bir beladır. Ben bugünlerde de kaldı ki o günlerde Bülent Ecevit’in FETÖ olayına ve liderine olan şahsi yakınlığını hep duyuyorduk. Yurtdışı seyahatlerinde onun okullarıyla ilgili yakın, sıcak ilişkisini biliyorduk. Yani bence, onun alınıp onun verilmesinde, ondan evvel Vatikan’a gidiş falan bir program içerisindeydi. Ama ben burada diyorum ki zaten başta Çankaya RefahYol’u, Refah’ı halletmiş, öbürlerine de yol açılmış zaten. Yani onlarla da Çevik Bir dahil hepsi kol kola beraber oldukları ortaya çıkıyor zaten.

28 ŞUBAT TOP YEKÜN DARBEDİR

Fahrettin Damga:  Geldiğimiz noktada bugün 28 Şubat Davası var. Askeri kanat yargılanıyor ama bunun iş dünyası kısmı yok, medya yok. Özellikle şöyle bir şey var. Hatta ben şöyle hatırlıyorum kafamda. Yargı mensupları Genelkurmay’a çağrılıp brifing veriliyordu. Gazeteciler, medya temsilcileri  Genelkurmay’a çağrılıp brifing veriliyordu ama askerler de başka bir yere gidip brifing alıyorlardı. Orası da Tüsiad’dı. Buna rağmen bugün onlarla ilgili henüz bir dava yok. Bu noktada ne söyleyebilirsiniz? Yani 28 Şubat sadece askerin yaptığı bir darbe miydi?

Fethi Acar:
Şöyle söyleyeyim. Daha önce de bahsetmiştik. 15 Temmuz 2016 dahil bütün darbelerin  bütün kaynağı 27 Mayıs 1960 Darbesi’dir. Yani hep onların da anası, tarlası 27 Mayıs 1960 kanlı Darbesi’dir. Ben bu işin içinde epey uğraşıyoruz. 30-35’e yakın darbe var Talat Aydemir’ler dahil. Bunun 8-10 tanesi çok etkili işte 27 Mayıs, 9 Mart, 12 Mart, 12 Eylül’ler. Ben burada şunu ifade etmeliyiz ki 28 Şubat’a herkes, Postmodern’in ne olduğunu da ben anlamıyorum. Bu kadar kibar ne laf ediyorsunuz. 

Burada diyorum ki, 27 Mayıs’ta bir asker çetesi, emir komuta içinde olmayan bir çete, asker yaptı o zaman. Ondan sonrakiler tecrübe sahibi oldular. Adam şurada Kenan Evren’in özel kalem müdürü Albay içeride Kenan Evren her türlü haltı yemiş, 1979-80’lerde. Yahu bu adam onun özel kalem müdürü. Zaten ben onlara stajyer darbeci diyorum. Burada stajı görmüşler, adam buradaki rütbeye gelince o haltı çok kolay yiyor.
Onun için askerler 28 Şubat’ta bütün sivil unsurları ortaya koydu. Ben ona top yekün darbe diyorum. Onun tarihi 28 Şubat değildir. 17 Ocak’tır ve adı Top yekün darbedir. Kanı var her şey var. İş adamı var, medyası var olmayan yok. Burada olmayan yok, top yekün darbedir.

Fahrettin Damga:  Sizi destekleyecek bir şey söyleyeyim, ekranda da çok göstermiştim o fotoğrafı. Beni çok hüzünlendiriyor. Merhum mazlum andan Menderes’in baş ucunda iti tane subay fotoğraf veriyorlar. O mahzun haliyle bir tanesi zaten oradaki görevli 

Fethi Acar:
Tarık Güryay

Evet, o pis pis sırıtan Tarık Güryay ama sol tarafında duran ama fotoda sağ tarafta olan da ayakta Teoman Koman. O Günkü Teoman Koman 28 Şubat darbesinin tam göbeğinde olan insanlardan. Demokrat Partililer, Teoman Koman Adnan Menderes’e suyun içinde en son o hastalandığı bahanesiyle prostat kontrolü eziyetini yaptıran adam. İnsanlık dışı, o Teoman Koman düşünün, yazıyoruz çiziyoruz bir ülkede Başvekil’i asan, boynunu koparan bu alçaklar Jandarma Genel Komutanı, Kuvvet Komutanı, Mit Müsteşarı oluyorsa, devenin boynuyla meşgul olduk yıllardır hepimiz. Başvekil’i asan, idam edenler kuvvet komutanı . Darbe yapan adam burada yetişiyor orgeneral olana kadar. Ben onlara stajyer darbeci diyorum. İşte bunu 16 Nisan 2017’deki referandum sadece omurgayı kırdı. Daha fazla bir şey halletmedi. Yani Cumhurbaşkanı’nı halk seçmesi, 21 Ekim 2007’deki işte halk seçmesiyle ilgili referandum. Daha omurga kırılmıştır. Vesayetler falan böyle toz pembe hemen defolup gitmemiştir. 

MERAL AKŞENER VE ŞEVKET KAZAN 28 ŞUBAT DARBECİLERİNDEN DAVASI OLMADI

Fahrettin Damga:  28 Şubat Davası devam ederken geçtiğimiz dönemde dikkat çekici hamlelerden birisi Şevket Kazan’ın 28 Şubat Darbesi’ne maruz kalan Refah Partisi’nin Adalet Bakanı’nın 28 Şubat darbecilerinden davacı olmaması, Meral Akşener de öyle. Sözde Meral Akşener de o yağlı kazık söylemi sebebiyle Çetin Saner’le olan diyaloğu , delikanlı Kadın ona karşı çıkan kahraman politikacı diye ifade edildi ama o da davacı olmadı, nasıl değerlendirelim bunu? Bunlar da hesaba dahil miydi, bunlar da oyunun içerisinde miydi?

Fethi Acar:
Tabii o zaman Sincan Belediye Reisi Bekir Yıldız’ı Adalet Bakanı olarak ziyaret ettiğinde ona yapılan hakaretler , bakanımıza yapılan hakaretler, canlıdır hafızamızda.

Fahrettin Damga:  Yani dönemin Adalet Bakanı yapılandan rahatsız olup davacı olmadı

Fethi Acar: Ben hayretler içerisinde kaldım, şu anda da şaşkınlığımın devam ettiği iki husustur. Biri bu, dönemin Sayın Adalet Bakanı , beraber de mesai yaptığımız, bir çok konuda da takipçi, dikkatli olan bu Sayın Bakanın nasıl bir ruh haliyle bu davranışın içinde olduğunu hiç bilemiyorum. Bir yorum da yapamıyorum çok üzüntülü olarak. 

Aynı durum Meral Akşener. Meral Akşener RefahYol’un İçişleri Bakanı. Mehmet Ağar ayrıldıktan sonra. Tabii biz İçişleri Bakanı olmasından aslında böyle pat diye bir bayanın. Dedik ki bu pek bilinen filan değildi işte Tansu Hanım’ın partinin Genel başkanı bayan olduğu için o zamandan beri şüphelenmiştim aslında. Pat diye niye İçişleri Bakanı olarak seçtiler? Normal görmemiştik. Kaldı ki böyle yiğit haliyle benim de kocam Rizeli havalarıyla gelip de ben çok cesurum filan, bir bayan olarak en aşağılık bir ifadeye maruz kalmış bir bayanın sonradan da parti kuracak Genel Başkan’ın gidip de bunlarla ilgilenmediğini müdahil olmadığını anlamakta zorluk çekiyorum. Yorum da yapmayı çok da gereksiz görüyorum. Allah’a havale etmekten başka çare yok ama biz, hem 12 Eylül’ü yapanlarla, hem 28 Şubat’ı, müdahil olduk fakat şunu da kayda geçelim. 

Süleyman Demirel’in 12 Eylül 2010’daki o 12 Eylülcüler yargılansın referandumundan sonra bir beyanatı vardı. Evren için işte Çankaya’ya çıkması lazımdı. 11 Eylül’de akan kan, 12 Eylül’de niye durdu filan. Çıkmalıydı işte Kenan Evren. O kadar kanı ikballerine basamak yaptı gibi bir sürü beyanları var.

 Buna rağmen ona ben mektup yazdım. Ben; bütün partiyi ortada bıraktın. Sen gideceğin yere gittin, DYP’yi de yok ettin. Ölmeden önce milletten özür dile, Yirmi tırnağım yakandadır diye beddualar ettim. Cevap vermeden gitti, mektup da yazmıştım. Tabii onun da 28 Şubat’taki o rolünden gayrı 12 Eylül’ü yapanlara müdahil olmadı. Yahu 3 kişi 12 Eylül’ü beraber yaşadık, Çankaya’da da neler görüşmedik dediğim süreçte. 12 Eylül ‘e maruz kalan, o lafları eden ki hepimizin hissiyatına tercüman olmuştur o ifadelerle hakikaten. Bütün Bedrettin Demirel’e soruyor. O biraz AP’ye yakınmış. Vaktiyle ona soruyor. Neden daha evvel müdahale etmediniz diye. Olgunlaşmasını bekledik diyor. Kanın akmasını bu kadar itiraf edildiği halde gitti Süleyman Demirel müdahil olmadı. Aynı durumda Şevket Kazan’ın ve Meral Hanım’ın bu kadar acı, canlı daha hafızamızda daha yeni olaylara karşı bu türlü davranışlarına şaşırıyorum ve üzüntüyle takip ediyorum.

27 Mayıs çok önemli malum, Demokratlarla olan, onun çocuklarıyla siyaset 40 yıla yakın 27 Mayıs ne yazık ki acı sonuç, postal yalayıcılarından olağanüstü teşekkül eden bir heyet. Yassıada’daki heyet, akıttıkları kanı adeta mürekkep yaptılar, mürekkep.  Siyasi tarihin sayfalarında yer alan o katliam kararlarını ne yazık ki yazdılar. Acımasızca, alçakça, haince uyguladılar. Onun bile insani, hukuki şeyini ne yazık ki yerine getirmediler. Tabii darbelerin başlangıcı oydu. Ondan sonra Talat Aydemir olayları var onu 9 Mart 12 Mart 1971 Adalet Partisi’ni alaşağı eden darbeler var. 12 Eylül’den evvel tabii onu medya hafif geçiyor. Bizim azınlık 43. AP hükümeti, Yani Ecevit’in  o Güneş Motel’le ülkeyi batağa saplayıp çekip gittikten sonraki azınlık hükümeti. MHP ve MSP’nin dışarıdan destek verdiği 

Fahrettin Damga:  Darbeye maruz kalan hükümet değil mi?

Fethi Acar:
Maruz kalan hükümet. O 43. Hükümet’tir. O hükümet işte Turgut Özal DPT Müsteşarı, pardon Başbakan Müsteşarı falan geldi oraya, yapıldı o arada. Ekonomi, işte yoklar, kuyruklar, akaryakıt, Deniz Baykal anlatmıştık. Tam onları halletmek üzereyken küt 27 Aralık 1979’da bir ara muhtıra geldi. 

12 EYLÜL’DEN ÖNCE 27 ARALIK 1979 MUHTIRASI VAR

Fahrettin Damga:  Orada bir ara muhtıra var demek

Fethi Acar:
Elbette ki, bir aylık hükümet Kasım’da kuruldu 43. Hükümet, küt bir muhtıra. 

Fahrettin Damga:  O zaman Genelkurmay Başkanı kim, yine Kenan Evren mi?

Fethi Acar:
Kenan Evren tabii. Fakat bir Bülend Ulusu daha emekli olmamıştı. Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülend Ulusu.

Fahrettin Damga:  Peki ne diyor o muhtırada?

Fethi Acar:
Şimdi ne diyor? 1 Ocak tatil, telefon ettiler. Meclis’te grup toplantısı var diye. Geldik Meclis’e. Demirel çıktı. Dedik arkadaşlar yine bir halt var. Elinde bir dosya. Yine bir mektup geldi dedi. Okuyor işte gruba. 16 Tane Orgeneral bir hafta on gün önce Gölcük’te toplanıyor beyefendiler karar alıyor. Üç sayfalık bir rapor, 16 tanesi imzalamış.
 
Özet; Atatürk İlke ve İnkılapları tehlikededir. İrtica hortlamıştır. İnkılaplar terkedilmektedir. Özet bu. 1 aylık hükümet. Bu üç sayfalık rapora Kenan Evren Efendi bir üst yazı yazıyor. Özet olarak, Sayın Cumhurbaşkanım ek raporda görüldüğü üzere Atatürk İlke ve İnkılapları tehlikededir, buna çare bulunması, altına Kenan Evren Orgeneral, Milli Güvenlik Kurulu Üyesi diyor. Ve o Kuvvet Komutanları, Kuvvet Komutanı yazmamış, Milli Güvenlik Kurulu Üyesi  sıfatlarını kullanıyor. Muhsin Batur, Sedat Celasun

Fahrettin Damga:  Sebep?

Fethi Acar:
Zaten Kuvvet Komutanı ama ülkenin askeri kişi değil de sanki sivil, Milli Güvenlik Kurulu’nun da üyesiyiz. Yani biz hem üniformalıyız, hem de siviliz ha. 

Üst Yazıda dağıtım; 

1. Süleyman Demirel Başbakan, AP Genel Başkanı.
 
2. Bülent Ecevit Ana Muhalefet Genel Başkanı . MHP ve MSP yok dağıtımda. 

27 Aralık 1979’da vermişler. Yukarıdaki kaz kafalı diyorum bak, karga kafalı iki gün üç gün saklamış. 1’inde, zorladılar demek ki verdin mi vermedin mi diye? Mektup CHP’ye gittiği için tabii toplandı grup. CHP Grubu da toplandı Meclis’te. Bizim Demokrat Partili, İhsan Topaloğlu vardı Adana, eski valilerden İnönü koalisyonunda İçişleri Bakanı, düzgün bir insan. Ve birkaç kişi böyle daha evvel de kabinede yer almış kişiler birkaç kişi konuşuyor. Böyle hepimiz şaşkın. Arkadaşlar bu işi konuşalım dedi.
 
Bilhassa demokratlardan yine Ahmet Hamdi Sancar yine Tahkikat Komisyonu Başkanı çıktı. ‘’Sayın başbakan dedi. Tamam da bunu bize okuyorsun da bana kalırsa gidin Ana Muhalefet’le el ele tutuşun, bu adamları emekli edin.’’ Özeti bu. Çıktı Demirel, ya dedi o zaman CHP’nin tavrına bakmamız lazım dedi. Yarım saat falan olmadı. Sonuç, tabii bizim Adalet Partisi Grubu 5-0 gelmiş, 50 senatör. Biz orada Senato çoğunluğu tekrar CHP’den alındı. İhsan Sabri Çağlayangil Senato Başkanı oldu aynı zamanda. 

Fahrettin Damga:  Ecevit’in istifasına sebepti aynı zamanda.

Fethi Acar:
Evet, o halk desteği çekti diye. Sonuçta dendi ki, bu adam bir aylık hükümetiz. Ne ilgilendiriyor? Bu ülke sıkıyönetimsizdi 22 ay batırdı. Maraş olayı bilmem ne? Biz devraldık, niye ötekilerin zamanında yapmadılar gibi, Demirel’e talimat verdi Grup. Git bu adama ne demek istiyor kardeşim, hep AP’yi mi bulacak? 

Fahrettin Damga:  Kenan Evren’le görüş dediler yani?

Fethi Acar:
Bizim Gruba ara verildi öğleden evvel, saat 14:30’da toplanmak üzere.  Saat 11:00 civarında. Biz kapıyı açtık, bir baktık CHP’de dağıldı. Dağılır dağılmaz, biz tabii eski karayolcuyuz Sayın Erol Çevikçe’yle karşılaştık. Bir de Erol Tuncer vardır, o da karayolcudur. Onlar da şaşkın. 

Bana dedi ki ‘’sayın Acar neden çıktınız?’’
 
Dedim ki ben;  ‘’Başvekil’e talimat verdi grup. Git Genelkurmay Başkanı’yla görüş. Ne bu dert hep bizi mi buluyor?’’
 
Ben dedim ki; ‘’Siz niye dağıldınız?’’ 

‘’Ya bizim dedi şair çıktı dedi ki; ‘’ arkadaşlar adres biz değiliz, hadi dağılın’’
 
‘’İyi mi?‘’ 

‘’Adres biz değiliz’’ şair, Bunlar Deniz Bey grubundandı zaten. AP, o zaman endişelendik. Koskoca ülkeyi 22 ay yönetmiş, iki yüz küsur milletvekili var, Ana Muhalefet  ‘’ Adres biz değiliz’’ tam Ecevit’e yakışan bir olay. Böyle gayrı ciddi bir olay. 

Saat 14:30 oldu, Demirel geldi çıktı kürsüye. Dedi ki arkadaşlar. Bu zatı çağırdım. Dedim ki;’’ Ey paşa, onun anlatması bu ne? Daha biz bir aylık bak, ekonomik kararlar 

Fahrettin Damga:  Başbakanlığa mı çağırmış?

Fethi Acar:
Tabii Başbakanlığa çağırıyor.  Bu zatı çağırdım dedi.’’ Paşa ne bu hal, iyi iyi çalışıyorduk, ediyorduk. İyi de gidiyorduk.’’ Yalnız ondan evvel, bir iki şey paylaşmamız lazım. Buraya gelmeden. Şimdi hükümet kuruldu, daha güvenoyu almadan Kenan Evren, İşte Genelkurmay Başkanı Başvekil’i ziyarete geliyor Başbakanlığa. Tebrik’e geliyor Demirel’i Kenan Evren. 

Diyor ki; ‘’Çok büyük sıkıntımız var. 2,5 milyon dolar ihtiyaç var askeri yedek parça için. Sıkıyönetim var ülkede, 19 ilde, 22 il oldu sonra. Gümrükte askeri araçlar var 6 aydır, Gümrükten dolayı içeri alamadık. Hizmete giremedi’’ diyor. 

Bunu grup’ta anlatıyor Demirel başka bir gün, o aklıma geldi. Çağırıyor Gümrük Tekel Bakanı’nı soruyor, ‘’bu nedir? ‘’

Bir kararname ile 24 saat içinde imzalıyorlar. Bütün arabalar içeri alınıyor. Bir gün sonra 2,5 milyon doları da buluyor veriyor. Demirel’e geliyor. Bugünlerden önce oluyor. Hükümet kurulduktan bir hafta on gün sonra. ‘’Sayın Başbakanım müthiş bir görev bu diyor.’’
 
Demirel geldi dedi ki; ‘’Bunlar çok iştahlı, bunlar görev yapacak gibi, çok heyecanlılar dedi. 6 ay arabalar beklemiş verdik. Para verdik ‘’filan.
 
Yalnız o arada demiş ki, ‘’Bak paşa ben tek başıma hükümetim, kararnameyse hemen çıkarttık, sıkıyönetimdeyiz, ama ben dıştan da destekli azınlık hükümetiyim. Sakın benden kanun isteme’’ demiş iyi mi? 

Bak nereye geliyor kanun isteme. Buradan buraya geçmemiz lazım. Kanun isteme dedi ya tamam. Arada geliyor Demirel gruba, Çarşamba günü o zaman grup, diyor ki bazen, bunlar görev yapmıyor. Bazen görev yapıyor diyor filan. Bu muhtıra geldi. Çağırıyor diyor, ‘’
yahu paşa bu ne böyle.’’
 
‘’Sayın Başbakan bu size değil ki’’, 

’Hayrola’’ 

‘’ Ya bunu Ecevit Hükümeti’ne verdik’’

 ‘’Bu nasıl olur, bizi buldunuz’’ 

‘’Canım siz daha 1 aylıksınız, size nasıl muhtıra veririz. Sizinle ilgisi yok’’ 
 
‘’EEE neden onun zamanında yapmadınız, hazır yazmışsınız hazır?’’
 
‘’Efendim biliyorsunuz, ara seçim vardı ya 14 Ekim, Senato ara seçimini bekledik. Siz kusura bakmayın, size rastladı. Esas muhatap orası.’’ 

DEMİREL: EYVAH BU İŞ ÜZERİMİZE KALDI

ECEVİT, ELE AVUCA GELMEDİ BUNLARIN EMEKLİ EDİLMESİNE DAİR

Fethi Acar:
Geldi adam, CHP’nin yarım saatte dağılmasına bütün parti şaşırdı, hepimiz, hükümet de şaşırdı. Eyvah dedi Demirel, ‘’bu iş bizim üstümüzde kaldı’’ dedi. Bunların dağılmasıyla 2 saat görüş, 3 saat görüş. Sonuç; Tabii ile biraz CHP ile Turan Güneş Ahmet Topaloğlu gibi ılımlı insanlar vardı sigorta herkesle görüşebilen. İki üç gün onlarla görüşüldü Ecevit, ele avuca gelmedi bunların emekli edilmesine dair. Hükümet tek başına kaldı. O arada tabii Erbakan ve Türkeş’le görüşülse de öbürleri olmazsa malum zihniyet, özgül ağırlık meselesi de var. 

Fahrettin Damga:  Cumhurbaşkanı da razı olmaz.

Fethi Acar:
Tabii tabii. Kaldı ki sonraki süreçte Korutürk’ün süresi 6 Nisan’da dolup da Çağlayangil oturduktan sonra bu iş denendi. Hatta orada safra dediğimiz 5 kişilik Cumhurbaşkanlığı kontenjanından 5 kişilik safranın süresi dolmuştu. Orada Beyhan Cenkçi, Semih Sancar eski Genelkurmay Başkanı bir mükafat olarak Sayın Erbakan demiş, bu Kıbrıs’ta işe yaradı bunu senatör yapalım. Senatör olarak da atandı onlar Çağlayangil imzasıyla. Yani sonuçta böyle bir ara muhtıra var.

ASKERLER ÖZAL’I ENGELLEYEMEDİ

Fethi Acar:
Geliyoruz şimdi, işte Özal’ın Cumhurbaşkanı oluşu var. Gittiğimiz yerlerde konu ediliyor. Askerler Özal’ı, tabii engellemeye çalıştılar. Fakat elleri kanlı. 27 Mayıs’ta kana bulaşmış, 12 Eylül’de kana bulaşmış Özal’ın o 1989’a doğru bunların yavaş yavaş kışlasına döndüğü dönemdi. Bir defa daha siyasete müdahale edecek bir halleri yoktu. 

Fahrettin Damga:  Özal da çok stratejik davranıp dengeleri iyi ayarladı herhalde?

Fethi Acar:
O da onları iyi oynadı. 

İyi oynadı. Fakat şöyle de bir şey var. Nasıl ki bugün Ak Parti hükümeti 28 Şubat döneminde yaşananlardan tecrübe kazanıp özellikle medya üzerinden bir takım hazırlıklar yaptıysa Özal da 12 Eylül’de yaşanan sıkıntılardan kaynaklı tedbirlerini bir noktada almıştı.

Tecrübesine sahipti, devleti bilen bir insan olarak elbette.

DARBE ANAYASALARI ÜLKENİN BATAKLIĞIDIR

Fethi Acar:
Sonuç, şöyle toparlamak gerekirse bu vesayet sistemi bu arada o anayasa olayları, diyorduk ya hep devenin boynuyla sivrisinekle uğraştık. Darbe anayasaları ülkenin bataklığıdır. Halen öyledir. Altıok 1957’de Anayasa’ya girmiştir. Orada duruyordur halen duruyor. Tek omurgası 16 Nisan 2017’de Allah’tan kırılmıştır. O da Cumhurbaşkanı’nın hakikaten dik oluşu 2007’deki, ben içime bir türlü anlatamıyorum. 

Niye 12 Eylül’de darbeyi yaptınız? Meydanlarda söyledi Cumhurbaşkanı bile seçemediler diye. 2007’de Cumhurbaşkanı seçiyoruz diye yaptınız. Bu neyin nesidir, nedir sizin isteğiniz? Yok istek. Zinde güçler yani seçmeni 4 senede bir sandıkta kullanacaksın Ankara’ya gelince yoo burada başka bir şablon var. Milli Eğitim müfredatı bizim, okul yönetimi bizim. Bize sadece bütçe lazım, bize para verin, bize yol lazım. Bize maaş verin. Biz işte mahfillerde yılbaşlarında cümbüşlerde eğlenelim edelim. Ülke yönetimi, yo onda yoksun onda biz varız. Yani bunlar yavaş yavaş 2002’den beri 12 sandıkta milletin vaktiyle elinden alınanlar millet her sandıkta çatır çatır çatır inşallah geri alıyor.












YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.
Üye girişi yapmadınız. Misafir olarak yorum ekleyebilirsiniz. Üye olmak için tıklayın.
  Yorumcuların dikkatine…

İmlası çok bozuk,
Büyük harfle yazılan,
Habere değil yorumculara yönelik,
Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan,
Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren,
Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen,

yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR.

Bu haber henüz yorumlanmamış...

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
e-Devlet'ten yeni uygulama geliyor: e-taşınma
Soy ağacı, miras ve 'şehit sorgulama' uygulamalarıyla dikkatleri çeken ...
Afrin operasyonu bitmeden filmi çekildi
20 Ocak'ta Afrin'e yönelik başlayan Zeytin Dalı Harekatı bitmeden filmi ...
Almanya'da cami önüne domuz başı bırakıldı
Almanya'nın Kuzey Ren Vestfalya (KRV) eyaletindeki Gronau kentinde bir ...
 
Danıştay Başkanı Güngör’ün kızı 1 günde Yargıtay’a terfi etti
Önceki gün Elazığ Hakimliği'ni kura ile çeken Danıştay Başkanı Zerrin ...
Hollanda'dan Türkiye açıklaması
Hollanda Başbakanı Mark Rutte, Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında ...
Kılıçdaroğlu'ndan Çiftlik Bank tepkisi
CHP Lideri Kılıçdaroğlu, "Tosunun biri; bakanın, başbakanın, herkesin ...
 
Türkiye - ABD 'Menbiç' için anlaşamadı
Türkiye ile ABD'nın Menbiç konusunda anlaşamadığı açıklandı.
AİHM'den Cem Uzan kararı
AİHM, bugün verdiği kararla Erdoğan'a hakaret cezası alan Cem Uzan'ın ...
Bebek tecavüze uğradı; hastane polise söylemedi!
Star TV’de yayınlanan Balçiçek İlter’le Olay Yeri Programı’nda herkesin ...
 
SOSYAL MEDYADA TAKİP ET
FACEBOOK'TA TURKTIME
TWITTER'DA TURKTIME
ANKET
Türkiye'nin Rus uçağını düşürmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?



Sonuçları göster Anket arşivi
 
KATEGORİLER
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ETİKETLER
  •KÜNYE
  •İLETİŞİM
  •REKLAM
  •SİTENE EKLE
 
 
  •Güncel
  •Siyaset
  •Dünya
  •Medya
  •Magazin
  •Spor
  •Kültür
  •Sağlık
  •Ekonomi
  •Güncel
  •Siyaset
  •Medya
  •Ekonomi
  •Dünya
  •Sağlık
  •Spor
  •Kültür
  •Aktüel
  •Güncel
  •Siyaset
  •Medya
  •Ekonomi
  •Dünya
  •Sağlık
  •Spor
  •Kültür
  •Aktüel
borsa istanbul
twitter
Almanya
TÜFE
İstanbul Başakşehir
İstihdam
Barack Obama
Slaven Bilic
anap