İnternette bir blog sayfasında yayınlanan ve Türkiye’nin gündemini derinden sarsan açıklamada öyle ifadeler var ki. İşte o yazının öne çıkan önemli başlıkları
Temayül yoklamalarında 1. Gül, 2. Yıldırım, 3. Davutoğlu çıktı. Buna rağmen REİS hocayı parti başkanı yaptı. Gül’ün çok yakışıklı İngiliz arkadaşları, bir de REİS’ten ve ailesinden nefret eden, ancak Hürriyet’e de pek aşık, ‘intifada’cı bir hanımı vardı.
REİS Gül’ü başkan yapmadı. Yıldırım REİSçiydi. Falsosu yoktu. Başarılıydı. Parti tarafından seviliyordu. Ama yeterince karizmatik değildi. Kukla muamelesi yapacaklardı. REİS Yıldırım’ı da başkan yapmadı. Davutoğlu güzel konuşuyordu. Hocaydı. Ayrıca, görece tazeydi. Uzun yıllar REİS’le de çalışmıştı. Evet kibirliydi. Hem de çok. Her şeyi o bilirdi. Ama teorik olarak. Pratikte genelde çuvallardı. Örnek; Suriye. “6 ayda Esed devrilir” dedi. Demekle de yetinmedi, bütün planlarını buna göre yaptı. B planı yoktu. Çünkü çok emindi. Kendinden. Zekasından. Bilgisinden. Okumasından. Esed kaldı. Hoca çuvalladı. Sonra bir sürü sıkıntı. REİS yine de hocayı başkan yaptı.
a) REİS hocanın, Suriye ve Filistin politikalarından hareketle, kendini devirmek isteyen Batı’yla uzlaşmayacak bir politikacı çıkacağını umuyordu. “Bu hoca, Batı’yla da, onun ülkemizdeki truva atları olan paralellerle ve Doğan medyasıyla uzlaşmaz” diye düşünüyordu. b) Başkanlık sistemine geçerken argüman üretir, akademik karizmasını, taze politikacı kimliğini bu yolda işlevsel hale getirir diye düşünüyordu. Kendisinden bu iki konuda söz aldı. “Temayül yoklamalarını biliyorsun, seni BEN başkan yapıyorum! Ama bu iki konuda söz vermen şartıyla” dedi. Hoca kabul etti. Ya da etti gibi göründü. Bilmiyorum. Fakat etrafındaki muhteris danışmanlar kabul etmediler. Bunu biliyorum.
Bir de REİS var, huzur yok. Batı durmuyor. Gezi, paralel falan. Bir de yolsuzluk iddiaları. İddiaların yalan olduğunu hepsi b*k gibi biliyor ama olsun, iddiaların ortaya çıkması bile çok sinir bozucu bu ekip için. İddiların değil REİS’in çürütülmesi lazım. REİS giderse, bu “okumuş” ekip gelirse, ülkemin tadından yenmez. 1 Reis’in ekonomi yönetimini ekarte etmek için ilk iş “Şeffaflık Yasası”nı çıkartalım dedi hoca. REİS’in haberi olmadan hazırladı yasa paketini. Ve kamuoyuna bizzat kendisi açıkladı. Sonra REİS kendisiyle istişare edilmeden bu paketin hazırlandığını söyledi. Hoca ve muhteris danışmanları tırstılar. Paketi geri çektiler.
2 Ama hoca kararlıydı. Gelir gelmez REİS’i yiyecekti. 17-25 Aralık üzerinden 4 bakanı Yüce Divan’a gönderme oylaması sırasında bir konuşma bahanesiyle İngiltere’ye gitti, meclis grubunun başında durup liderlik etmedi. Ardından Davos’a gitti. Ordan da New York’a sermaye gruplarıyla buluşmak için geçti. Davutoğlu’nun ABD ziyareti hakkında soru sorulan Beyaz Saray yetkilisi bile “Türk Başbakanı’nın burda olduğuna dair bilgimiz yok” dediği bir geziydi bu. Biliyorsunuz mesele 4 bakan meselesi değildi. REİS’ti. Önce bunlar Yüce Divan’a gönderilecekler, sonra da REİS.
7 Seçimden hemen sonra “başkanlığı getirmek istedik, halk yetki vermedi” açıklaması yapar. 9 Hoca artık REİS’i devirmenin tek yolunun başkanlık yolunu kapatmak olduğuna kanaat getirir. Bunun içinde mutlaka koalisyon yapması lazımdır. Koalisyon hükümetinden başkanlık sistemine “olur” vermesini beklemek imkansız olduğu için hoca “koalisyon da koalisyon” diye tutturur. Fakat muhalafet son derece nazlıdır. Buna rağmen Kılıçdaroğlu “koalisyonu Erdoğan istemiyor” türünden açıklamalar yapmaya başlar. Hoca bu açıklamalara hiç itiraz etmez. Halbuki REİS hocaya “koalisyon kurabilirsen kur ama ısrarcı olma, partiyi aciz gösterme, en kötü ihtimal erken seçime gideriz” diye defaatle söylemiştir.
12 Hoca artık kendisine ait müstakil bir medya kurma vaktinin geldiğine KARAR verir. (Söylemeye gerek var mı bilmem: Bir siyasetçinin kendine ait yeni bir medya kurması, kendine ait yeni bir parti kurmasından farksızdır.) Basın danışmanı Osman Sert’in desteğiyle KARAR’ı kurar. 13 Eylül’de MKYK’yı baştan sona kendi şekillendirmek isteyen hocaya karşı, REİS’in talimatıyla Binali Yıldırım devreye girdi. 1353 delegenin 900’ünün imzasını topladı. Sonra da Abdülhamit Gül’den Mehmet Muş’a, Berat Albayrak’tan Ayşenur Bahçekapılı’ya kadar REİSçi pek çok isim MKYK’ya girdi. Gül’ün ekibi (Hüseyin Çelik, Ali Babacan, Mehmet Şimşek vs.) ise safdışı edildi.
15 Bitmedi! Hoca PKK’ya yönelik olarak “2013 Mayıs şartlarına dönülürse her şey konuşulabilir” diye bir açıklama yaptı. Barış zamanında savaşı konuşan ne kadar hainse, savaş zamanı barışı konuşan da işte o kadar haindir. 19 Her işte çuvallayan hocamız artık ne yapacağını, REİS’i nasıl görünmezleştireceğini, kendisinin nasıl varlık göstereceğini şaşırır hale geldi. “Schengen vize anlaşmasını dört ay öne alacağız. Bu bizim başarımızdır” türünden laflar etti. REİS “artık yeter!” dedi ve patladı: “Başbakanlığım döneminde Schengen’in Ekim 2016’da uygulamaya gireceği açıklandı. 4 ay öne çekmenin kazanım gibi sunulmasını anlayamıyorum. Küçük şeylerin büyük kazanım gibi sunulmasına üzülüyorum.”
23 Beştepe’ye karşı paralellerin “İsrafsaray” hakaretleri, 250bin dolarlık masa iftiraları kol gezer, REİS bu kepaze ithamlarla boğuşurken bir kez olsun sesini çıkarmayan hocamızın partisi; Can Dündar serbest bırakılınca, sevinçle karşıladı. REİS “karara saygı duymuyorum” deyince, hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş çıkıp “Cumhurbaşkanı’nın şahsi fikridir” diyerek makamı küçümsemeye kalktı. 24 REİS’in “yalan söyleyen zat” dediği, “paralel için cübbemi giyerim” diyen Arınç, Manisa’da özel törenle hocamız tarafından karşılandı ve ağırlandı.